Yani bir yazımızda da siyasileri eleştirmemeyi çok isterdik. Hatta gönül isterdi ki övgüler yağdıralım ama gerçekçi olarak. Yaranma, hoş görünme uğruna değil... İktidarda kalmak uğruna siyasette her şey mubahmış gibi bir anlayış hüküm sürüyor ne yazık ki... Gerçekleri görmeme, başkalarının yaptığı güzellikleri, hizmetleri yok sayma, “Güzel olan iyi olan ne varsa hepsini biz yaptık. Olumsuz, kötü ve zararlı işleri ise başkaları...” anlayışı ile karşı karşıyayız. Bütün bunları yaparken de abartı, şatafat ve takiyeden de hiç kaçınmıyorlar.
“Asgari ücrete son 50 yılın en yüksek zammını verdik” diyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın arkasından da o günleri gayet iyi bildiğini ve unutmayacağını bildiğimiz Sayın Cumhurbaşkanı’nın da aynı açıklamayı yapması sadece bizi değil, o yılları yaşayan ve bilenleri sükût-u hayale uğratmış ve hayretler içinde bırakmıştır.
Bırakın 50 yılı daha 25 yıl önce 54. Hükümet’in Başbakanı merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’mız asgari ücretliye %102, Bağ-Kur emeklisine de %300 zam verdi. İşçiyi, memuru, engelliyi, üreticiyi ve toplumun bütün kesimini refaha kavuşturdu. Ayrıca bunu yaparken de enflasyonu aşağıya çekti, hiçbir yerden borç almadı, denk bütçe kurdu. Üstelik bütün bunları bir yıl içerisinde, 19 yılda değil... “Ben bunu yaptım” diye de övünmedi. “Vatandaşın tabii hakkıdır, bu bir ulufe değildir” dedi. O günleri yaşayan herkes bunu bilir ve hocayı hayır ile yâd eder. Burada da beklerdik ki, sağlığında kıymetini bilmediniz bari şimdi hiç olmazsa yaptığı hizmetlere saygı gösterilsin de hayır ile yâd edilsin.
Hayatı lüks ve şatafat içinde geçen artistler vatandaşa yoksulluk edebiyatı tavsiye edemez. Damdan düşenin halini ancak damdan düşen bilir. Yoksulluğu yaşamadan yoksulluğu anlayamazsınız. Onun empatisi olmaz. Bir takım algılarla toplumu bulunduğu hale alıştırarak razı ederek, koyun gibi uysal hale getirdiler. Yani haksızlığa, zulme karşı susan ve hak aramayan bir toplum... İşte bariz örneği:
Kahramanmaraş’ta engelli bir vatandaş, bir siyasi liderin karşısına çıkıp, “Ben %80 oranında engelliyim. 650 TL aylık alıyorum ve gül gibi geçiniyorum” diyor. Biz de bir engelli olarak bunu şiddetli bir biçimde kınıyoruz. Bu, engelli olamaz. Eğer olsaydı, %80 oranında raporu olan engelli aylığının 650 TL olmadığını bilirdi. Engelli aylığı ne kadar olursa olsun onunla hiç kimse geçinemez. Olsa olsa bu şahıs ya dilencilik yapıyordur ya da birilerinin piyonudur. Bu ve bunun gibi insanlar var olduğu müddetçe fakirlik, yoksulluk millet için kaçınılmaz olacaktır.
Medyada birileri de var ki, ekonominin çıkmazına karşı cevap bulamayınca, “ Dolar âşıkları, doların resmi para olduğu yerlere gitsin” demiş. Bize göre bu da bir engelli. Bu ülkeyi doların memleketi haline getirenlerden hesap soracağı yerde ithamda bulunuyor. İktidar da dövizin bu denli artmasının sebebi dış güçler diyordu. Biz de olabilir mi acaba diye düşünmedik değil. Ama bir de baktık ki bir gecede dolar ve euro 6 TL, altın ise 300 TL düşebiliyor. O zaman bu dış güçler bir geceliğine tatile mi çıktı, yoksa para babaları köşeyi mi döndü? Hangisi doğru bilemiyoruz, bize karanlık. Her ne olursa olsun altın, dolar, euro çıksa da inse de zengin daha zenginleşiyor, olan da fakir ve garibana oluyor. Aslında konunun özeti ve hülasası bu... Yine dualarımızla nihayet veriyoruz. Allah beterinden korusun. Âmin, vesselam...