Sene 2003… Irak, Amerika tarafından işgal edilmiş. Bizler Saadet Partisi Genel Merkezi’nde aylık il başkanları toplantısındayız. İl başkanları toplantısına konuşmacı olarak Erbakan Hoca’mızın katılmasını bekliyoruz. Vakit saat geliyor. Erbakan Hoca’mız konuşmaya başlıyor. Tekvir Sûresi’nin ilk ayetlerinin meali dökülüyor dilinden: “Güneş dürüldüğünde, yıldızlar söndüğünde, dağlar yürütüldüğünde, değerli mallar bırakılıverdiğinde, vahşiler toplandığında, denizler ateşlendiğinde, nefis gerçekleştiğinde, diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda, hangi günahtan öldürüldü, diye.”

            Erbakan Hoca’mız bundan sonraki toplantılarında en fazla bu ayetleri okuduğu eğitimlerde, toplantılarda tuttuğum defterlerde kayıtlı. “Diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğunda”… Zihinlerde kıyamet sahnesi canlanıyor. “Güneş dürüldüğünde”… Yani artık hiçbir güç sahibinin gücünü kullanmayacağı o güne vardığında. “Yıldızlar söndüğünde”… Yardım için elde tutulan hiçbir şeyin öneminin kalmadığı zamana ulaşıldığında…

            Sûre devam ediyor: “Sahifeler açıldığında, gökyüzü yüzüldüğünde, cehennem alevlendirildiğinde, cennet yaklaştırıldığında, kişi kendisi için önceden ne hazırladığını bilecek.”

            Evet, Irak’a cehennemi yaşatanlara bir gerçek hatırlatılmalıydı o zaman. Dünyanın bu dünyadan ibaret olmadığı. Masumların ahının yerde kalmayacağı.

            Ekranlarda uzman olarak, analist olarak konuşanlara da hatırlatmak gerekiyor bu ayetleri. Hatırlatmak gerekiyor; ellerinde siyasi, ekonomik, diplomatik güç varken sadece yas ilan edip miting yapan ülkemiz iktidarına; toplanıp toplanıp kınamadan öteye gitmeyen İslam İşbirliği Teşkilatlarına ve Arap Birliği’ne; kahve-kola üzerinden boykot yapmayanları kınarken destek verdiği siyasi partinin, işgalci ile devam eden ticari ilişkilerine ses etmeyenlere, yıllardır sürecin buraya geleceği belli iken Müslüman toplumlarını bilgilendirmeyen, uyandırmayan sözüm ona aydın ve edebiyatçı taifesine! Hatırlatmak gerekiyor: “Diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğunda”…

            Kasım’ın yirmisi “Dünya Çocuk Hakları Günü”ymüş. İşgalci, beş binden fazla çocuk katletti. Saldırılardan kolunu, bacağını ya da herhangi bir uzvunu kaybederek hayata devam edecek onlarca çocuk. Günlerdir susuz bırakılan, en temel ihtiyaçlarından uzak kalan çocuklar. Annesiz, babasız kalan; ailesinden tek bir aile üyesi kalmayan çocuklar. Soy kütüğü tamamen yok edilen aileler…

            “Diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğunda”… O gün geldiğinde kim, nereye sığınacak? Hangi oluşturulan algılar Allah’ın karşısında bir mazeret olacak? Hangi ameli işleyenler hesabını vermiş olacak? Günü birlik, seçim kazanmaya yönelik çalışma yapıp, işgalci ile siyasi, diplomatik, ticari ilişkilerine devam edenleri Allah’ın gazabından kim kurtaracak?

            Dünya Çocuk Hakları Günü’ymüş!..

            Erbakan Hoca’mızın Irak işgalinden sonra hatırlattığı o ayeti şimdi biz hatırlatalım: “Diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğunda, hangi günahtan öldürüldü?” diye.

            “Sahifelerin açıldığı” o güne, annenin çocuğundan dahi kaçtığı o güne, dünyada güç sahibi kimselerin hiçbir sığınak bulamayacağı o güne doğru hızla gidiyoruz. Herkes amelini ona göre hazırlasın! Zira kimse bu dünyada kalıcı değil!