Dinlerarası Diyalog, bir Vatikan projesi.
“Diyalog” adlı misyonerlik faaliyetinin esas hedefi Müslümanlar, ümmet.
Papa II. John Paul, şunu açıkladı, yıllarca önce;
“Dinlerarası diyalog, kilisenin Hıristiyanlaştırma yani misyonerlik faaliyetlerinin bir parçasıdır.” Nokta.
Ama devam edelim…
Papa’nın bu açıklaması istikametinde harekete geçen Vatikan’ın önemli iki alt kuruluşu, Dinlerarası Diyalog Konsili ve Halkları Hıristiyanlaştırma Konfederasyonu, 22 Ocak 1991’de ‘Diyalog ve Davet’ adlı ortak bir bildiri yayınlayarak Papa II. John Paul’ü teyit etti.
Peki, bu Dinlerarası Diyalog salatası ve safsatasının, ifsad çalışmasının ana amaçları nelerdir? Özetleyeyim;
* Noel Baba, Saint Valentin, Azize Teresa gibi tanınmış Hıristiyanların Müslümanların kendi mübarek şahsiyetlerinin yerine zihinlerde yer etmesine ve algı meydana getirmesine,
* Kilise’nin gizli ya da aşikâr para desteğine zemin hazırlanmasına ve bunların insânî yardım olarak algılanmasının sağlanmasına,
* Hıristiyan örf ve âdetlerini bilmenin ve bunları savunmanın insanı entelektüel, hoşgörü sâhibi, ayrıcalıklı ve hatta kahraman kılacağı fikrinin yerleşmesine,
* Müslüman örf ve âdetlerinin yıpratılmasına,
* Hristiyanlığın i›tibâr ettiği mucizelerle ve aziz saydığı kişilerle ilgili hikâyelerin Medya›da ve çocuk kitaplarında yaygınlaştırılmasına,
* İslâm inançlarında şüphe uyandıracak yayınlar, münâzaralar yapılmasına,
* Hıristiyan örf ve âdetlerinin sinsice kamu hayatına sokulmasına,
* Birtakım hakların elde edilmesi için aracılık edilmesine, baskı grubu oluşturulmasına,
* Vatikan›ın ve Haçlıların uzun vâdeli politikasına hizmet etmektir.
***
Tüm bunlardan sonra sormak istiyorum;
- Son hain, alçak ve işgalci darbe girişimi, bu Dinlerarası Diyalog safsatasının/salatasının, ortaya karışık ne idüğü “belirli” hedefin neresindeydi?
Sağında mı, solunda mı, doğusunda mı, batısında mı, kuzeyinde mi, güneyinde mi?
Yoksa tam “ortasında” mı?
Peki, ya sizce?
İÇ GICIKLATAN FOTOĞRAF!
İstanbul’un en merkezi mekânlarından biri…
Her gün belki on binlerce yolcunun uğrak yeri.
Cevizlibağ’dan bahsediyorum.
Cevizlibağ’da, Polis evinin hemen üzerinde, E-5’e bakan kısmında dev bir reklam panosu var.
Zaman zaman değişiyor, reklamlar.
Panoya konulan son reklam, isim vermek istemiyorum, ünlü bir firmanın ünlü bir ürünü.
Ama tanıtımı için öyle bir metod seçilmiş ki…
Reklamda kullanılan fotoğraf, deyim yerindeyse, tam anlamıyla “iç gıcıklayıcı” türden…
Son günlerde mail ve telefonlarla bana ulaşan okurlar, “Kullanacak başka fotoğraf mı yoktu?” görüşlerini bildirdiler.
Ben de bu görüşleri, ilgili firmanın ve bu panoyu kiraya veren şirketin yetkililerine buradan iletiyorum…
ZEYTİNYAĞLI YİYEMEM AMAN! BASMA DA FİSTAN GİYEMEM AMAN!
Ünlü bir şovmen... Siz anladınız...
İşte o şovmenin insanının “felek”ini şaşırtan yandan “çarklı” programında sık sık şu parça çalıyor;
«Zeytinyağlı yiyemem ammaan... Basma da fistan giyemem ammaan...»
Sayın ünlü şovmen!
Zatıalinize işte buradan sesleniyorum.
Bu parçanın son derece çarpıcı bir öyküsü var.
Oyuna geliyorsun.
“Yahu, nedir bu öykü? Nasıl oluyor da böyle oluyor?” diyorsan şu satırları bir oku, hele;
“Marshall yardımının koşullarından biri Türkiye’nin ABD’den mısırözü yağı almasıdır.
Marshall Planı 2. Dünya Savaşı sonrasında 1947 yılında önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konan ABD kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir.
Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca ABD’den ekonomik kalkınma yardımı almıştır.
ABD geçmişten beri dünyanın en büyük mısır üretici ülkesidir.
ABD birikmiş olan mısır dağlarını eritmenin bir yolu olarak mısırözü yağı ihracatını keşfetmiştir.
Buna koşut olarak Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur.
Yine aynı dönemde yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek bir katliam yapılır.
Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD tarafından dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı TL karşılığı satılır.
Türk insanı zeytinyağından soğutularak mısırözü yağına ve margarine alıştırılır. Bu amaçla zeytinyağı ‘ısınırsa kanser yapar’ gibi yalanlar uydurmaktan da geri kalınmaz.
Hâlbuki zeytinyağı halk ağzındaki deyişiyle dumanlaşma derecesi en yüksek (en zor yanan) sıvı yağlardan biridir.
Bununla da kalınmaz, kötülemek için tıpkı bugün yapılan halkla ilişkiler endüstrisi çalışmaları gibi, ‘Zeytinyağlı yiyemem aman / Basmadan fistan giyemem aman...’ diye türkü sipariş edilir ve ülkenin en popüler türküsü yapılır.
Katı yağ/margarine mahkûm edilen halk, 20-30 yılda bir kaşık yağa bile muhtaç hâle getirilir.
Basma giyen kadınlar, plastik giysilerle tanıştırılır…”
***
Bu ilginç satırlar, Prof. Kenan Demirkol’a ait.
Zeytinliklerimiz bir bir yok ediliyor.
Yırca’da, termik santral yapılmak üzere 6 bin 666 zeytin ağacı kökünden söküldü.
Önemli bir Hükümet yetkilisi de, mealen, “Ne olacak yani, dağ taş zeytinlik dolu…” sözleriyle bu katliama dolaylı da olsa destek oldu.
***
Şimdi…
Acaba diyorum, acaba; yeni bir Marshall Planı uygulanıyor da haberimiz mi yok!
Şu Joe bir gelsin de görelim; ak koyun kara koyun belli olacak.
Eteğinde hangi taşlar var, göreceğiz Biden’in!
***
Sevgili şovmen kardeşim, şimdi ne demek istediğimi anlatabildim mi, acaba?
Bana kalırsa o programı hiç yapma daha iyi. İhtiyacın mı var sanki! Ama hiç olmazsa “sömürü düzeni”nin “çark”larına hizmet eden o parçayı çaldırma!
Çok mu şey istedim!