İstanbul’da bir ilçe müftülüğü tarafından Kur’an kursu öğrencileri arasında düzenlenen bilgi yarışmasında “itikadda mezhebimiz nedir?” mealinde bir soru soruluyor ama bu soruya hiçbir öğrenci doğru cevap veremiyor. Bunun üzerine imtihan komisyonu araştırma yapıyor ve bu sorunun kitapta olmadığını ve dolayısıyla işlenmediğini bunun için de doğru cevap verilemediğini tesbit ediyor ve sorunun iptali isteniyor.
Yıllardır İslam mezhepleri hakkında kara propaganda yapanlar, mezheplerin insanları böldüğünden, vahdeti ortadan kaldırdığını iddia edenler maalesef hedeflerine ulaşmış gibiler. Hâlbuki ülkemizde bir mezhep sorunu asla yaşanmamıştır. Özellikle Hanefi ve Şafiilerin birlikte yaşadığı doğu ve güneydoğu illerimizde iki mezhep mensupları birbiriyle iç içedir ve asla bu iki mezhep mensupları mezhep taassubu yüzünden birbirleriyle davalık olmamıştır. Dönem dönem ülkeyi karıştırmak isteyenler alevi kartını ileri sürerek bazı karışıklıklar meydana getirilmişlerdir ama Alevilik bir mezhep değildir. Bu nedenle de bu kanaldan açılan gedikler nedeniyle çıkan olaylardan İslam’ın itikadi ve fıkhi mezhepleri sorumlu tutulamazlar.
Bugün din konusunda kim ne kadar sapıkça fikirler açıklarsa açıklasın bunlar mutlaka sayısı azımsanmayacak bir grup tarafından alıcı bulmakta ve bu sapık fikirlerden mutlaka birileri etkilenmektedir. En son bir sapık çıktı ve sünnetleri tahkir konusunda “peygamberin anası yoktu, sen niye sünnettir diye ananı öldürmüyorsun” diyecek kadar ileri gitti. Bu ne hastalıklı ve aşağılık bir ifade. Bu şahıs bu zırvalarını bir çölde, kimsesiz bir yerde lakırdamıyor, aksine onlarca insanın içerisini doldurduğu bir salonda yapıyor ama kimseden itiraz gelmiyor.
Esasen bu ve benzeri şahıslar devamlı olarak fikri bağımsızlıktan ve mezhep taklitçiliğinin düşünceyi, bağımsız karar vermeyi yok ettiğinden dem vururlar. Bu söyledikleri tabii iftiradan ibarettir. Zira İmam Azam gibi ilmin zirvesi olan bir şahsiyete daha kendi hayatında talebeleri İmam Ebu Yusuf, İmam Muhammed ve İmam Züfer itiraz edebilmişlerdir. Ama kendilerinin güya mezhep taassubundan uzak olarak yetiştirdikleri ve sözde “Kur’an talebeleri” diye lanse ettikleri bu şahıslar kendileri karşısında adeta dillerini yutmuş birer put gibi oturmaktadırlar. Demek ki mesele başka. Mesele insanları mezhep bağından koparıp kendilerine bağlamakmış. İnsanların İmam Azamı, İmam Şafii taklit etmesi caiz değil ama kendilerini dinleyip itaat etmeleri caiz. Zira bir bütün olarak İslam fıkhı her seviyeden insanın anlayacağı açıklıkta ve netliktedir. Bu alanda bir eğip bükme yapmaları mümkün değildir. Bu netlik nedeniyledir ki en basitinden bir ilmihal kitabı okumuş kişiler dahi bu heriflerin tuzağına düşmezler.
Nitekim bu şahıslar aynı zamanda İmam Hatip okullarının da düşmanıdırlar. Çünkü İmam Hatiplerde az da olsa bir mezhep bağımlılığı oluşturulmakta ve bu türden sapık fikirler İmam Hatip nesli arasında yayılamamaktadır. Bunun için İmam Hatiplere sahip çıkmalıyız ve çevremizde herkesi çocuklarını İmam Hatiplere vermeleri konusunda uyarmalı, teşvik etmeliyiz.
Ehli Sünnet orta yoldur. Bu orta yol da mezhepler aracılığı ile korunmaktadır. Dört mezhep adeta kubbeyi ayakta tutan dört fil ayağı gibidir. Bunların hepsi birbirine muhtaçtır ve İslam bu dört mezhebin tümüdür. Dolayısıyla da bu dört ana mezhep arasındaki ihtilaflar Müslümanlar arasında bir sürtüşme, bir ayrışma vesilesi olamaz. Bunların varlığı zahmet değil rahmettir.
Kur’an Müslümanlığı adı altında din düşmanlığı yapanların hadis inkârcılığı yanında mezhep düşmanlığı da yapmaları bir tesadüf değildir. Bunlar aynı zamanda kadim ulemanın da kadru kıymetini sıfıra indirmek için gayret eden sapıklardır. Zira bu kadim ulemanın arkada bırakmış olduğu her birisi başlı başına bir hazine değerindeki eserleri bu haddini bilmez şımarıkların önünden çok büyük engeldir. Bunlar bugün tıpkı Mu’tezile gibi davranmaktadırlar. Mu’tezile nasıl ki ortaya çıktığında aklı ön plana çıkarmış ve nassın önüne koymuş olduğu halde, kendi düşüncelerine aykırı fikir bayan edenlere tahammül gösterememiş ve onlara fiziki işkence uygulattırmışsa bugünün sapıkları da aynı yoldan gitmekte ve kendileri gibi düşünmeyen herkesi –cehaletleri paçalarından dökülmesine rağmen- cahillikle ve sapıklıkla itham etmektedirler. Bu tür aklı karışık inanların zehirli fikirlerinin önüne geçmenin en kestirme yolu herkese öncelikle basit fıkıh bilgilerinden oluşan bir ilmihal kitabı okutmak olacaktır. Nitekim Osmanlı’da da bu yapılmış ve basit bir dille yazılan “Mızraklı İlmihal” isimli kitap her kes okusun diye her tarafta dağıtılmıştır.