Yıllardır dinin devletten ayrılması çabalarına çok büyük
itirazlar ettik. Din yaşamımızın da yasamamızın da her anında olmalı dedik. Ve
bize bunu dikte etmeye çalışanlara içten içe buğz ettik. Fakat garip bir şey
oldu ve zamanla kızdığımız, kabul etmek istemediğimiz şeyi yaparak, dini
devletten, devleti dinden ayırdık. Çünkü siyaset denen şeyi bize anlatıldığı
şekilde yorumladık. Onun çağımızın ve toplumumuzun bir cihadı olduğunu
anlamadık. Ve böylece yaşanacak tüm sıkıntılara kapı aralamış olduk...
Ya siyaset, ya din Ya politika, ya ilim Bu ikisi
birbirine zıt oldu hep ve siyasilerle din adamlarının arasında hep bir uçurum
oldu. Din adamlarımız, âlimlerimiz, insanlığı ıslah ile meşgul olanlar herkesin
siyaset diye bildiği şeye, kendi tabirleriyle bulaşmadılar. Siyasetle iç içe
olanlar ise yapmaları gereken ibadetlerini yerine getirip din ve ilme ait diğer
birçok şeyden kendilerini uzak tuttular. Oysa ne ilimle uğraşan siyasetten ne
de siyasetle uğraşan ilimden muaf tutulmuyordu. Herkesin her ikisiyle de alakadar
olması gerekiyordu.
Bir insan düşünün ki belli bir yaşa gelmiş ama yaşadığı
ülkeyi kimin yönettiği bilmiyor. Gidip Sen benim vekilimsin dediği insanların
onu ne şekilde ve nerede temsil ettiğini görmüyor. Ya da içinde bulunduğu
dünyanın kimlerin etrafında döndüğünü umursamıyor. Ama sürekli ilimle meşgul.
Sürekli dini açıdan kendini daha fazla geliştirme çabasında. Okuyor, dinliyor,
yazıyor, mütalaa ediyor...
Bir başka insan düşünün, o da gençliğini siyaset diye
görünen cihad diye okunan bir oluşumda geçirmiş. Kapı taramaları, konferanslar,
mahalle çalışmaları, sohbetler... Ama dini açıdan kendine hiçbir şey katamamış.
Eline faaliyet bülteni haricinde hiçbir ilmi kitap alamamış. Çalışmalara
koşturmaktan Kelam-ı Kadim e vakit ayıramadığı gibi namazlarını dahi alelacele
geçiştirerek kılmış.
Ne acı değil mi Ne büyük bir yara Ciltler dolusu
kitaplar okuyan ve yazan insanların dünya oyunlarını okuyamaması ve dünyanın
gidişatını az çok bilen insanların da dinine ait bir şeyler okuyamaması. İlim
ehlinin devlet ehline sahip çıkamaması, devlet ehlinin ilim ehlinden istifade
edememesi
Bugün içimiz yanıyor. Ülke hiç böylesi bir girdaba
sokulmamıştı. Koskoca bir millet üstelik inanan insanların eliyle hiç bu kadar
darmadağın edilmemişti. Ahlak ve maneviyat hiç böylesi yerlerde sürünmemişti.
Kirli ellerle dinimiz, diyanetimiz hiç bu denli kirletilmemişti. Aile bağları
koptu, kardeşlik köprüleri yıkıldı, vatan sevgisi yüreklerden söküldü
Tüm bunlar olurken yalnızca kendi dinini yaşayıp dini
faaliyetlerini yerine getirmeyi yeterli gören insanlar var. Devleti kim
yönetirse yönetsin umursamayan... Namazını kılıyorlar ya o yeter. İlim
meclislerinde bulunuyorlar ya o yeter
Yahut siyaseti kendine tek meşgale yapmış insanlar
Dünyanın nasıl ve hangi merkezler tarafından yönetildiğini biliyor olmasının ya
da gündemle çok fazla içli dışlı bulunmasının, kendini diğer insanların önüne
geçirdiğini zannedenler. Hocasının Allah a kul olmayan davasına er olamaz
uyarısını sadece sloganda bırakanlar
Oysa bir mü min her ikisini de tutup kaldırmalı. Hem
siyasetiyle ilgilenerek cihad yapmalı hem de bunun yanında kendini ilimle
kuşatmalı. Medine ye gittiği zaman dinini rahat bir şekilde yaşayabileceği
halde bununla yetinmeyip İslam Devletini kuran Nebisini iyi okumalı
Gencecik bir fidanken kendini ilme adayan Abdülaziz
Bekkine Hazretlerinin, Mehmet Zahit Kotku Hazretlerinin dizinin dibinden
ayrılmayan ama sadece bunu yeterli görmeyip hocalarının da desteğiyle siyasete
atılan Erbakan Hocasını iyi anlamalı. Bir şehirden başka bir şehre giderken
zikirlerini çekmeye ancak fırsat bulan, köy köy, kahve kahve dolanıp insanlara
Hakkı anlatan ve her cümlesini de zihnine, yüreğine kazıdığı ayet ve hadislerle
donatan, siyasete cihad bakışını getiren bir insanın mirasına sahip çıkması
gerektiğini idrak etmeli...
O halde artık yıllardır yaptığımız hataları telafi etme
zamanı...
Bir ayda bir kitap bile bitiremeyen, ömründe bir kez dahi
İlmihal okumayan, meal hatmetmeyen kimselerin Yeni bir Dünyayı kuramayacağını
anlama zamanı. Hakeza Siyonizm belası dünyanın başına dertken bizim âlim
olmamızın, alimlerle aynı meclislerde bulunmamızın yeterli olmayacağını idrak
etme zamanı. Bizim hac ibadetini yerine getirmek için bindiğimiz uçaktan bile
Siyonizm e para gittiğini bilmek ve ömrümüzü onlarla mücadeleye adama zamanı.
Evet, bizler insanlığa umut olan son ümmetiz. Bizler kara
kışın içinde Hocamızın başlattığı baharın çiçekleriyiz. Solmaya hakkımız yok,
durmaya hakkımız yok, kendimizi sınırlandırmaya hakkımız yok. Din de bizim,
devlet de. Siyaset de bizim, ilim de. Birini tutup diğerini bırakma lüksümüz
yok. Kuran nizamını tüm dünyaya hâkim kılana dek çalışacağız. Fakat Kur an ın
hükümlerini bir taraftan da kendi hayatımıza yansıtacağız