Kadîm dostlarla bir araya geldiğimizde eski günleri yâd
ederiz. Eski günler dedikse, 30-40 yıl öncesini değil, yüz-iki yüz yıl öncesini
hatırlarız. Bugün elimizden çıkmış olan beldeleri teker teker sayarız. Fırsat
bulursak da burnumuzun dibindeki yerlerimize bakmaya gideriz. Bilhassa da Yunanistan
ve Bulgaristan sınırlarımızın ötesindeki yerlerimize Son gezimizde bir
arkadaşımız, Dimetoka yı görelim! dedi. Hepimiz heyecanlandık, hep birlikte
görelim! dedik ve yola koyulduk. Az gittik, uz gittik, Meriç ilçesini geçtik,
Meriç nehrinin kenarındaki Serem köyüne vardık. Başımızı kaldırınca da
Dimetoka yı gördük. Elimizi uzatsak dokunacakmışız gibi bize yakındı. Ama şimdi
bizden çok uzaklaşmıştı. Daha doğrusu uzaklaştırılmıştı.
Şimdi bazılarının, Dimetoka neresi Dimetoka dan bize
ne dediğini duyar gibiyim. O arkadaşlara söylemek isterim: Öyle demeyin
hemşerim! Dimetoka, Rumeli de ilk fethettiğimiz yerlerden biridir. Bizim için
İstanbul dan da eskidir. Yaklaşık beş yüz yıl bizim olmuş bir serhad
şehrimizdir. Dimetoka nın Edirne den, Diyarbakır dan ne farkı var Hiçbir farkı
yok. Tek farkı, bizden koparılmış olması. Geride acılarla dolu hâtıralar
bırakması İşte şimdi yüreğimizden vurulduk. O günleri hatırlayınca bir tuhaf
olurum. 8 Ekim 1912-30 Mayıs 1913 tarihleri arasında cereyan eden Balkan Savaşı
esnasında, yaklaşık 10 ayda 7 ülke kaybetmiştik. On binlerce kilometrekare
toprak parçası, yüzlerce şehir ve ilçe, binlerce kasaba ve köy Bunların yanı
sıra, yüz binlerce Müslüman hunharca katledilmişti. Yüz binlercesi de
asırlardır üzerinde yaşadıkları ata-dede topraklarından ayrılıp muhacir
olmuştu.
Biz bu hatıraları yâd ederken yolumuz yine kadîm
dostlarımızdan Mehmet Parlak ın vazife yaptığı ilçeye düştü. Yaklaşık 42 yıl
önce şehrimizde yüksek tahsil yaptığı sırada tanışmıştık. Meğerse bizim Mehmet
de Dimetoka lıymış. Sağolsun bizi misafir etti. Çay faslında kendisinden
Dimetoka ile ilgili hâtıralarını dinlemek istedik. Anlattı. Anlattıkları yakın
tarihimizin hicran dolu bir sayfasıydı:
Biz Demitoka deriz. Babaannem oralıdır. Balkan savaşı sırasında
Bulgarlar saldırdığında ailesi darmadağın olmuş. Babaannem o sırada 17-18
yaşlarında. Babası Hasan Hulusi, asker olan abisi ve öğretmen olan kız
kardeşini kaybetmiş. O kargaşada herkes can derdine düşmüş, kimse kimseyi
görmemiş. Bulgarlar bütün Müslümanları camilere toplayıp yakmışlar. Bir kadın
en küçük çocuğunu alarak kaçmış. Geri döndüğünde bakmış ki bütün çocukları
öldürülmüş. Babaannem diğer muhacirlerle birlikte Anadolu ya sığınmış. Silivri
/ Velimeşe deki çiftlikte Dedemle tanışıp evlenmişler. Dedem de Selanik
muhaciri.
Bir ara, anlaşma oldu, tekrar memleketinize
dönebilirsiniz denilmiş. Babaannem ve dedem yola koyulmuşlar. Ancak tekrar
saldırı olunca, yine Anadolu ya doğru göç etmişler. Yolda Babaannem vefat
etmiş. Babam henüz çocukmuş, bir halam henüz kundaktaymış. Babaannem genç yaşta
üzüntüden vefat etmiş. O kundaktaki halamı evlatlık vermişler. Onu alan aile
Bursa ya yerleşmiş. Babam sonraları bu kız kardeşinin izini sürmüş, ancak
bulamamış. Bu muhâceret esnasında Karaağaç ta soğukta 40 gün beklemişler. Ağaç
kabuğu yemişler.
Mehmet kardeşim, babasından duyduklarını bu şekilde bize
naklederken hüzünleniyor. Anadolu da binlerce insandan buna benzer muhâceret
hâtıraları dinleyebilirsiniz. İşte böyle hemşerim. Dimetoka deyip geçme. Beş yüz
yıl bizim olan bir diyarımızdı o. Şimdi nazlı Meriç in kıyısında o bize, biz
ona hasretle bakıyoruz. Tıpkı Meriç in batısındaki kısa zamanda kaybettiğimiz
bütün topraklarımıza baktığımız gibi