Bismillahirrahmanirrahim;
Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.
Devlet; sınırları belli olan bir ülkede yaşayan insanların kurduğu siyasi, hukuki, idari mahiyetteki merkezi örgütlenmedir. Devlet; kuruluş tarzı, takip ettiği siyaset, temsil ettiği zihniyet ve iktidarın mahiyeti bakımından: Adil devlet, kapitalist devlet, sosyalist devlet, faşist devlet, zalim devlet gibi isimler ile vasıflandırılır.
Akıl; bağlamak, engel olmak, tutmak, diyet vermek, idrak, düşünme ve muhakeme kabiliyeti, kavrama, insanların tehlikeye düşmesine engel olan şey ve bilgi elde etme gücüdür. İnsan; hakkı batıldan, hayrı şerden, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, faydalıyı zararlıdan, adaleti zulümden aklıyla ayırır. Akıl, insana verilmiş manevi bir kuvvettir ve iki şeyden neyin hak ve hayır, neyin batıl ve şer olduğunu idrak etmekten ibarettir. İnsan bu güç ile olumlu veya olumsuz bilgileri elde eder. Akıl, insana verilmiş en kıymetli özelliktir. İnsan; bu özelliği ile hidayet yolunu bulur ve kendisini her türlü tehlikelerden korur. Akıllı kimse, arzularını din ve düzen olarak İslam’a tabi kılan, kendisini ölümünden sonraki ebedi hayat için hazırlayan kimsedir.
İslam; Rahman ve Rahim olan Allah Teâlâ’nın bu sıfatlarından dolayı, insanların dünya ve ahiret saadetine ulaşabilmesi için onlara gönderdiği saadet yoludur. İslam; Allah’ın kullarına en büyük ikramıdır. İnsanlar, bu saadet yolunu esas alırlarsa, bu saadet yoluyla gösterilmiş Hak ve Adalet ölçülerine dayanan “Adil Bir Düzen” kurarlarsa, Allah Resulü Hz. Muhammed’i kendilerine en güzel örnek edinirlerse dünyada da ahirette de saadet bulurlar. İslamsız saadet olmaz. Şayet insanlar İslam’dan başka bir şeyle saadeti bulma imkânına sahip olsalardı Allah (C.C.) İslam’ı din ve düzen olarak göndermezdi. MAİDE 3: “…Bugün size dininizi ikmal ettim, (böylelikle) size olan nimetimi tamamladım ve sizin için razı olduğum din olarak İslam’ı seçtim…” Bu böyledir; çünkü Allah, kullarından ancak İslam’ı kabul eder. AL-İ İMRAN 85: “Kim, İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” İslam; herkes için her zamanda ve mekânda mecburi istikamettir.
DEVLET AKLI
Burada iki konuyu gözetmek gerekir. Bunlar; 1. Düzen esasları, 2. Yönetim esaslarıdır. Düzen esasları denince devletin temel gayesi, insanın maddi ve manevi varlığını korumak ve onu yaşatmaktır. Devlet bu görevini, doğru hak anlayışının benimsediği hak ve adalet esaslarına uygun olarak yaparsa faydalı ve adil olur. Eğer devlet, görevini doğru hak anlayışının benimsediği hak ve adalet esaslarına göre yapmaz ise zararlı ve zalim olur. Yönetim esasları denince, bunun temelinde de sevgi ve şefkat vardır. Sevgi ve şefkat ise adalet ve merhamet ister. Yönetimde kin ve nefreti esas alan iktidar sahiplerinin topluma yansıtacağı tek şey; bunalımlar, krizler ve zulüm uygulamalarıdır. Devlet aklı bir yerde yasama ve yürütmedir. Bir ülkede yasma ve yürütme, İslam’ın benimsediği kural ve müktesebata uygun yapılıyorsa, bu ülkede huzur olur, refah olur, barış olur, kardeşlik olur. Devlet aklının İslam ile çalıştırılması bir yerde “önce ahlak ve maneviyat” esasına sıkı sıkıya bağlanmak demektir. Ahlak ve maneviyat olmadan israf, rüşvet, yolsuzluk, materyalist eğitim, faiz ve haksız vergi gibi zulüm uygulamaları önlenemez. Devlet aklının İslam ile çalıştırılması “maddi ve manevi kalkının” birlikte yürütülmesini sağlar. Bu ise ülkeyi, din ve ahlakta, ilim ve teknolojide, ekonomide, üretim ve sanayileşmede, yargıda, dış politikada çok saygın bir konuma getirir. Devlet aklı; Siyonistlerin, evangelist, Haçlı-Hıristiyan Batı’nın yanlış inanç, ahlak, eğitim, hak ve adalet anlayışına göre çalıştığı zaman, ahlakta, ilim ve teknolojide, eğitimde, ekonomide, diş politikada büyük bir fesat ve yıkım olur. Türkiye’de yaşanan kimlik ve ekonomik bunalımın temelinde, tercih edilen bu yanlış zihniyet bulunmaktadır. Türkiye yaşadığı bütün krizlerden ancak, devlet aklını İslam ile çalıştırırsa kurtulabilir.
ZİHNİYET VE DÜZEN
Türkiye’nin tarihteki şerefli yerini alsın isteyenler, parmak kaldırsın dendiğinde kaç kişinin parmağı havaya kalkar acaba? Bu sorunun cevabını vermek çok zor! Türkiye’nin tarihteki şerefli yerini alması için tespit edilen ilaç, devlet aklının İslam ile çalıştırılmasıdır. Bu ise, Türkiye’de bir zihniyet ve düzen değişikliği anlamına gelir. Türkiye; Milli Görüşe zihniyet, Adil Düzene, nizam olarak dönerse tarihteki şerefli yerini alabilir. Milli Görüşe ve Adil Düzene dönmek şu yedi şeyi benimsemek ile olur. Bunlar;
- Materyalizmden maneviyatçılığa dönmek, maneviyatsız saadet olmaz,
- Adil Düzeni benimsemek, komünizm ve faizci kapitalizm gibi zulüm düzenlerinden kaçınmak. Adil Düzen, kurtuluşun tek çaresi, Milli Görüş Saadetin tek adresidir,
- Bizim hakkı üstün tutan medeniyetimiz, kuvveti üstün tutan diğer bütün medeniyetlerden üstündür inanışını benimsemek,
- Saadet için bugünkü zulüm dünyası yerine “Yeni Bir Saadet Dünyası”nın kurulmasını esas almak,
- Bulunduğumuz tarihi dönüm noktasında, Avrupa Birliği sürecini durdurmak, D-8’i canlandırarak İslam Birliği sürecini yürütmek ve tamamlamak, bu sürecin Türkiye’yi tarihteki şerefli yerine taşıyacağına inanmak,
- Milli Görüşün uyanıklık olduğunu bilmek ve işbirlikçilikten kaçınmak ve destekçisi olmamak,
- Güncel muhafazakâr demokrat yanılgıya kapılıp aldanmamak, şartlar ne olursa olsun Saadet Partili olmak ve çalışmak hususlarıdır. Millet olarak yeniden ayağa kalkacağımız yer burasıdır. “Yaşanabilir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye, Yeni Bir Dünya” Milli Görüş’ten başka bir zihniyet ile kurulamaz. Selam hidayete tabi olanlara…