“Cennettin çocukları” da diyebilirdim. Düşünce geleneğimizde çocuk saf ve temizdir. Doğduğu andan itibaren o saf hâlin bir yansımasıdır. İnsanın ilk adımı ve başlangıcı. Geleceğin ilk adımı, düşüncemizin temel özelliği budur.

Çocuklar; babalarından, annelerinden, atalarından ötürü ne yargılanır ne de onlar hakkında bir hüküm verilir. O saf ve temiz varlıklar bugün yaşayanlara emanettir. O emanetler incitilmeden, hırpalanmadan varlıklarını sürdürmelidirler.

Depremler insanlar üzerinde hem manevî hem de maddî büyük bir sarsıntı oluşturdu. Büyükler hayata alışkındırlar. Zaman zaman iniş ve çıkışları, sevinç ve hüzünleri olur. Ölümle yüzleşirler. En yakınlarıyla da çevrelerinde bulunanlarıyla da.

Depremin büyük sarsıntısı ve yıkımının en büyük etkisi çocuklarda olur. Onlar bir anda evlerinden, anne ve babalarından, sevdiklerinden ya da bir kısmından koparlar. O neşeli ve sevinçli yüzlerini bir endişe, korku ve tedirginlik sarar. Yüzlerinin rengi kaçar. En yakın buldukları, hayatta kalan annelerinin veya başkalarının eteklerine yapışırlar. Onları avutmanın bir dili yoksa, ki olması bile çok zordur, onları oyalamak güçtür. Hangi dolaylı lafı eveleyip gevelesinler ki onlar az da olsa rahatlasınlar? Hangi dil, bakış ve yöneliş onları yatıştırır?

Dış etkiden titreyen kuşlar gibidirler onlar. Naif, çaresiz ve mazlum. Çevrelerindeki yüksek seslenişler, bağırışlar, buyruklu hötlemeler onlar için ağır birer kamçı gibidir. Ruhları zift gibi kararmış olanların gözleri başka yerde ve şeylerdedir. Onlar hiç anlamazlar neyin ne olduğunu.

Çocukların sığınacağı en güvenli yer annelerinin etekleri ve babalarının, büyüklerinin, sevdiklerinin elleridir.

Hayatın başlangıcında onlar için yaşamak bir oyun iken, birden bir karabasana dönünce asıl sarsıntı onlarda belirir, görülür.

Şeytanların, paragözlerin, hırslı ve tamahkâr kimselerin bakışları ürkütür. Onlar etrafa şeytanların ve tapındıkları paralarının, putlarının bakışıyla bakarlar. Çocuklar yaşadıkları depremlerin ardından bunlar asıl yıkıcı ve bitirici olan derin vuruşlar olur.

Çocuklar emanettir. Onları incitmeden hayata nasıl kazandırılır ona bakılmalı. Karşılıklı salvolarla birbirlerine peşrev çekenlerin alanı değildir burası. Korku senaryolarının çirkin oyuncuları olmaktan en çok onlar ürker. O dili, o bakışı bilmezler. Anlayıcı ve kavrayıcı, bir bakışı vardır onların.

Kurumlar, toplumlar, hayır sahipleri artık şu tek merkezli, bakışlı, buyuruculuklardan sıyrılmaları, inisiyatif kullanmaları, her yaralı gönüllüye koşmaları, ellerinden tutmaları güzel ve sevgi dolu bakışlarıyla onları sarmalamalı.

Dünyayı onlar için bir oyun ve eğlenceye dönüştürmeli, onlar gibi olmayı, bilmeyi becermeyi gerekli kılıyor.

Büyükler çocuklaşmalı, oyun oynamalı, oyunlarını izlemeli.

Zehirli dilliler onlardan uzak durmalı.

Oyun parkları, çadırları, eğlence alanları çoğaltılmalı. Büyük işlerine baksın, mahalle kavga ve çekişmelerini uzakta yapmalı.

Materyalist, çıkarcı, insanları şeytanlara kul ve köle yapacak anlayışlılardan uzaklaşılmalı.

Çocuklar Allah’ın özgürlüğünde büyümeli. O sevgi ruhu, aşkı onlarla yaşanmalı. Tıpkı atamız İbrahim Peygamber’in yaptığı gibi. Cennetin çocukları kıyamete kadar Hazreti İbrahim’in yanındadırlar. Ona emanettirler. Onun etrafındadırlar.

Kışları sıcacık mekânlarda, havalar ısınınca gölgeliklerde, çimenliklerde, oyun yerlerinde onlarla zaman geçirmeli. Şarkılar, türküler, ninniler eşliğinde gönülleri hoş edilmeli. Güzel ve zamanı, dönemi unutturucu masallar anlatmalı. Cennetin yolcuları gitti, geride kalanlara cenneti yaşatmalı. Depremin çocukları, cennetin çocukları olarak yaşamalı.