Bugün seçim gündeminin yoğunluğunda gözden kaçmaması gereken önemli bir konudan bahsedeceğim.

Malum depremin üzerinden iki ayı aşkın bir süre geçti. Enkazların önemli bir kısmı kaldırılırken aynı zamanda şehirlerin yeniden imar çalışmaları da başladı.

Ne var ki, bölgenin yeniden toparlanabilmesi ve düzene girebilmesi için en azından birkaç yıla ihtiyaç olduğu açıkça görülüyor.

Ve elbette yeniden toparlanma süreci yalnızca imar faaliyetleriyle değil aynı zamanda toplumun rehabilite edilmesi ve normalleştirilmesiyle mümkün hale gelebilecek.

Bu anlamda toplumsal değişmenin tüm aktörlerinin süreç içerisinde en etkili şekilde aktifleştirilmesi büyük önem arz ederken her bir şehrimizde sürükleyici niteliğiyle öne çıkan kurumlar olarak üniversitelerin başlı başına bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir.

Bilindiği üzere, depremin etkilediği şehirlerimizde İnönü, Sütçü İmam, Hatay Mustafa Kemal, Fırat, Çukurova, Gaziantep, Harran gibi Türkiye’nin yarım asırlık köklü kurumları başta olmak üzere birçok üniversite yer almaktadır.

Üniversite-kamu ve üniversite-sanayi iş birlikleri, lisansüstü eğitim imkânları ve sıklıkla düzenlenen bilimsel etkinlikler aracılığıyla bu kurumlar, toplumsal değişmeye katkı sunmakta ve şehirlerin ilmi yönlendirmelerle kalkınmasını sağlamaktadır. 

Aynı zamanda bu üniversitelerde okuyan yüz binlerce öğrencinin varlığı da şehirlerde harcama temelli ekonomik gelişmeleri sürekli canlı tutmaktadır.

Bu tespit, deprem sonrasında da üniversitelerin şehirlerin yeniden planlanması sürecinde önemli kaldıraç görevi üstleneceğini bizlere hatırlatmalıdır.

Depremin doğrudan etkilediği Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman ve Malatya illerimizdeki üniversitelerde alanında iyi yetişmiş ve birikimiyle değer katan binlerce akademisyen yer almaktadır.

Beşeri sermaye olarak bu akademisyenlerin önemli bir kısmı depremin yıkıcı etkisi sonrasında başta Ankara ve İstanbul olmak üzere başka şehirlere göç etmek durumunda kalmıştır.

Hasarın ağır, iyileşmenin vakit alacak olması alternatif arayışları gündeme getirirken imkânı bulunan akademisyenlerin önemli bir kısmının yeniden bölgeye dönme, aynı üniversitede görev alma konusunda tereddütler yaşadığı görülmektedir.

İşte tam da bu noktada akademisyenlerin gönüllülük esasıyla geriye dönüşlerini teşvik etmek amacıyla maddi anlamda iyileştirmelerin yapılması yerinde bir adım olacaktır.

Bu kapsamda üniversite ödenekleri arasında yer alan geliştirme ödenek oranlarının güncellenmesi, yayın teşviklerinin verilmesi ve lojman imkânlarının sunulması akademisyenler açısından bölgeye geriye dönüşleri daha cazip hale getirebilecektir.

Hâlihazırdaki akademisyen maaşlarının alım gücü bakımından büyük ölçüde eridiği göz önüne alındığında zaten genel olarak bir iyileştirme ihtiyacı bulunmaktadır. Bir de buna evini, eşyalarını, kitaplarını, bilgisayarını kaybetmeleri eklendiğinde deprem bölgesindeki akademisyenlerin kayıplarının telafisi için ekstra bir desteğe ihtiyaç duyması olağan görülmelidir.

Akademisyenlerin yayın performansı konusu da bu kapsamda ele alınmalıdır. Örneğin doçentlik başvurularına hazırlanan ancak depremde tüm yayın hazırlıklarını kaybeden öğretim üyelerinin olma ihtimali, üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur. Bu anlamda 2023 dönemi başvurularında deprem bölgesinden gelen başvuruların puanlamasında görece esnek davranılması düşünülebilir.   

Elbette üniversiteler ve akademik personel için ifade edilen bu hususlar farklı veçheleriyle öğretmenler, sağlık çalışanları vs. birçok branş açısından da geçerlidir.

Kalkınma, yetişmiş insan ile mümkündür. Planlanan uygulamaları hayata geçirecek, varsa nakızaları onları ortadan kaldıracak ve kurumsal aklı öne çıkartacak personel ile kâğıt üzerinde kalmayan gerçek anlamda bir kalkınmadan bahsetmek mümkün hale gelecektir.

Bu nedenle deprem bölgesinin yeniden imar sürecinde toplumsal değişmenin muharrik gücü arasında yer alan üniversiteler ve bu üniversiteleri temsil eden akademisyenler ile ilgili teşviklerin gündeme alınması yararlı görülmektedir.

Hâlihazırda Ankara ve İstanbul gibi şehirlerimizde geçici süre ile ikamet eden akademisyenlerin Ankara ve İstanbul üniversitelerinde bir araya getirilmesi, bu üniversitelerde okuyan öğrenciler ve akademik personel ile birlikte başta ders, seminer verme olmak üzere akademik faaliyetler gerçekleştirmelerinin sağlanması da yine gündeme alınmasında yarar görülen husus olarak öne çıkmaktadır.

Bu sayede bir yandan karşılıklı tecrübe aktarımı sağlanırken diğer yandan depremin psikolojik etkisinden kurtulma imkânı oluşacaktır.

Onlarca yıllık emek ile ortaya çıkan beşeri sermayenin korunması her bakımdan önemlidir. Bu hem deprem bölgesi hem de ülkemiz için bir zorunluluktur.