Bu memlekette her ağzını açan siyaset adamı demokrasiden

söz eder, herkes demokrattır. Ama bir araya gelerek Meclis te temsil edilen

partilerin demokrasinin temeli olan millet iradesinin adil olarak Meclis e

yansımasını engelleyen yüzde 10 barajını kaldırmak akıllarına gelmez,

akıllarına gelse bile işlerine gelmediği için bin bir bahane icat ederek bunca

yıldır darbe döneminden kalma yüzde 10 barajı varlığını korur. Bunun anlamı ise

söz ile eylemin uymaması, bir başka ifade ile samimiyetsizliktir.

Bu köşede daha önce de birkaç kez dile getirmeye

çalıştım. Hiçbir gerekçe ile temsilde adaletsizlik savunulamaz. Çünkü adaletin

olmadığı yerde söylenenlerin anlamı kalmaz. Genellikle yönetimde istikrar

söyleminin arkasına sığınılıyor. Meclis te temsil edilen partilerin sayısı

arttıkça uzun ömürlü hükümetlerin kurulamadığından, bununda ülkeyi yönetmeyi

güçleştirdiğinden söz edilir. Özellikle de koalisyonlarla ülkenin

yönetilmesinin zorluğun ötesinde imkânsız hale geldiği söylenir. Kısa süreli

koalisyon hükümetlerinin ülkeye fayda yerine zarar verdiği, siyasete siyaset

dışı güçlerin müdahalesine zemin hazırladığını söylemek yanlış değildir. Bu

doğrudur ama dile getirilmeyen bir başka doğru daha vardır o da, siyaset

adamlarının tavrıdır. Çünkü uyumsuzluğun sorumlusu, koalisyon hükümetlerinin

kısa ömürlü olması, hatta aylar boyu bir hükümetin kurulamayışının sebebi

siyasetçilerdir.

Bu noktada yakın zamanda yaşanan iki seçimden söz etmek

istiyorum. Bunun ilki komşumuz Yunanistan da yapılan seçimdir. Seçimlerde bir

parti tek başına çoğunluğu sağlayamadı. Ama seçim sonuçları belli olur olmaz en

fazla oy alan partinin lideri hükümeti kurmak için harekete geçerek hiç vakit

kaybetmeden hükümetin kurulduğunu ilan ettiler.

Bu arada İsrail de bir seçim yapıldı ve 120 sandalyeli

Kinesset e 10 parti üye gönderdi. Böylesine parçalı bir Meclis ten hükümet

çıkmaz gibi açıklamalar yapılmadı. Bundan önceki dönemde de Kinesset te temsil

edilen partilerin sayısı fazlaydı. Ama hükmet kurmak sorun olmadı. Koalisyon

partileri arasında yönetim anlayışında farklılık çıktığında da kıyamet kopmadı.

Bir erken seçim kararı alınarak güven tazeleme yoluna gidildi. Gerek Yunanistan

gerek İsrail de bir parti çoğunluğu sağlayamadığı için seçmene küsmedi, küsmeyi

düşünmedi. Yani, koalisyon hükümetinin kurulmasını engelleyecek güce sahip bir

parti çıkıp, Bana Millet muhalefet görevi verdi diyerek işi çıkmaza sokmadı,

sokmayı düşünmedi. Diyelim ki böyle bir kilitlenme oldu, yapılacak iş yeni bir

seçimdir. Ama aynı durum bizde söz konusu olduğunda bir anda ortalık karışıyor,

hemen bir takım siyaset dışı güçler devreye giriyor.

Bu arada barajın indirilmesini düşünmeyen siyasiler

partilerin tüzel kişiliklerini koruyarak seçim ittifakı yaparak girmesinin

önünü açmak neden kimsenin akınla gelmiyor. Seçim ittifakı yapılacaksa illide

bir partinin çatısı altında toplanmak gerekiyor. Bu ise seçime ortak giren

partilerin bazılarının seçimlerde ortada görünmemesine yol açıyor.

Demek istediğim o ki, bu ülkenin demokrasinin lafının

edilmesine değil, gereklerine uymayı siyasilerin öğrenmesine ihtiyacı var.

Özellikle de demokrasinin uzlaşma rejimi olduğu, farklı fikirlere tahammülü

gerektirdiği de unutulmamalıdır. Bu gerçek unutulduğu sürece demokrasi laftan

öte geçmeyecektir.