Asrımızda insanoğlu en fazla yüz ila yüz yirmi yıl
arasında bir ömür sürer. Yüz yaşında olan bir adam ömrünün son demlerinde
birçok yenilikle tanışmış olabilir.
Teknolojik gelişmeler sebebiyle insanların hayatı da
değişir. Zira bir zamanlar duman işaretleri, güvercinler ve gemiler
kullanılarak haberleşme sağlanıyordu. Haberleşme araçlarından özetle söz etmek
gerekirse; 1837 yılında telgraf icat edilmiş, 1870 li yıllarda pek çok insan,
telgrafı geliştirmek için çaba harcamıştı. Osmanlı sarayında da ilk telgraf denemesi 1847 yılında yapılmıştı. Bir
de görüldü ki 1876 da telefon icat edildi ve 1908 yıllarında da Türkiye de
kullanıldı.
1895 yılında da radyo daha yakın zamana gelirsek mesela
1923 e; insanoğlu televizyonla tanışmıştı.
TRT Televizyonu, 1964 te resmen kurulmuş 1967 akşamı ilk
resmi televizyon yayını da Ankara da yapılmıştı. Ancak televizyon yayınlarının
Anadolu ya yayılması zaman almıştır. 1960 lı yıllarında televizyon bütün yurt
sathında izlenmeye başlanmıştır.
Yakın zamanda da internet ve cep telefonları hayatımıza
girdi. Gerek iletişim alanında olsun ve gerekse sair alanlarda olsun teknolojik
gelişmeler hızla sürecek ve hayatımızı da etkilemeye devam edecektir.
Refahına düşkün insanoğlu daima yenilikleri isteyecek ve
her yenilikle de yetinmeyecektir. Daima daha fazlasını istemek, bitmek bilmez
arzulara ne kadar gem vurabilir bilinmez. Zira teknoloji insan hayatında hızla
bir dönüşüme neden olmaktadır. Yüz yıl sonra yeni gelişmelere bakıldığında yüz
yıl öncesindeki insanların neler hissettikleri neler istedikleri de bir bilmece
değildir. Çoğunluğu emek ve beden gücüne dayanan çalışmalar sonrasında
insanoğlunun bedeni bir istirahatı hak etmekteydi. Gerçi dinlenmek her zamanın
bir zaruretidir. Ancak bugün insanoğlu geçmişe göre daha fazla yorulmuyor.
Yorulduğu alanlar ise farklıdır.
Günümüzde teknolojik alanlarda hızlı değişimler ve
gelişimler yaşanıyor. İnsanoğlu da bu hıza ayak uydurmaya çalışıyor. Bu
hengâmede yaşayış ve düşünce anlamında da değişiklikler oluyor. Geçmişe göre
bugün insanlar birbirinden kopuk yaşıyor. Evde birden fazla bilgisayar ve
televizyon varsa aile fertlerini bir sofraya toplamak zorlaşıyor. Bir çift söz
etmek, sohbet etmek neredeyse imkânsız hale geliyor. Bu araçlar insanların
beyinlerini dolduruyor ve doyuruyor. İmkânların kıt, iletişimin sağlamanın
zaman aldığı yıllarda şehirlere göre kırsal alanlarda hayat daha fazla
güçlüklerle doluydu. Anadolu köylerinde kış aylarında insanlar bir üzerine
şilte örtülmüş iskemle başında zaman geçiriyordu. Sobalar ise fakirlikten olsa
gerek saman yakılarak ısınma sağlanıyordu. İnsanoğlu önce odunla sonra da
kömürle tanıştı. Fakat bir sobanın sıcaklığı dahi aile fertlerini birleştirmeye
yetiyordu. Aile reisinin dediğine neredeyse tamamen uyulmaktaydı. Şimdi binalar
konforludur. Şehirlerden ilçelere varıncaya kadar neredeyse binalar
kaloriferlidir. Bazı küçük birimlere dahi doğalgaz girmeye başlamıştır.
Odaların sıcak olması bile aile fertlerinde ayrışmayı sağlamıştır. Kişiler
kendi odalarına çekilmişler ve yalnızlık içinde hayatlarını sürmektedirler.
Teknolojinin insanlara sunduğu nimetler iyi yönde kullanmak gerekir. Diğer
yandan bu faydacılık insanları kendi ailesine hatta kendisine bile
yabancılaştırmamalıdır. Ama görünen manzara insanın yalnızlaştığıdır. Birçok
gerekli ve faydalı şeylerden soyutlaştığıdır.
Belli bir yaşa gelen her insan eskiye atıfta bulunarak,
Bizim zamanımızda sevgi ve saygı vardı. Küçüklere sevgi büyüklere saygı
gösterilirdi diyor. Ancak pek çok insan bu davranışlarda kendilerini sorgulama
yoluna gitmiyor. Hataları başkalarında aramak önemli bir hastalıktır. Kendine
bakmayan, kendiyle yüzleşmeyen insanoğlunu daha zor ve kötü günler
beklemektedir.
İnsanların kendilerine yabancılaşmasında farklı boyutlar
da ortaya çıkmaktadır. Geçmiş zamandan bir örnek vereceğim. Kendi bölgemizde
hanımı vefat eden bir adam beş altı ay gibi bir zaman içinde evlenirdi. Kendi
yaşadığı topraklarda evlenemeyen çoğu adamlar gözlerini doğuya çevirmişlerdi.
Doğu Anadolu ya gidip başlık parası karşılığında evlenmek neredeyse bir moda
halini almıştı. Doğu Anadolu ile İç Anadolu bölgesi yaşayış anlamında her ne
kadar bazı farklılıklar olsa da genelde bir uyumdan söz edilebilirdi. Örf ve
adetler nedeniyle elbette bazı sorunlar da yaşanabilirdi.
Aradan yıllar geçti. Doğu bloku parçalandı. Ülkemizi önce
nataşalar sonra da Gürcü kadınlar istila etmeye başladı. İş sadece bavul
ticareti ile sınırlı kalmadı. Bugün kendi bölgemizde hanımı vefat edenler
gözlerini Gürcistan a çevirdiler. Bazı yerlerde de Azerbeycan a Gürcü
kadınlarla bölgemizdeki insanlar arasında bir doku uyuşmazlığı gerçeği vardır.
Ancak bazı kimseler bu evliliğe ayak uydurmaya çalışmakta oldukları görülüyor.
Yukarıda belirtmeye çalıştığımız sorunlar aslında insanların hayatlarında bir
şekilde devam ediyor. Tam olarak dini bütün olmasa da İslam a göre yaşamaya
çalışan insanlar inanç noktasında da sosyal hayatlarından tavizler
vermektedirler.
Sözün özü; teknoloji gelişti insanlar değişti. Bu
değişiklik bütün olumsuz yönleriyle sürmektedir. Bütün mesele insanın kendisine
bakmasıdır. Kendini ve yaratıcısı Allah (CC) ı unutmamasıdır. Mesele budur:
Allah a ve Peygambere itaat edin ki ilahi rahmete nail olasınız. (Âl-i İmran,
3/132)