BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

YENİ bilgilere ulaştıkça ne büyük faciadan döndüğümüzü daha iyi anlıyoruz. Türkiye’de darbe girişiminde bulunan işbirlikçilerin küresel emperyalistlerle birlikte çalıştırdıklarını gördük. CIA’nın üst düzey yöneticileri darbe girişiminin içinde fiilen yer almışlar. Türkiye toprağı olan İncirlik Üssü darbe tatbikat ve yönetim merkezi olarak kullanılmış.

Darbeci grubu çok iyi tanıyan gazeteci Tamer Korkmaz, darbeci başının bu işe 1966’da başladığını yazdı. 1965’te Papa Müslümanları light (ılımlı) hale getirmek için Dinler arası Diyalog Projesi’ni başlattı. ABD, Gülen üzerinden bu projeyi hayata geçirmeye çalıştı. 50 sene sonra da darbe girişiminde bulundu.

Yaşadığımız bu süreci göz önüne alarak konuyu inceleyelim. ABD projesine destek olmak veya bu grubun oylarından faydalanmak amacıyla hangi siyasiler darbeci grubu himaye etti? 15 Temmuz’dan itibaren Gülen’in o liderlerle çekilmiş boy boy resimleri yayınlandı.

Dikkat ettiniz mi? Milli Görüşçüler darbeci grupla her zaman gen uyuşmazlığı yaşadı. İslami hassasiyetleriyle tanınan Milli Görüşçülerin, Allah’ın açık farzına “Başörtüsü teferruattır” diyen bir zihniyetle uyum sağlaması mümkün değildi. Darbeci başı Kanal D’deki bir mülakatında Erbakan Hoca için, “Benim bu adamla hiç yıldızım barışmadı” demişti. Kıblesi ABD olanlarla, Kâbe olanların yıldızları elbette barışamazdı.

AGD’nin Basın Danışmanı Muammer Bilgiç’in şu sözü her şeyi anlatmaya yetiyor: “Bizler, acayip güzel insanlarız. Ne oy verdik emperyalizme, ne de tetiğini çektik.”

DEFALARCA UYARILDI

MİLLİ Görüşçüler, Papa’nın başlattığı Dinler arası Diyalog Projesi’ni yürüten Gülen ve grubu konusunda defalarca siyasileri uyardı. Yarım asırdır gazetecilik yapan Milli Gazete Yazarı Mehmet Şevket Eygi, 5 sene önce Erdoğan’a hatırlatmıştı:

“-Altınızdaki zemin sessizce ve sinsice kazılmakta ve oyulmaktadır. İleride çok vahim ve telafisi mümkün olmayan sürprizlerle karşılaşabilirsiniz. Siyasette maalesef vefa yoktur. Vefalı, sadık ve dost görünen herkese güvenmeyiniz.” (30. 11. 2011)

Üzülerek gördük ki, darbeciler, yöneticilerin kılcal damarlarına kadar girmişler.  

Milli Gazete’den Ahmet Yavuz’un 14. 6. 2016’daki “CHP’de darbe beklentisi”  başlıklı yazısı kimsenin dikkatini çekmedi mi acaba?

Saadet Partisi GİK Üyesi Lütfi Yalman önemli açıklamalar yaptı. Kendisine gelen bilgileri genel merkeziyle paylaştıktan sonra bir rapor hazırladığını anlattı. TSK içindeki FETÖ/PYD’nin örümcek ağını Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ilgili bakanlara 3 kez hatırlattıklarını açıkladı. Hatta, bir ilgili bakana darbecilerin isimlerini bir bir saydıktan sonra söylediği şu sözü hiç unutamadığını bildirdi: “Sayın bakanım, tankı bunların üzerine sür, diyecekler; onlar da sizin üzerinize sürecekler.” (Milli Gazete, 27. 7. 2016)

Milli Gazete yazarları olarak 17 - 25 Aralık Yolsuzluk Operasyonu sonrası Hükümet’e, yalnızca bu grubu cezalandırmakla yetinmemelerini; onlara “her istediklerini verip” diğer insanların hakkını çiğneyerek kendilerinin yaptıkları büyük hataları da düzeltmelerini; “Adalet mülkün temelidir” sözünü esas alarak adil davranmalarını hatırlattık.

YOL HARİTAMIZ OLMALI

BUNCA büyük faciayı atlattıktan sonra, böyle bir olay yaşanmamış gibi davranamayız. Türkiye üzerindeki tehlike geçmiş değildir. İyice sıkışmış olan ihanet şebekesi bazı suikastlara girişebilir. Suriye konusu hassasiyetini korumaktadır. Terör örgütleri pusuda beklemektedir. Darbeci zihniyetin son seçimlerde terör örgütünün siyasi uzantılarını desteklemesi tesadüf değildir.

Türkiye, mevcut şartları dikkate alarak milli bünyemize uygun bir yol haritası belirlemek zorundadır. Darbe sürecinde minarelerden yapılan duyurular, şehitlerimiz için gıyabi cenaze namazları, hutbelerde darbecilere gösterilen tepki gibi yöntemlerle cami merkezli bir mücadele verilmiştir. Bu duruş normal zamanlarda da sürdürülmelidir.

Olağan üstü ortamda devlet kurumlarının bazısında birtakım sıkıntılar yaşanmış olabilir. Devletin bütün kurumları bizimdir. Her birinin önemli görevleri vardır. Devletin kurumları arasında ayrım yapmak yeni problemlere yol açabilir. Genel Kurmay’ın “Ordu - millet el ele” afişiyle verdiği mesaj yerinde olmuştur.

Türkiye bir hukuk devletidir. Suçluların cezasını yalnız yargı vermelidir. Suçluları şahıslar cezalandırmaya başlarsa insanlar arasında birbirine düşmanlık başlar. Toplumsal barış bozulur.  Halbuki birliğimizi muhafaza etmeye mecbur olduğumuz çok hassas bir süreçten geçmekteyiz.

Birlik ve kardeşliğimizi pekiştirecek, manevi bağlarımızı güçlendirecek, yeni sıkıntılara fırsat vermeyecek bir yol haritası gerekiyor.

Bu süreçte, ihanet şebekelerine geçit vermeyen, ülke menfaatlerini her şeyin üstünde tutan, toplumsal huzur ve barış konusunda titizlik gösteren Erbakan Hoca’nın kibar, birleştirici, kucaklayıcı üslubuna ihtiyaç var.