İbrahim Peygamber, gördüğü bir rüya üzerine oğlu İsmail i kurban etmeye karar verir.

Çünkü Allah a karşı vaadini yerine getirmek kaçınılmaz bir vecibedir. Çünkü Allah sevgisi aşktan da öte, bütün kavramları aşarak dayanılmaz derecelere erişmiştir.

Bu bir imtihandır. Elbetteki bu imtihan peygamberler seviye ve derecesinde olan bir imtihandır. Bilindiği gibi, hem İbrahimPeygamber ve hem de İsmail Peygamber bu imtihanı kazanacaktır. Allah onların bu fedakârlıklarına karşı, bıçağın kesmesine izin vermeyerek, Cebrail Aleyhisselâm vasıtasıyla bir koç indirecek ve bütün inananları bu imtihanın bereketiyle mükafatlandırarak rahmet kapılarını ardına kadar açacaktır.

İki cihan serveri Peygamber Efendimize karşı:

"-Anam babam Sana feda olsun" diyen sahabe-i kiram dahi, Cenâb-ı Hakka karşı duydukları bu dayanılmaz sevginin Peygamber Efendimizde tecellisinin etkisi ile bu beyanlarda bulunmuşlardır.

Zira iman, ilmen yakin, aynel yakin derecelerini aşıp Hakkel yakın mertebesine eriştiği zaman, sinelerden sinelere taşarak, ülkelere, kıtalara yayılmaya başlar.

İslâm ın yayılmasının sırrı, hikmeti bu tecellilerde yatmaktadır.

Allah dostlarının, asırların ötesine ışık saçan, nur saçan tesirleridir ki, Yunuslardan, Mevlânâlardan bizlere kadar ulaşarak, kalplerimizi, gönüllerimizi ihya etmiştir.

Bakınız Hazreti Mevlânâ vecde geldiği zaman ne söylüyor:

"Benden deliliğe kadar varacak bir aşk iste;

Benden can vermek, aklını kaybetmek gibi şeyler iste..." diyor.

Niçin diyor Çünkü veliler, Peygamber Efendimizin vekilleridir. Çünkü Peygamber Efendimiz bütün âlemlere rahmet için gönderilmiştir. Çünkü bütün insanlığın İslâm a ihtiyacı vardır. Yunus Emre:

"MiskinYunus, Mâşukûna vuslat bulunca mestolur", diye gönül zenginliğini halka öylesine arz ederek, hikmeti ve Allah ın rahmetini o derece yaygınlaştırmıştır ki:

"Ete, kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm"

ve

"Elif okuduk ötürü, pazar eyledik götürü, yaratılmışı severiz Yaradan dan ötürü", şeklindeki vecizeleriyle, en girift tasavvufi gerçekleri, bütün insanlara, kolayca anlayacakları lisanla ulaştırmıştır.

Mestolmak konusunda Hazret-i Mevlânâ, sanki Yunus un bıraktığı yerden başlıyor ve:

"Bu gün mest olduğum halde, şöyle bir gezinti yapmak istiyorum...

Bu gün bu şehirde sarhoş dolaşarak, deli edecek bir akıllı arıyorum" diyor. Elbetteki bu arayış, içeriden içeriye, kalplerden kalplere ve gönüllerden gönüllere doğru devam edecek bir arayıştır.

Yunus Emre:

Beni, bende demen, bende değilem,

Bir ben vardır bende, benden içerû

Severim ben anı candan içerû

Şeriat Tarikat yoldur varana

Hakikat meyvesi andan içeru, diyerek, yedi nefis mertebesine işaret ediyor. Bu aynı zamanda insanı kamil olmanın içeriden içeriye gidilecek bir yol haritasıdır.

Canların kurban edilmesinin en ulvî mertebesi ise şehidlik mertebesidir. Sadece şehidlerdir ki, Ya Rabbi bizi tekrar tekrar dünyaya getir ki, Senin yolunda, tekrar tekrar canımızı verelim de, tekrar tekrar bu derecelere erişelim diye dua edip yalvaranlar.

Bu duygu ve düşüncelerle, mübarek Kurban Bayramınızı tebrik ediyor, daima bu günlere erişmenizi Cenâb-ı Hakktan niyaz eyliyorum muhterem okuyucularım.Bu münasebetle, sizlere TAVAF hakkındaki şiirimi taktim ederek sözlerimi bitiriyorum...

TAVAF

Sardı Beytullah ı nurun, düştü âlem cezbeye,

Rûhum isterdim bürünsün örtü olsun Kâbe ye

Dönsem aşkınla ebed müddet tavaf etsem nola

Koy helâk olsun bu cismim, benzesin pervaneye...

Bekledikçe oldu aklından durup divânına,

Vurma zincir, rahmedip, vuslat günü divâneye.

Kâbe den pervaz edip dil, arşa yükselmek diler,

Mü minin miracı haktır canibi Sübhaneye.

Bekledim ki bunca yıllar, varsın ol sarraf değer,

Hasretiyle gözlerimden döktüğüm dürdâneye.

Derdime bir çâre bulmazsam, kırık kalbim benim

Mateminden döndürür, dünyayı bir virâneye.

Önce affeyle ve sonra fazlasıyla sev beni,

Çünkü affı çok seversin, dâvet ettin tevbeye...

Yakmasın âteş, bizi hem milleti İbrahimiz,

Yanmışız biz tâ ezelden gamze-i şâhaneye

Kıl cemâlinle tecelli Arif i zâr eyleme

Bir devâsız derde düşmüş müptelâdır nâleye.

Arif EMRE