Cumhurbaşkanını, seçim tarzına; gerek yöntem, gerek ilke ve gerekse ahlâkî açıdan kimi itirazlar olsa da ilk kez halk kendisi seçti. Bu, önemli bir gelişme. Az seçenekli de olsa bu seçimde kararı veren halk olmuştur. İrade büyük ölçüde tecelli etmiş bulunuyor. Bundan sonrası önemlidir. Sonuçları, önyargılı olmadan beklemek gerekir. Duygusallığa da kapılmanın bir

anlamı yok.

Geçmiş zamanlarda siyasa egemenleri TBMM’ye istedikleri bir ismi önerebiliyorlardı. Bir anda, bir saatte adaylar değişebiliyor ve dayatılıyordu. Seçeneksizlik vardı. Böyle olunca milletin iradesi asla söz konusu olamıyordu. Çünkü tehditler ve dayatmalarla sonuca varılıyordu.

Millî Görüş’ün siyasal alanda yer almasından sonra dengeler bir anlamda değişti. Karmaşık bir durum oldu. İstenen sonuçlar elde edilmese de, itirazlar, arı kovanına sokulan çubuklarla ipin ucu bir anlamda kaçtı. Hasan Aksay Bey hayatta. Aslında anlatacağı çok anıları var. Birkaç karşılamamızda yazmasını söylemiştik, nedense bu konuda ketum davrandı. Geçmiş zamanın psikolojisi olabilir. MSP ve sonrası dönemde kimi hamleler mevcut İttihatçı, statükocu ve Jakoben dengeler sarsıldı. Milli Görüş’ün, sonuç alınsın ya da alınmasın birkaç hamlesi olmuştu. Bunlardan biri, Hasan Aksay’ın anlattığına göre; bir Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Erbakan Hoca Hasan Aksay ve arkadaşlarını bir heyet olarak CHP adayı Turan Güneş’e gönderir. Üç koşulu var: “1- İslâm’ın ve Müslümanların sahip olduğu değerlere saygı gösterecek karşı çıkmayacak. 2- Müslümanlara zulmedilmesinin önüne geçecek. 3. Bir Cuma günü veya bir vakit namazında Hacı Bayram-ı Veli Camiinde cemaat ile namaz kılacak. Bunlara söz verirse kendisini destekleyeceğiz.” Turan Güneş: “Babam hacıdır. Bunların ilk ikisi için söz verebilirim ama Hacı Bayram-ı Veli’de cemaat ile birlikte namaz kılamam, bunu yapamam. Siz MSP olarak 8 kırmızı plakalı arabalar ile bir Cuma günü Hacı Bayram Camii önüne dizilince büyük bir devrim yaptınız. Ben bunu göze alamam” demiş. Bize anlatan Hasan Aksay. Daha sonra Muhsin Batur olayında bir hamlede bulunulmuş. Sonrası da var.

Bunları niçin anlatıyorum, bu Cumhurbaşkanlık seçimi ve sonrasında yaşananların yaptığı çağrışımlar ve gelinen son durum. Oldukça ilginç. Bir CHP adayının bir camide cemaat ile namaz kılma cesareti gösteremediği, hatta yapamadığı o günlerden gelinen bugünlere. 4 Temmuz 2014 tarihinde “Çatı Katı Devlet” başlıklı yazımda şöyle bir yorumda bulundum: “Şimdi bu laik jakobenler yeni bir yol deniyorlar -çözümsüzlükten tabii- biraz Müslüman, biraz laik gibi görünen, hanımının başı örtülü olsa da olur olmasa da, yumuşak başlı, yönlendirilebilir, güdülebilir biri aranıyor. Bu tip elbette büyük sermayeye asla karşı çıkamayacak, egemenlere boyun eğecek, Abede-İngiliz-Yahudilerin güdümünde Arap sermayeli kesimin de kabulünden geçecek biri. E, bu çatı katı adayı da kabul görmüyor büyük bir kesim tarafından. Birazlar da yetmiyor. Çünkü Kürtler yollarını çoktan ayırdılar, Alevilerin bundan rahatsız, laik jakobenler isyan içinde. O zaman bu tip ölü doğmuş bir çıkış.” Laik Jakoben gelenek, toplum önünde namaz kılan, Fatiha okuyan, Müslüman olma ruhuna sahip bir aday ile milletin önüne çıktı. Buna rağmen istenilen sonuç elde edilemedi.

Arkadaşlarla aramızda bu adayın ancak %35’ler dolayında oy alabileceğini konuşuyorduk. Hatta bir yazımda da %30’lar civarında kalacağını belirtmiştim. Başlangıçta görünüm buydu. Seçim kampanyası sırasındaki gerilim ve kimi adayların kimi aşırı yorumları sonucu kısmen değiştirdi.

Ve tabii çatı katı adayı yanılmıyorsam 16 parti ve cemaat –paralel diye nitelenen kesim, medyası ve sevenleriyle- açık destek vermelerine karşın, bir de özellikle jakoben laikler istemeye istemeye sandık başına koşmalarına karşın ancak %38’i bulabildi.

Bu artık çok önemli bir göstergedir. Bundan sonrası ne olacak. Daha sonra değerlendirelim.