Uzun bir başlık. Her kavram başlı başına bir yazı gerektiriyor. Türkiye nin gündemi çok karmaşık ve çok hızlı. Biz yetişemiyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu karmaşada ve hengamede sağlıklı düşünülemeyeceğini biliyorum. Bizim işimiz kafa karıştırmak ve bir bulamaca dönüştürmek değil.

Bu ortamda dost kim, düşman kim, tehlike ne, Türkiye yüzünü nereye çevirmeli, ne yapmalı Gibi bir sürü soruyu da beraberinde getiren bir dönem ve bir süreç. İşin içinden kolay çıkılamayacağına göre, bir ucundan tutup konuyu irdelemeye ve üzerinde düşünmeye başlamalıyız.

Masonik medyanın birincil hedefi Türkiye Müslümanları. Onların giyimleri, kuşamları, örtüleri, Kur an ları, ibadetleri, davranış biçimleri vs. Oruç ayında üstlenilen görev Müslümanların ve dolayısıyla İslâm ın gözlerden düşürülmesi, küçük gösterilmesine dönüktür. Bu yaşananların hiç biri rastlantı değildir.

Bayram Ali Hoca nın şehadeti, öldürülüş tarzı, öldürüldüğü yer ve nedenleri üzerinde hiç durulmadı. Bu cinayet bahane edilerek, İsmail Ağa cemaatinden, bütün Müslümanlara dönük bir saldırı plânı gerçekleşti. İşte tam bu zamanda irtica paranoyası bir tutkuya dönüştü. Öyle ki, bir şahsın kişisel davranışları bile bu furyada yerini aldı. Doğrusu ben Cübbeli Hoca nın bireysel yaşama tarzını, biçimini benimsiyor değilim. Kendisi de pişmanlığını dile getirmiştir, alçakgönüllülükle. Değilim de, bir Müslüman a böylesine bir saldırıda bulunulmasını da kabul ediyor değilim. Bir yazıma "Lübnan dan İsmail Ağa ya" başlık koymuştum. Bugün de Cübbeli den Fransa ya başlığını koyacaktım. Dün akşamdan beri buna yoğunlaşmış bulunuyordum. Zihnimi yazı ile meşgul ederken birden Orhan Pamuk olayı devreye girdi.

Türk medyasının da kafası çok karışık. Nereden tutunacağını kestiremiyor. Ya da şöyle bir göz atılırsa her kafadan bir ses çıktığı belli. Ama psikolojik olarak bu hengamede birincil rol Cübbeli Hoca ya dolaylı bir biçimde yüklenmiş durumda. Ne Fransa nın Ermeni soykırımı sorunu, ne Orhan Pamuk olayı, ne Cezayir paradoksu Cübbeli Hoca olayının üzerini örtebilmiş değil. Medya bütün zehirli oklarını Cübbeli Hoca ya yönlendirmiş.

Bu Müslümanlar o kadar saf ve art niyetsiz insanlardır ki, yıllarca yanlarında taşıdıkları adamların kim ve ne olduklarını dahi bilmiyorlar. Geçenlerde gazetelere haber konusu olan iki görevli bayanın çarşaf giyinerek yıllarca bir cemaatin arasına karıştıklarını, istihbaratta bulunduklarını söylemişti.

Öyle ki bir adam yıllarca zındıklık yapsa, çıkıp bir cemaate gelse ve dese ki "ben bütün zındıklıklarımdan vazgeçtim, tövbe ettim, artık sizinleyim." İşte o safdil cemaat bunu baş tacı eder, hatta götürüp başköşeye bile oturturlar. Edebiyat dünyasında da, düşün ve siyaset dünyasında da bu böyledir. O kişiler görevli geldiklerinden istediklerini o kadar kolay gerçekleştirebiliyorlar ki, şaşılır. Biraz gözyaşı, biraz pişmanlık biraz ibadet her şeyi halletmeye yetiyor. Neredeyse bu tiplerden fetva alınası oluyor.

Cübbeli Hoca olayı bana bunları çağrıştırdı. Ben asıl söyleyeceklerimi bu yazımda söylemedim. Öncelikle eleştiri oklarını, hatta hesaplaşmasını kendimize yönlendirmemiz gerekmektedir. Bu adamlara bu fırsatlar niçin verilir

Geçen hafta bir gazetenin bir köşe yazarının yazısında Cübbeli Hoca ve dolayısıyla cemaattin siyasal yönelimiyle ilgili bir yorum vardı. Bu cemaatin önümüzdeki seçimlerde Saadet Partisini destekleyeceğine dairdi. Türkiye de 3-4 milyon seçmen üzerinde etkisi olduğuna da işaret edilmişti. Şimdi bakıyorum Cübbeli Hoca olayıyla, kritik bir düzenleme yapılıyor. Aslında sistem kendi oyununu oynuyor. Herkese bir rol verilmiş durumda. Günümüz iktidarından Müslümanlar dışında kim memnun değil ki. Başta Abede, Fransa, Almanya, İtalya, İsrail daha kimler. Cübbeli Hoca olayından sonra Türkiye deki sahih Müslümanların kalan kısımları da mevcut iktidara yamandırılarak yola devam edileceği görülüyor. Çünkü bu iktidarın yeni döneminde Suriye ve İran sürecine girilecek. Irak işgali bize az şey mi anımsatıyor.

Ben yazımın henüz girişini bile yapamadım.

Not: Sevgili okurum İlhan Murat Bey bir yanlışımı düzeltmişler. Nokia marka Danimarka değil Finlandiya ürünüdür, demişler. Kendilerine sonsuz teşekkür ediyorum.