Fransız Meclisi nden geçen yasa üzerine ülkemizde haklı olarak büyük bir tepki oluştu. Bu tepki  sanıyorum geçici de olmayacaktır, olmamalıdır. Tepkimizi sürdürmek, elimizden geliyorsa böyle bir yasayı kabul edenleri pişman etmek görevimizdir. Bunun çeşitli yolları vardır... Ancak, tepkinin sadece sokaklarda yürüyerek, Fransa ve Fransızlara meydan okuyarak yapılması hiçbir anlam ifade etmez... Sadece protesto edenleri rahatlatır ama ülkeye bir faydası olmaz... Hatta, işin ölçüsü kaçırılırsa haklı olduğumuz bir konuda haksız duruma düşebiliriz.

Tepkinin nasıl olacağının belirlenmesinde ve uygulamasında siyasilere, iş adamlarına ve aydınlara büyük görev düşüyor.

Fransız mallarına boykot mu uygulanacak Ya da bundan sonraki yatırımlarda Fransızlara iş vermemek şeklinde mi olacak İlişkilerin asgariye indirilmesi mi faydalı olacak, oturup belirlenmeli ve sessizce uygulamaya konulmalıdır... Biz genellikle toplumun belli bir kesimini sokaklara dökerek belli süre bağırtır, arkasından olayı unutulmaya terk ederiz... Böyle olunca da tepkimizden istediğimiz sonucu alamayız... Bir bakıma yaptığımız iş tepki koymak ve karşımızdakini belli bir davranışa zorlamaktan ziyade "Yürek soğutmak" tan öte gitmez.

Halbuki uluslararası ilişkilerde hedef yürek soğutmak olamaz, canımızı acıtanın canını acıtmak söz konusudur.

Gelelim bu vesile ile gündeme getirmemiz gereken dinler arası diyalog ya da kültürlerarası uzlaşma veya dayanışma  safsatalarına... Bilinmelidir ki, bizdeki saflar dışında Hristiyan dünya  dinler arası diyalog ya da kültürlerarası dayanışma gibi kavramlara kesinlikle inanmıyor. Bunu da gözümüzün içine soka soka göstermekten çekinmiyorlar... Ama bizdekilerin ahmaklığından mı yoksa saflığından mıdır bilinmez nedense bu gerçek bir türlü görülmek istenmiyor.

Şahsen Fransız Meclisi nin Ermeni soykırımını tanımayanların cezalandırılmasını öngören yasayı kabul etmesini Hristiyanlar arası dayanışmanın bir ürünü olarak görüyorum. Herkes aklını başına almalıdır ve bu gerçeği görmelidir... Ortada taraflardan biri Müslümanlar diğeri ise Hristiyanlar olan bir problem var ise Batı mutlaka  Hristiyanların yanında yer almaktadır. Bu gerçek görmezden gelinerek olayın sadece Fransa daki Ermenilerin propaganda gücü ile izah etmeye çalışmak gerçeği yansıtmaz... Fransa da güçlü bir Ermeni lobisi olduğu bir gerçek olmakla birlikte böyle bir yasanın geçmesi için kesinlikle bu yeterli değildir... Fransızlar böyle bir yasayı çıkartarak özellikle düşünce özgürlüğü konusunda kendi kendilerini tekzip etmişler, kendilerini yalanlamışlardır. Böylesine kendilerini yalanlamayı göze alabilmek için ciddi bir sebep gereklidir... Bu ise Fransızlarla Ermenilerin aynı dine mensup olmalarıdır... Yani aynı dine inananların dayanışmasıdır yaşanan olay. Bu bakımdan bizdeki diyalogcuların neye hizmet ettiklerini yeniden gözden geçirmeleri gerekir.

Bu arada Orhan Pamuk un Nobel Edebiyat Ödülü almasının ardından Ermenistan ve dünyanın çeşitli köşelerindeki Ermenilerin attığı sevinç çığlıklarının da  değerlendirilmesi gerekiyor.

Elbette, bir Türk yazarın ödül alması memnuniyet vericidir ama bu Türk yazarın aldığı ödülün Türkiye ye karşı düşmanlıktan başka bir duygu beslemeyen Ermenileri sevindirmiş olması bize göre Orhan Pamuk un aldığı ödüle gölge düşürmüştür.

Bir günde iki olay cereyan ediyor... Olaylardan birisi Fransa Meclisi nde Ermeni Soykırımını tanımayanların cezalandırılmasını öngörüyor ve Ermeniler sevinç çığlıkları atıyor, diğerinde ise bir Türk yazar Nobel Edebiyat ödülünü kazanıyor ve yine Ermeniler sevinç çığlıkları atıyor... Nasıl oluyor bu iş diye sormanın anlamı yok... Olayın iyi değerlendirilmesi ve bir takım heyecan patlamaları ile iki olayında gerçek yüzünün gözden kaçmasına izin verilmemesi gerekiyor.