İnsanoğlu dünyaya geldiğinde kendini güvende hissedebilmek için ilk evvela eve ihtiyaç duydu ve aile kavramı bu yapının içinde doğal olarak gelişti. Toplumun en küçük ve en etkin birimidir aile, ev ise nesillerin maddi ve manevi bütün ihtiyaçlarının karşılandığı özel bir alandır. Ev aile, aile ev demektir ve bu iki kavram birbiriyle sırdaştır. Aile fertlerinin yaşanmışlıklarıyla örülmüştür ev ve nesiller ilk eğitimi burada alır, topluma buradan açılırlar.

Ev küçük bir devlet gibidir, aile bireyleri burada doğal bir hiyerarşi oluşturur ve haklara saygı göstermeyi, birbirlerine katlanmayı, çözüm üretmeyi, sevgiyi paylaşmayı öğrenirler. Aile bireylerinin belirlenmiş rolleri vardır, herkes kendi rolünü yerine getirir ve ailenin sürekliliğini sağlarlar. Ev insanın ihtiyacı olan her şeyi içinde barındırır ve bireyleri hem geliştirir hem de aidiyet hissi verir. Çocuklar ilk sözcükleri burada telaffuz ederler, eşler gelecekle ilgili hayallerini burada oluştururlar ve her ferdin hayatında iki önemli güç vardır; anne ve ev... Bireylerin dışarıda sergiledikleri tutum ve tavırlar ev ile ilişkilendirilir, kişinin iyilikleri ya da hataları evden aldıkları ya da alamadıkları ile değerlendirilir.

Teknolojinin hiç girmediği, medeniyetin uğramadığı yerli kabilelerin ağaç dallarını şekillendirerek inşa ettikleri kulübeler insanın eve ekmek gibi su gibi ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Zira ev kişiyi hem dış tehlikelerden koruyan hem de eğiten, besleyen ve hayata hazırlayan bir okul gibidir. Hepimiz bir evin çatısı altında büyüdük ve hepimiz bir evin çocuğuyuz.

Devletin görevi bireylerin güvenlik, konut, iş ve eğitim ihtiyaçlarını karşılamak ve yaşanabilir bir toplum inşa etmektir öyle değil mi? Fakat bugün büyük kentlerde insanların en fazla zorlandıkları hususlardan biri haline geldi konut sorunu. İnsanlar kendilerini rahat hissedebilecekleri bir evde yaşayabilmek için ağır şartlarda çalışıyor ve çoğu sağlığını kaybediyor.

Dar gelirli ailelerin gücünü aşan kira fiyatları insanları müşkül duruma düşürüyor ve bir ailenin kira borcunu ödeyebilmesi için üç kişinin çalışması icap ediyor. Hâkim sistem elini güçlü ve varlıklı kesimin omuzlarına koyuyor, yoksullar ise en temel gereksinim olan ekmeğe ulaşmakta dahi güçlük çekiyorlar ve Allah’ın arzında onlarca insan evsizliğe, ölüme terk ediliyor.

Kiralar gün geçtikçe daha da artıyor, insanlar başımı sokacak bir ev olsun da ne olursa olsun diyor ve rutubet kokan mahzenleri kiralayarak burada hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Kentli yoksullar için ev güvenliği sağlayan bir mekân olmaktan çıkıyor ve tehlikeye dönüşüyor. Evin duvarlarından rutubet kokuları yükseliyor, yerlerde haşaratlar dolaşıyor, tavandan yağmur suları damlıyor ve ortamda gözünüze ilişen her şey kasavet kokuyor.

Atalarımızın telaffuz ettiği ev alma komşu al sözü küllenip gitti, insanlar artık komşunun kim olduğuna bakmıyor, başımızın üstünde bir çatı olsun yeter diyorlar.

Seçim dönemlerinde siyaset çevresi halkın ihtiyaçlarını dile getiriyor, türlü türlü vaatlerde bulunup, kitleleri ikna ediyorlar ancak işin başına geldiklerinde kendi hesaplarının peşine düşüyor ve yakınları, ahbapları, oğulları, kızları kalkındırabilmek için çalışıyorlar.

Verilen vaatler unutuluyor ve sistem bir kabile devletine dönüşüyor. Dava adamlarını olayın dışında tutacak olursak gelip geçmiş tüm siyasetçilerin hizmet ettikleri iki kesim olmuştur; birincisi hısım akrabalar, ikincisi ise bağlı bulundukları dış odaklar… Başa geldiklerinde adaletten, hakkaniyetten bahseden ve insanların umutlarını okşayan yöneticilerimizin icraatları ortada… Bugün insanlarımız temel gıda maddelerine ulaşmakta dahi güçlük çekiyor ve hayatta kalabilmek için mücadele ediyorlar. Yazılı ve görsel medyada büyük hedeflerden, siyasi, kültürel ve ekonomik kazanımlardan bahsediliyor ancak biz satılan fabrikalardan, talan edilen topraklardan, GDO’lu ürünlere mahkûm edilen nesillerin sağlık sorunlarından, kültürel erozyondan ve yoksulluktan başka bir şey göremiyoruz.

Çok şey mi istiyoruz Allah aşkına? Helal kazanç, helal yaşam ve huzur bulacağımız bir konut dışında ne talep ettik? Doğal bir hak olan bu imkânlara sahip olmak öylesine zorlaştı ki insanlar en temel ihtiyaçlara ulaşmakta dahi güçlük çekiyorlar. Artık kimse vaatlere itibar etmiyor ve insanlar kendi yağları ile kavrulmaya, kendi yaralarını sarmaya çalışıyorlar. Oysa istedikleri çok şey değil; helal kazanç, helal yaşam ve huzur veren bir ev…