Gençlik ve gençliğin gidişatı pek hayra alamet değil. Gençliğin yetişmesinden devletimiz ve eğitim sistemimiz birinci dereceden sorumlu kabul fakat anne babalar da en az devlet kadar sorumluluk hissetmeliler. Neticede evlatlarımız bunlar ve bizler için maddi değerlerin çok ötesinde bir anlam ifade etmekteler.

Çocuklarının geleceği hususunda endişe duyan ebeveynlerin kastettiği aslında para ve iş konusudur. Çocuklarının iyi bir gelecek sahibi olmaları için hiçbir şeyi esirgemeyen anne babalar, onların yetişmeleri için hiçbir fedakârlıktan kaçınmazlar.

Bu yüzden çocuklarının öğrenim hayatı boyunca okulda noksan kalan eğitimlerini dershaneler, etüt merkezleri, özel öğretmenler… ile tamamlayan anne babalar TEOG, üniversite sınavları, KPSS derken tüm imtihanları yüz akı ile atlatmasını beklemektedirler. Onları gururlandırmalıdır çocukları. İçlerinde tuttukları, kendilerine bile ifade edemedikleri bir beklentileri daha vardır aslında anne babaların kendilerinin başaramadığını çocuklarının başarması. Zira yememiş yedirmiş, giymemiş giydirmişlerdir yavrularını. “Benim çocuğum iftiharla geçti teyzesi” diyen anneler, “Oğlum okulunu birincilikle bitirdi amcası” diyen babalar vardır etrafımızda. Onlar için bir övünç kaynağıdır çocuklarının derecesi.

Zamanla çocuklar büyür, okullar biter ve hayata atılırlar. Bir de bakmışsınız ki beklenilen olmamış çocuklar anne babaya karşı beklenen ilgi ve alakayı göstermemekteler. Kendi dünyalarında hayatın meşgalesiyle mücadele eden evlatlar ne arar ne de sorarlar anne babalarını. Bayramlarda olsun görmek isterler ciğerparelerini ama nafile ne gelen vardır ne de hal hatır eden. Çocukları, torunları ya bir tatil köyündelerdir ya da turistik bir yurt içi/dışı gezide. Sonra içten içe bir hayıflanma, bir serzeniş başlar anne babada. “Pek hayırsız çıktı bu çocuk. İnsan en azından bir telefon eder.” Cümlesi dökülür dudaklardan ister istemez.

Sonra düşünmeye başlar anne baba “Biz nerede hata ettik?” diye. Düşünürler, düşünürler ama kendilerini tatmin edecek bir cevap bulamazlar. Onlar evlatlarını türlü zorluklara rağmen en iyi şekilde yetiştirmiş, en iyi okullarda okutmuş, en pahalı dershanelerde eğitim aldırmış, dil kurslarına, meslek kurslarına göndermişlerdir. Şimdi aldıkları bu eğitimin meyvelerini devşiren evlatları nankörlük etmekte ve anne babalarına gereken alakayı göstermemektedirler.

Oysa anne babalar biraz daha ince düşünerek evlatlarına maddi olarak sundukları imkânların genişliğini idrak ederken manevi olarak ne verdiklerini de fark edebilseler belki de pek çok sıkıntının kendiliğinden çözüme kavuşması mümkündür.

Evet, anne babalar!

Bizler evlatlarımız için her türlü zorluğa katlanıyoruz doğru. Sabahın köründe daha ezanlar okunmadan evladımızı o tatlı uykusundan uyandırarak kahvaltısını bile yarım yamalak yaptırarak servisine/okuluna gitmesini sağladık ama iş sabah namazı kılmaları hususuna geldiğinde evladımıza kıyamadık “daha yaşı küçük teyzesi/amcası ileride kılar” dedik.

Hafta sonlarında dershanelere, kurslara gitmesi için mızıldanmalarına rağmen onları sıcak yataklarından kaldırdık ama dinini öğrenmesi için kurslara, mekteplere yollamadık.

Kültürel aktiviteler için il içi/dışı seyahatlere gitmesine izin verdik ama akraba ziyaretinin öneminden bahsederek akrabaları dolaşmasını tavsiye etmedik, tatillerde köyümüze göndermedik.

Toplumda bilinen bir psikoloğun/eğitimcinin seminer, konferansına gitmesini tavsiye ettik ama dini sohbet ve vaazlara gitmesini teşvik etmedik.

Doğu, Batı ve yerli klasikleri okumasını ve kültürlü bir fert olmasını temin için kitaplar aldık ama dini eğitim almasına vesile olacak kitaplara pek yönelmedik.

Çocuklarımızın dünyasını mamur etmeye gayret gösterdik ama ahiretlerini viraneye çevirdiğimizi fark edemedik.

Çocuklarımıza anne baba olmak yerine dost, arkadaş olduk bu şekilde iyi bir iletişim kurabileceğimizi düşündük ama anne babanın yerini kimlerin aldığını merak bile etmedik.

Çocuklarımızın yanında dünyevi işleri konuştuk hatta tartışmalar bile yaptık ama dini sohbetler, nasihatler içeren konuşmalar yapmadık.

Pek çok artisti, topçuyu, popçuyu tanıttık da evlatlarımıza Hz. Peygamberi (sav) anlatmadık, tanıtmadık, yaşantısından bahsetmedik bile.

Bol para kazan, güzel bir işin olsun, ileride amele değil amir ol diye telkinlerde bulunurken doğruluğu, dürüstlüğü, iyiliği, hoşgörüyü, kul hakkını anlatmadık.

İş hayatı acımasızdır sakın kimseye acıma, fırsatları değerlendir dedik de yardımseverliği, merhameti, güler yüzü, şefkati öğretmedik.

Hâsılı sistem açısından dört dörtlük elemanlar yetiştirdik farkında olmadan da her ne hikmetse adamlığı öğretmedik evlatlarımıza.

Nasıl bir anne baba olduğumuzu merak mı ediyoruz? Çocuklarımıza bakalım ve onlardan öğrenelim. Ne demiş atalar “Çocuktan al haberi”. Onlar bizim aynamız…

Selam ve dua ile…

İlgilisine notlar:

* “Çocukta ruh ve beden eğitimi ve gelişimi beraber yürütülmelidir.” İbni Sina

* “Çocuklarınızla 7 yaşına kadar oynayın, 15 yaşına kadar onlarla arkadaş olun, 15 yaşından sonra ise istişare edin.” Hz. Ali

* “Hiç şüphe yok ki ideal terbiye, çocuğun kabahatlerinden dolayı cezalandırmak değil, onu kabahat yapmaktan alıkoyacak bir seviyeye çıkarmaktır.” Peyami Safa

* “Bir çocuğu eğitmeye karar verince, işe ilk büyükannesinden başlamak gerekir.” Victor Hugo

* “Çocuklarınıza hoş muamelede bulunun ve onları güzel terbiye edin.” Hadisi Şerif

Minik bir tebessüm

Kıble nerede?

Bir semtte 2 çocuk varmış. Civarda ne olursa onlardan bilinirmiş.

Cam kırılınca, kavga olunca, bir şey çalınınca bunlardan sorulurmuş.

Bir gün anneleri şikâyetlere dayanamayıp bu haylazları cami imamına götürmüş.

Çocukların yaramazlıklarından dert yanıp hocadan yardımcı olmasını istemiş.

Hoca çocukları yanına çağırmış. Büyük olan çocuğa:

– Kıble nerede diye sormuş. Çocuğun susup önüne baktığını görünce ikinci kez bağırarak sormuş:

– Kıble nerede?

Çocuk ağlayarak kardeşini alıp kaçmaya başlamış. Kardeşi sormuş:

– Ne oldu abi?

– Oğlum kaç bu sefer iş çok daha büyük. Kıble kaybolmuş bizden biliyorlar.