Geçtiğimiz gün arkadaşım, “Bir meczup çıkıp da olağanüstü rüyalar gördüğünü ve kendisine mehdilik mertebesi verildiğini söylese arkasına takılacak onlarca insanın olabileceğini düşünüyorum” dedi. Arkadaşımın bu ifadelerine ilk etapta tepki gösterebilirsiniz fakat çevremizde duyduklarımız ve gördüklerimiz içine düştüğümüz durumun küçümsenemeyecek kadar vahim olduğunu gösteriyor.

Bir meczup çıkıp gördüğü olağanüstü rüyalardan, gösterdiği kerametlerden bahsediyor, okumuş mürekkep yalamış onlarca insan hiç düşünmeden bu meczubun arkasına takılıyor ve ona bir güç atfediyorlar. Peki, akl-ı selim bir Müslüman olarak bizler bir kişiyi tanımlarken yaşantısının Kur’an ve sünnete uygunluğunu dikkate alıp bununla mı değerlendireceğiz, anlattığı hamasi olaylar ve olağanüstü rüyaları ile mi? Dini asıl kaynağından öğrenmediğimiz için ne yazık ki küçük bir esintide sele kapılık gidiyoruz…

Rabbimiz ayetlerinde sıklıkla, “Düşünmüyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?” diyor ve bizi din tacirlerinin tuzağına karşı önlem almaya ve İslam’ın aydınlığına doğru koşmaya teşvik ediyor. Fakat ilim ve şuur noktasında yoksullaştığımız için Rabbimizin sözünü değil meczupların telkinlerini dikkate alıyoruz…

 İslam toplumlarında “itaat” kavramı Resulullahın koyduğu ölçülerden çıkmış, saygı hürmet ve değer vermenin ötesine geçerek körü körüne itaati çağrıştırmaya başlamıştır. Bu konuda anne-babaların vebali sanıldığından daha büyük olacak buna inanıyorum. Zira bizler çocuklarımızın dünyaya gelmesine vesile olan ebeveynleriyiz. Onları İslam’ın ışığında şekillenmiş bir yaşam tarzı ve bakış açısına yönlendirmek ve telkinlerimizi bu doğrultuda yapmak zorundayız. Hakkaniyet ekseninde büyüyen çocuklarımız elbette anne-baba ve ilk eğitmenleri olarak bizlere saygı ve hürmet göstereceklerdir. Fakat bizler bunun ötesine geçip çocuklarımızı adeta köleleştiriyoruz…

Toplumumuzda itaat kavramı baskı ve dayatma ile çocuklara lanse edildiğinden onların düşünme ve akıllarını kullanma melekeleri güdük kalıyor ve gelişemiyor. Ve bu çocuklar otoritenin asla hata yapamayacağına inanıyor, iradelerini kullanma cesareti gösteremiyorlar. Bizler zaten onların soru sormalarına ve hatayı sorgulamalarına izin vermiyoruz hatta bunu bir saygısızlık olarak görüyor onları yerden yere vurmaya başlıyoruz.

Aklını kullanmayan ve buna ihtiyaç olmayacağına inanan çocuklar erişkinler dünyasına katıldıklarında beklenmedik tehlikelerle karşı karşıya kalıyorlar. İnanç ve düşünce dünyalarında marizi sorunlar olan cemaat liderleri, sözde hocalar, dini kullanarak kendilerini özel bir noktada değerlendiren sapkınlar, dış güdümlü hareket eden ajanlar, dini bozmak için görevlendirilen şarlatanlar yani Kur’an ve sünnetten uzaklaşan kişiler edilgen bir varlığa dönüşen genç bireyleri ağlarına takmakta hiç de zorlanmıyorlar. Anne-babalar ise nasıl oldu da çocuklarımızı kaybettik deyip çareler aramaya başlıyor ve hatayı hep karşı tarafa atfediyorlar. Oysa çocukları soru sorma ve akıllarını kullanma noktasında körelterek onları bu tehlikeye davetiye çıkaran bizzat kendileri…

Sevgili anne-babalar çocuğunuzun doğruya ulaşabilmek için soru sorması doğal bir durumdur. Böyle durumlarda onu itaatsizlikle suçlamayın, hayata Kur’an’ın penceresinden bakmayı öğretin bunun için teşvik edin o doğruya mutlaka ulaşacaktır… Fakat marazi düşüncelerinizi dini birer kaide gibi aktarmayın, onları köleleştirmeyin, iradelerini kullanmalarına izin verin ve lütfen onlara sevginizi vermekten kaçınmayın.