Bismillahirrahmanirrahim

Yaratan, yaşatan, yöneten, iki cihan saadetinin tek çaresi İslam’ı bir hayat nizam olarak gönderen âlemlerin Rabbi Allah (c.c)’a hamd, Peygamberimiz, muallimimiz, liderimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve ashabına salât ve selam ederiz.

Ben Müslüman’ım diyen insanlar olarak nefsimize uyanı, aklımıza geleni, hoşumuza gideni yapan insanlar olamayız. İslam’ın emir ve yasaklarına, disiplin ve ciddiyet kurallarına tabi olmak zorundayız. Zanlarımızı Kur’an ve Sünnetin emirlerine tabi kılmadıkça sadık bir Müslüman olmamız mümkün olmaz. Müslümanların siyasi birliği olan ümmette, askerlikte, devlet işlerinde hizmetlerin görülmesi için bağlı birimlerde yapılacak görevlendirmeler seçimle değil tayin yoluyla gerçekleşir. Bunun böyle olması işin yapısı gereğidir. Bu iş sivil toplum örgütlenmesinde de böyledir. Siyasi Partiler, dernekler, vakıflar ve benzeri örgütlenmelerde de alt kademelerin oluşmasında, o kuruluşun merkez yönetiminin ve genel başkanının takdiri ve tensibi belirleyicidir. Çünkü hizmetlerin yürütülmesinde alt kademelerde görev yapan kimseler başkanın yardımcısı konumundadırlar. Bunun aksi kabul ve algılar, güdülen gayenin gerçekleşmesinde verilecek mücadeleyi zaafa uğratacağı, uyum ve ülfeti bozacağından müsaade edilemeyecek davranışlardır. Yasa ve yönetmenliklere uymak, kuruluşların hiyerarşik yapılarını güçlendirmek içindir. Yasa ve yönetmeliklerin, kuruluşun hiyerarşik yapısını bozmak, emir sahiplerinin hoşumuza gitmeyen kimi tasarruflarında onlardan intikam almak maksadıyla kullanılması haddi aşmaktır. Bir toplulukta disiplin ve ciddiyeti bozucu davranışlarda bulunmak, ağız tadı ile birlikte çalışma ahlakına uymamak, o topluluğu ittifak içinde tutan iman, ahlak ve kardeşlik esaslarına uygun düşmez. Bu davranışlar toplumu gerer ve huzursuzluğa neden olur. Müslüman bedevi değil, medeni ve beyefendi bir kimsedir.  Bir Müslüman yaşadığı toplumun bedevisi olmamalıdır. Hucurat suresi 14: “Bedeviler “İnandık” dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama “Boyun eğdik” deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah’a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” Tevbe suresi 97: “Bedeviler, kâfirlik ve münafıklık bakımından hem daha beter, hem de Allah’ın Resulüne indirdiği kanunları tanımamaya daha yatkındır. Allah çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.” Allah (c.c) bu ayetlerde bizleri bedeviler gibi olmaktan menediyor. Bir Müslüman Allah için yaptığı görevlerini makam ve mevkisini korumak veya dünyalık bir şey elde etmek için referans olarak kullanamaz. Kur’an bu gibi tavırları iyi görmez.  Hucurat suresi 17: “Onlar İslam’a girdikleri için seni minnet altına sokuyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Eğer doğru kimselerseniz bilesiniz ki, sizi imana erdirdiği için, asıl, Allah size lütufta bulunmuştur.” Ben bu kadar hizmet ettim öyleyse bu makamlara gelmek benim hakkımdır demek yanlış bir davranıştır. Çünkü İslam’da görev istenmez verilir. Abdurrahman b. Semüre anlatıyor: Bana Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurdular: “Ey Abdurrahman! Kimseden yöneticilik görevi isteme! Zira bu görev sen istemeden verilirse, Allah yardımcın olur. Eğer sen istediğin için verilirse, Allah’dan yardım göremezsin. Bir de bir şeye yemin ettikten sonra başka bir davranışı daha hayırlı görürsen, hayırlı olanı işleyip yeminin için kefaret öde!” (Buhari ve Müslim) Başka bir hadislerinde peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Siz yöneticilik, başkanlık alma konusunda pek istekli davranacaksınız. Hâlbuki o yanıp tutuştuğunuz görev, kıyamet gününde bir pişmanlık sebebi olacaktır.” (Buhari Ahkâm: 7) Yöneticilik kesp ve emek karşılığında elde edilecek bir hak olmayıp emir sahiplerinin takdir ve tensipleriyle görevlendirilen kimseler için bir yüktür. Bu makam ve sıfatlar görülecek din ve dünya işlerinin bir düzen ve disiplin içinde yürütülmesi içindir. Cuma imamının ve onunla birlikte bu namazı kılan cemaatin namazı arasında sıfatlar sebebiyle bir ayrıcalık yoktur.

CİHAD’IN EDEP ESALARI

EDEB: Güzel terbiye, nezaket kuralları, iyi huy ve insanı utanılacak şeylerden koruyan bir şeydir ki, her konuda haddini bilip onu aşmamaya denir. Çoğulu ADÂB’tır. Edeb; kişinin konuştuğu zaman dilini, yalnız kaldığı zaman kalbini korumasıdır. Edeb; ilimde, makam ve mevkide, yaşta senden büyük olana saygı göstermek, küçük olana şefkat etmek ve akranlarla güzel geçinmektir.

Cihad’ın bir çok edebi vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: 1- İTTİFAK EDEBİ: Cihat kendi kendine eda edilmez, hep beraber eda edilir. İnanan insanlar İslam’da, Kur’an’da, sünnette ittifak ederek birlik olmak zorundadırlar. Bu birlik Kur’an’da ÜMMET mefhumuyla ifade edilir. İnsanlara İslam’ı tebliğ etmek, marufu emretmek, münkeri yasaklamak için tek bir imam etrafında toplanmak hem imanın hem de İslam’ın esaslarındandır ve farzdır. Ali İmran 103: “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; tefrika yapmayın…”  Âli İmran 110: “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz; marufu emreder, münkeri meneder ve Allah’a inanırsınız…”  Bu esasa uyulmadan, ittifak etmeden ümmet halinde olmak imkânı yoktur. 2- İHLÂS EDEBİ: Bizim davamızda kimse kendisi için çalışmaz.  Ümmete (Teşkilata) Allah rızası için girilir ve Allah rızası için çalışılır. Araf suresi 29: “De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O’na çevirin ve dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.” 3- İTTİKA EDEBİ: Takva sözlükte; bir şeyi korumak, himaye etmek, zarar verecek şeylerden çekinmek, bir şeyi başka bir şeyle, bir tehlikeye karşı korumaya almaktır. İslam’da ise, insanın kendisini, yaptığı veya yapmadığı şeyler yüzünden karşılaşacağı cezalardan yine Allah’a itaat ederek korunmasıdır. Hakkını vererek cihad etmek, görevi yaparken dedikodu ile meşgul olmamaktır. 4- İYİ AHLAK EDEBİ: Haset, kibir, dava için değil kendisi için çalışma, benlik, birlikte çalışırken uyumsuzluk yapmak, kardeşlerini hakir görmek gibi hatalı davranışlardan uzak olmaktır. 5- İHSAN EDEBİ: İhsan; güzellik, uygunluk, farz ve güzel olan bir şeyi en güzel şekilde yapmak demektir. Allah cihadı hakkını vererek yapanları sever. 6- İSTİŞARE EDEBİ: İstişare: Herhangi bir konuda karar verecek kişinin, doğru ve isabetli karar verebilmesi için, o konuda bilgi ve deneyimi olan kişilere danışması, fikir alış-verişinde bulunmasıdır. Emir sahibinin karar vermeden önce konu hakkında çevresi ve konu ile ilgisi olanların görüşlerini almasıdır.  İstişare, seçim yapmak değildir. İslam’da kararlar parmak hesabına göre alınmaz.  İstişare kurulları karar alma organları da değildir. Karar vermek emir sahibine ait bir görevdir. Emir sahibi kararını açıkladığı zaman, o karar hoşa gitsin, gitmesin ona uyulur. Emir sahibinin aldığı karar haram ve günah olan bir şeyi içermiyorsa verdiği kararlara uymak farzdır. Rabbimiz buyuruyor: Ali İmran 159: “O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.” Emir sahibinin verdiği karara itiraz edip başına buyruk olmak, ümmet olma ahlakıyla bağdaşmaz. Haddi aşmak olur. 7- İTAAT EDEBİ: İtaat: Hüküm ve emir sahiplerinin verdikleri emir ve talimata uymak, boyun eğmek demektir. Sözü dinleme, alınan emri yerine getirme, verilen emre göre hareket etme ve yasaklara yaklaşmamaktır. Allah’a ve Peygambere itaat mutlaktır. Emir sahiplerine itaat etmek ise marufu emrettiği müddetçedir. Emir sahibinin maruf olan emirlerine itaatsizlik haramdır, günahtır. Nisa Suresi 59: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah’a ve Resul’e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” Emir sahibinin hoşa gitmeyen karaları karşısında yapılacak iş, kavga etmek değil karara uymak ve sabretmektir.  Peygamberimiz buyuruyor: “Emir sahibinden hoşa gitmeyen bir şey gören kimse sabretsin. Zira kim itaat ettiği emir sahibine itaatten bir karış dışarı çıkarsa, Cahiliye adetleri üzere ölmüş gibi olur.” (Buhari ve Müslim) Yine peygamberimiz buyuruyor: “Kim yeryüzünde Allah’ın dinini ve davasını temsil eden Müslüman bir idareciyi küçük düşürürse, Allah da o kimseyi küçük düşürür.”(Tirmizi Fiten: 47)

8- SADAKAT EDEBİ:  Sadakat bütün ahlâki özelliklerin kendisinde toplandığı ve yüksek derecelerin kaynağı olan yüce bir ahlâktır. Sıdk; Peygamberlerin sıfatlarından birisidir. Sıddık ise, tereddütsüz tasdik eden ve itaat eden Müslüman’ın sıfatıdır. Allah (c.c.), Müslümanların sadık olmalarını emrederek onların, taşkınlıklardan ve aşırılıklardan uzak durmalarını istemiştir: Hud Suresi 112:  “O halde seninle beraber tövbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.” 9- ÜLFET EDEBİ: Ülfet: Uygun kimselerle görüşmek, konuşmak, güzel geçinmek demektir. İnsanlar toplu olarak yaşarlar. Komşu komşusunun külüne muhtaçtır. Toplum bireyleri birbirleriyle güzel geçinirlerse Allah da o toplumu sever ve başarıya ulaştırır. Peygamberimiz buyuruyor: “Mümin ülfet eder ve kendisi ile ülfet edilir. Ülfet etmeyen ve kendisiyle ülfet edilmeyen kimsede hayır yoktur. İnsanların en hayırlısı insanlara yararlı olandır.” (İbn Hanbel Müsned)

EY MİLLİ GÖRÜÇÜLER

Yukarıda sayılan cihad edeplerine uymak Milli Görüşçüler olarak hepimizin görevidir. Rabbimiz buyuruyor. Enfal Suresi 46:  “Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” Vesselam.