Sene 2006… Lübnan ile işgalci İsrail ile bir aya yakın süren bir çatışma yaşanmıştı. İsrail ile Lübnan arasındaki krizin çıkma sebebi, İsrail'in kumsalda bulunan Filistinli ailelere ateş açmasıydı. Buna karşılık Lübnan Hizbullah Partisi işgalcinin iki askerini kaçırmış ve sekizini öldürmüştü. Uluslararası camia yine işgalciyi haklı çıkarmak için elinden geleni yapmıştı.
Şimdi neden bu konuyu hatırlatıyoruz? En son HAMAS’ın meşru hakkı olan vatanını savunmadan sonra, ülkemizde ortaya çıkan cehalet tablosuna atıf yapmak için. Cumartesi’den beri konuyu bilen bilmeyen herkes özellikle uzman olarak tanınan kişilerin cahil ifadeleri 2006’daki Lübnan Hizbullah’ı hakkında yapılan haberleri aklımıza getirdi. Bizim ülkemizin İlber Ortaylı’nın “yarı cahil” denilen kesimi yaşadığı coğrafya konusunda cehaleti Mekke Dönemi cehaletini kıskandıracak seviyede. O günlerde Hizbullah bir örgüt İslamî terör örgütü (Batılı abilerinden öğrendikleri jargonla konuşmayı pek severler) diye anlatılıyordu bizim basınımızda. Oysaki Lübnan Hizbullah’ı, o zaman Lübnan Hükümeti’nde iki bakanı olan askeri kadrosu da olan bir siyasi partiydi. Lübnan’ı işgalcinin saldırılarına karşı koruyan güçlerden biriydi. Kendi coğrafyasına, kendi tarihine bu kadar uzak başka bir millet dünyada yoktur.
Sosyal medyada hesap açma salahiyetine sahip olan, YouTube’dan izlediği birkaç video ile “Ortadoğu uzmanı” kesilenlerin zihinlerde oluşturduğu işgali söküp atmak, İsrail’in işgalini koparıp atmaktan daha zor. Bir de isimlerinin önünde “prof” unvanı olanların açıklamaları oldu ki, evlere şenlik.
Vicdanını kaybetmeyen, aklını emperyalistlere kiralamamış dünya halkları Filistinlilerin yanında olduklarını beyan ederken ülkemizde çıkan tablo çok vahim. 2006’da internetin çok yaygın olmadığı zamanlarda bazı bilgilerden uzak kalmak anlaşılır olabilirken her bilgiye bir “tık” ile ulaşılabilinir iken cehalette bu kadar ısrar, açıklanabilecek bir durum değil.
Son yaşanan olayda ortaya çıkan tepkiler bir daha göstermiştir ki, Haim Nahum hedefleri bir bir gerçekleşmiş durumda. Ülkemizde insanlar cahil bırakılarak yumuşak lokma haline getirilmiştir. Yaşadıklarını anlamaktan uzak bir güruh oluşmuş durumda.
Bazıları analiz yapıyoruz diyerek İsrail’e “yenilmiş” olmayı yakıştıramıyor. “Her şeyi gören, her şeyi duyan, her şeyi planlayan, ‘kahhar’ ismine sahip” olarak İsrail’i gördüğünü izhar etmiş durumda. Oysa bugün yaşanan yenilgi ilk yaşadığı yenilgi değil. 2006’daki Lübnan’daki savaşta işgalcinin, “Tanrı’nın bile yenemeyeceği”ni iddia ettikleri “Merkava” tanklarını Hizbullah işe yaramaz hale getirmişti.
Ülkemizde başta kamplaşma denilen olumsuzlukların temelinde de bu cehalet yatıyor. Hakları gasp edildiği halde bunun hesabını soramayan bir toplumun ortaya çıkması da insanların cahil bırakılmasının sonucu. Ve bahsettiğimiz cehalet tek tarafa ait bir husus değil; taraf olduğu şeklinde sunulan kesimlerin cehaletleri aynı derece derin. Ki bu cehalet gerginlikleri, çatışmaları besliyor. Oysa bilgiye dayansa -bazı bilimcilerimiz de çok cahildir- oturup konuşabilecekler. Ama alfabedeki harfleri tanımadan “elif-mertek” kavgası yapıyorlar. “İçtihad Kapısı” diye kitap yazanlar “Merhaba”nın Türkçe olduğunu sanıyor, ilahiyat mezunu öğrenciler “ilah” kavramının tanımını bilmiyor.
“Yeni Bir Dünya”nın kurulması kaçınılmaz. Her alanda dünyada yaşanan olaylar bunun acil ihtiyaç olduğunu gösteriyor. İşin temeline inilmesini sağlamak Müslümanların üzerine vazife. Tüm dünyadaki masum milletleri savunmak Allah’ın Müslümanlara emrettiğidir. Nisa Suresi’nde (75-76), “Size ne oldu da Allah yolunda ve ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!’ diyen çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz? İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise batıl dava uğrunda savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphe yok ki şeytanın planı (tuzağı) daima zayıftır” buyruluyor.
Müslüman liderler reel politik anlayıştan ve uygulamalardan acilen vazgeçip ahirette hesap verecekleri anlayışa geçmelidirler. Mazlumların, Müslümanların ve insanların haklarını savunmaktan geri duran Müslüman siyasiler için hatırlatmayı Erbakan Hoca’mızın her toplantının sonunda okuduğu şu ayetle yapalım: "Gerçekten onlar düzenlerini kurmuşlar. Hâlbuki dağları oynatacak olsa bile bu düzenleri hep Allah'ın elindedir. Sakın Allah'ın peygamberine verdiği vaadinden cayacağını sanma. Muhakkak Allah azizdir. İntikam sahibidir.” (İbrahim 46-47).