Yeni ya da eski nesil herhangi biri 1967 sınırlarını bilmek zorunda değildir. Hatta son yüzyılda egemen güçlerce çiziktirilmiş herhangi bir sınırın bilinmesi gerekmez. Dünyanın adı sanı duyulmayan iki ülkesi arasındaki sınır dâhil hiçbir toprak parçası bu genellemenin dışında kalmaz. Ancak herkes bilmek, unutmamak, hep hatırda tutmak zorundadır ki İsrail, bir terör membaıdır ve varlık gösterdiği yere işgalle konar, bulunduğu konuma gaspla sahip olur. Hiçbir zaman meşru bir eylemi olmaz ve bilinen kısa tarihi içinde bilfiil terör üretir. Keza dünyanın dört bir yanından taşıma su usulü getirip vatandaşı yaptığı insanlar da statükosunun haksız eylemlerinden mustariptir. Dostu olmaz. Lakin el altından iş birliği yaptığı kimi tüccarlar tarafından dikkate alınır, iş birliği kurulur, güzellemeler düzülür. 

O iş birliklerinin, güzellemelerin, yüceltmelerin, meşruiyeti aşıp meşruti biçim verilmiş dayatmaların haddi hududu yoktur. Bu yüzden Müslümanların asırlar boyunca kullandığı ama gerçekleştiremediği “Müslümanlar birleşin!” diye bilinen sloganı, cihan aşırı yayılmış Siyonistlerin usulünce güncellemesi gerekir; “Siyonistler birleşin!” Ki dünya halkları, kamuoyu, az biraz insan kalanlar, hangi ülkenin, hangi devletin, hangi kurumun, hangi oluşumun, hangi kişilerin Siyonizm’e hizmet ettiğini, Siyonizm’e çalıştığını, Siyonist olduğunu açık, net olarak bilsin!.. Ya da şöyle söylenebilir: “İhtirâz-ı ta’neden kalmakdadır âhım nihân / Bir hakîkat kalmasın âlemde Allahım nihân” (Muallim Naci)

ABD, Almanya, Ukrayna, Azerbaycan, Türkiye gibi mütemadiyen terörle mücadeleden dem vuran ülkelerin dünya lideri titri taşıyan yöneticileri, daha meselenin başında en resmi tarafından Filistin Silahlı Kuvvetlerinin İsrail çetelerine karşı saldırı düzenlemesini kınamalıdır mesela! Sonra kebabın ve şişin aynı ateş üstünde raks edip çok da yanmamasını arzulayan kimi siyasiler yusyuvarlak cümlelere sığınmalıdır! Hatta ideolojik saplantılarla (ya da zaten ideoloji hak getire, salt saplantıyla) kurulan cümleler mesela şöyle olabilir: “İsrail halkının meşru ve haklı talebinin terör eylemleriyle kirletilmeye çalışılması kabul edilebilir değildir. Bu tür eylemler bugüne kadar maalesef İsrail halkının acısını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. İsrail halkının her zaman yanında olduğumuzu bir kere daha belirtirken; Filistin hükümetini de sağduyu ile hareket etmeye davet ediyor ve şiddet ortamından bir an önce uzaklaşılmasını temenni ediyoruz.” Nitekim bu cümle birkaç gün evvel birkaç kelimenin yeri değiştirilip birileri tarafından birebir söylenir. Sonra Siyonistlerin Ankara sefiri, cumhurbaşkanı ve kimi siyasetçilerin yaptığı açıklamaları destek verici ve yerinde bulduklarını, bazılarınınsa onları şaşırttığını söyler. Şaşırtanlar merak konusudur ama şaşırtmayanlar bilinir. Ekmeğini hamasetten, suyunu ırkçılıktan kazanan kimileri, Arapların arkadan vurduğunun vurgulandığı masallarla büyütülür. Orta Asya destanlarına ara verdiklerinde o masalları dinleyip uyuklarken, henüz dil kullanma becerisi yeterince gelişmediğinden neden önden değil de arkadan vurulduklarını sormazlar. Yusuf’un gömleğinin nerden yırtıldığı bile sorulur da o sorulmaz. Öyle ya, yıllar yılı hâkim oldukları yerdeki insanları kaderine terk edip sırt dönülmediyse göğüsten vurulmak icap eder! Ya da işgale uğrayan her toprağın insanı nedense hep bu ilginç tribe maruz kalır.

Tarih boyunca edebiyatta, sinemada, tiyatroda, iktisatta, diasporada, siyasal alanda ve uluslararası arenada mağduru başarıyla oynamış Yahudi milletinin kimi uyanıkları, başarılı terör faaliyetleriyle inşa ettikleri Siyonizm’i, daha büyük başarıyla yine mağdura yatarak sürdürür. Bir yerde soykırım sözü geçse hemen küskün yeğen modunda arzı endam ederler; bir yerde katliam varsa sırf onlar öldürülür! Mazlumdur onlar! Habire öldürürler, gasbederler, işgal ederler, infaz ederler, acımasızca zulmederler ama onlar masmasum şeylerdir! Nasılsa dinsel bir dayanak bulmuşlardır ve illegal biçimde sahip oldukları ya da ele geçirdikleri her şey onlara çoktan vaat edilmiştir!

Filistin halkının mütemadiyen acı çekişine alışmış bünyeler, bir sabah uyandığında o hep mazlum olanın taarruza geçtiğini öğrenince doğal olarak ne yapacağını, nasıl davranacağını şaşırır. Ancak tam karşısında konumlanan gücün lanetinden emin olan, şer odağı olduğunu gören, zulmünden şüphe etmeyen herkes de ne tarafta yer alacağını bilir. Belki silahını kuşanıp atını çağırmaz ama hiç yoktan Müslümanların daim muzafferiyeti için dua eder. İlle de bir sınır gerekirse 1947’nin taksim öncesi sınırları iyidir. İntikam kötüdür ancak falâfel, sıcak olduğu kadar soğuk da yenir.