Yargıtay 16. Ceza Dairesi, İstanbul 13. Ağır Ceza
Mahkemesi nin Ergenekon davasıyla ilgili kararını esas ve usul yönünden bozdu.
Delillerin toplanmasında hukuka aykırılık olduğuna hükmeden Yargıtay, ayrıca
Ergenekon terör örgütünün varlığına dair somut delil ortaya konulamadığını da
gerekçe gösterdi. Yargıtay kararındaki Ergenekon örgütünün kim tarafından ne
zaman nerede kurulduğu, nasıl üye olunduğu kanıtlanamamıştır ifadesi dikkat
çekiciydi.
2007 de, Ümraniye deki bir gecekonduda ele geçirilen 27
el bombasıyla başlayan bu davanın mahkeme süreci tam 6 yıl 2 ay sürmüş. Dönüp
bakınca, akla gelen ilk şeyler, cezalandırmaya dönmüş tutuklama süreleri,
milyonlarca sayfalık iddianameler, hüküm veren gazeteler, bu davayı bahane
ederek kendinden olmayan herkesi potansiyel suçlu ilan eden siyasi erk,
memleketteki her kötü şeyi bağlayacak bir günah keçisine döndürülmüş bir
hayali düşman vs vs oluyor.
O günkü, iktidar medyasının (ki o dönemde araları iyi
olduğundan bunlara bugünün günah keçisi cemaatin medyası da dahildir ve hatta
başı çekmektedir) attığı manşetler gerçekten ibretlik. Kamuoyunda oluşan soru
işaretlerini gizlemek ve dikkatleri dağıtmak adına önüne gelenin Ergenekoncu
ilan edilmesi, her olumsuzluğun Ergenekon denen şey e ihale edilmesi Bir avuç
suçlu kimsenin uğruna suçsuz olanlarının da arada kaynatılması Gerçekten de
son derece karanlık bir dönem
O dönemdeki hakim anlayış neydi Siyasi iktidar, büyük
bir cesaret ve kararlılıkla askeri vesayetin üzerine gidiyor, cuntacıları,
darbecileri temizliyor! Siyasilerin uğruna savcı bile olduğu bu dava,
öylesine sorgulanmaz bir konumdaydı ki, ağzına açana Ergenekon örgütüne yardım
ve yataklıktan dava açılıyordu neredeyse.
Bir hatırlayalım. İktidar medyasının yayınladığı şemalar
hala hatırlarda. Ergenekon Terör Örgütü, yani ETÖ ifadesi, örgütün organizasyon
şeması, hatta bayrağı bile bu medya tarafından nasıl bir iştahla servis
edilmişti, unutmak mümkün değil. Her gün, Ergenekon a ait yeni bir hususun
deşifre edilmesi , Ergenekon un ne menem bir kötülük ve şer odağı olduğuna
dair büyük büyük laflar Hatta, iktidar medyasının gazetecilerinden birisi,
Ergenekon öyle bir örgüttür ki, ona üye olduğunuzu bile bilmeyebilirsiniz
diye bir ifade kullanmıştı. Adam Ergenekon a üye, ancak haberi yok yani!
O döneme özel kurulup, operasyonel görevini tamamlamakla
birlikte miadı kısa sürede dolmuş gazeteler de vardı mesela. İşin kötüsü, bu
ülkenin muhafazakar insanlarının, devlet bilincini bir kenara bırakıp tamamen
saçma bir rövanşist kafayla, bu ne idüğü belirsiz sürece canla başla sahip
çıkmalarıydı. Güya, böylelikle 28 Şubat ın öcü alınıyordu. 28 Şubat ın meyvesi
olan bir siyasi iktidarın, nasıl olup da 28 Şubat la hesaplaştığı sorusunu
sormadılar bile kendilerine tabi.
Olan biten her şeyi Ergenekon denen mefhuma bağlayanlar,
gün geldi ki bu, milli orduya bir kumpastır deyiverdiler. O güne kadar
söyledikleri her şeyi yuttular, girdikleri veballeri bir kenara bıraktılar, bu
uğurda Ergenekon un dinci ayağı vs gibi iftiraları bile hatırlarına
getirmediler tabii ki. Yani, bir sabah kalktılar ve bir anda bütün ETÖ vs
saçmalıkları uçup gitti ve kumpas olduğunu keşfediverdiler.
O tarihlerde, bu Ergenekon sürecinin Türk ordusuna
yönelik Amerikancı bir tasarım maksadı içerdiğini söylemeyi bile Ergenekoncu
olmak diye yaftalayanlar, bugün bu ithamlarından dolayı çıkıp özür diler mi
Önüne geleni Ergenekoncu ilan edip, bunla ilgili haberler yapanlar, hatta
kitaplar yazanlar, insan içine çıkmaya utanır mı Tabii ki hayır! Aldatıldık
diyerek işin içinden sıyrılırlar muhtemelen.
Basiret ve ferasetin önemi de burada yatıyor işte.