Bismillahirrahmanirrahim;

 Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Allah’adır. Salâtımız ve selamımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.

Saadet Partililer-Milli Görüşçüler olarak bizler, inandığımız gibi yaşamak isteyen bir topluluğuz. İslam’ın hem şekline, hem de ruhuna teslim olmuş kimseler olarak, hiçbir kimseye bir zorlamanın içerisinde de değiliz. Bizim gibi düşünmeyenler ile adil bir sözleşme dâhilinde barış içinde birlikte yaşamayı önemli buluyoruz. Biz inanç hürriyetini, sıradan bir şey olarak da görmüyoruz. İnanç hürriyetini; 1. İfade hürriyeti, 2. Öğrenim hürriyeti, 3. Örgütlenme hürriyeti, 4. İnandığı gibi yaşayabilme ve ibadet hürriyeti unsurlarıyla birlikte, bir bütün olarak ele alıyoruz. Kimsenin bizden zarar görmesini istemediğimiz gibi, bize de kimsenin zarar vermesini istemiyoruz. Zulme ve kötülüklere karşı mücadele etmeyi, bir insanlık görevi olarak biliyor ve bu istikamette üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz. Biz insanların meselelerini, savaş değil, barış, çatışma değil, diyalog ile çözmesini istiyoruz. Biz, herkesin saadet ve mutluğunu temenni ediyoruz. İnsanların saadet ve mutluluklarının ancak Milli Görüş ortamında gerçekleşeceğine inanıyoruz. Bizim yolumuz, sevgi, şefkat ve merhamet yoludur. Bu ise adil olmayı gerektirir. Yeryüzünde bizim gibi düşünmeyen insanların olduğunu da biliyoruz. Bizim gibi düşünmeyen bu insanlar genellikle, barış yerine savaşı, diyalog yerine çatışmayı esas alıyorlar. Bunların anlayışlarının özünde ise kin ve nefret vardır. Bu iki anlayış arasında, kıyasıya bir mücadele vardır. 31 Mart 2019 Mahalli Seçimleri’ne giderken karşılaştığımız manzara, birbirine zıt bu iki anlayışın temsilciliğini yapan kadroların karakter ve cibilliyet sınavıdır. Saadet Partisi, sevgiyi, şefkati ve merhameti temsil ediyor, kutuplaşmaya, kin ve nefret diline karşı, barıştırmayı, kucaklaştırmayı, sevgiyi, şefkati ve merhameti esas alan bir dil kullanıyor. Yol gösteriyor ve uyarıyor, ancak tahkir etmiyor, aşağılamıyor, ötekileştirmiyor. AK Parti ve yöneticileri ise, işbirlikçi bir anlayışla kin ve nefreti, kutuplaştırmayı temsil ediyor, barıştırmaya, sevgi, şefkat ve merhamet diline karşı, çatıştırmayı, kamplaştırmayı, ötekileştirmeyi esas alan bir dil kullanıyor. Rakiplerini “şer, terör yandaşı ve yıkım ekibi, dörtlü çete” olarak tanımlıyor, ayıplıyor ve aşağılıyor. Her şeyden önce bu dilin, Müslüman’ım diyen bir kimseye yakışmadığının idrak edilmesi gerekir. Çünkü Allah her şeyi görüyor, biliyor ve şöyle buyuruyor, İSRA 84: “De ki: Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir.” Azıcık vicdanı olan bu ayeti okur ve ahireti, hesap gününü düşünerek iş yapar.

 DENİLİYOR Kİ

Saadet Partisi, CHP ve HDP ile ittifak yapıyor. Terör yandaşlarıyla kol kola giriyor. Erbakan Hoca mezarından kalksa bunlara ne der acaba, şer ittifakının bir üyesi, dörtlü çete, particik gibi ithamlar ile bilinçli olarak suçlanıyor. Saadet Partisi’nin, hiçbir parti ile ittifak yapmadığı ve 1389 seçim çevresinin tamamında seçime girdiği bilindiği halde, bu ithamlar ve karalamalar niçin yapılıyor? Bunun tek bir sebebi vardır. Toplumun bir kesimini şeytanlaştırarak seçim kazanmaya alışık olanların oyununu bozduğu için, onlar bu söylemleriyle Saadet Partisi’ni toplum nezdinde itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Akıllarınca Saadet Partisi’nden intikam alıyorlar. Bunu bilerek ve inanarak yapıyorlar. Hâlbuki siyaset; insanların büyük kitleler halinde bir arada yaşamak için ihtiyaç duyduğu düzenin kurallarını ortaya koymak ve uygulamak için yapılır. Bu kurallar, yüksek ahlaki ve manevi değerlere dayandığı zaman siyaset, adalet dağıtan ve hayra vesile olan bir kurum haline gelir. İnsana, maddi ve manevi varlığını dikkate alarak hizmet etmeyen bir siyaset, bizi ancak bencilliğe, çatışmaya ve insanın arzu ve heveslerinin tek değer kabul edilmesine götürür. Bu tür siyaset, toplumu yokluğa ve mahrumiyete sürükler. Gerçek şudur. Bu gün AK Parti ve Erdoğan; hangi kesimlerden oy istiyorsa, oyunu almak için hangi kesimler ile dirsek teması içine giriyorsa, Saadet Partisi de aynı kesimlerden oy almak istiyor ve çalışmalarını bu istikamette sürdürüyor. Erdoğan; “Ben HDP seçmenine terörist demedim” diyerek onların oylarını almak istemiyor mu? Bazen yalancının mumu yatsıya kadar da yanmıyor işte.

SABIR

Saadet Partililerin yürüttükleri mücadelede bilmesi ve uyması gereken meseleler vardır. Erdoğan ve AK Parti gibi Batıca siyaset yapan kadroların, Milli Görüş’e ve temel kuruluşu Saadet Partisi’ne karşı yürüttüğü mücadelede takip ettiği yöntemler; 1.Yok sayma, 2. Alay etme, 3. Dolaylı ikaz, 4. Teklif ve tehdit, 5. Baskı, 6. Şiddet, 7. Ambargo, 8. İmha yöntemleridir. Hakkın ve doğrunun sesi duyulmasın diye gürültü çıkarmak, yalan haber yapmak, iftira etmek, Batıca siyaset yapanların temel karakteridir. Tarih boyunca batılın bu vasfı hiç değişmemiştir, bugün de değişmeyecektir. Onlar bu eylemleriyle, hak ve adalet için mücadele eden Saadet Partililerin, savunmada kalarak etkisiz olmasını istemektedirler. Saadet Partililerin bu oyuna gelmemesi gerekir. Yani Saadet Partililer, Erdoğan’ın, Bahçeli’nin ve AK Parti’nin oluşturduğu düşmanca gündemin, algı operasyonunun etkisinde kalmadan ve bunların yayılmasına alet olmadan, kendi gündemine göre mücadele etmelidir. Saadet Partililerin en güçlü silahı “sabır” silahıdır. Çalışmalarını “Adil Düzen” gayesine ulaşmak için belirlenmiş gündem çerçevesinde yürütmelidirler. Biz, inanç ve azimle kendi işimizi, dışarıdan etkilenmeden yapmalıyız. MAİDE 105: “Ey iman edenler, göreviniz kendinizi (ve toplumunuzu) düzeltmek için mücadele etmektir. Siz, doğru yolda olduktan sonra, sapıtanlar size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah›adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir.” Kınayanın kınamasına aldırmadan sabır, savaş ve zafer. Selam hidayete tabi olanlara…