Mehmet Barlas dünkü yazısında, "Çağdaşlığın sahipleri ötekiler e örnek model olabildiler mi " diye soruyor. Elbette örnek model olamadılar. Zaten çağdaşlığı sahiplenenler bu sahiplenme ile örnek model olma ihtimalini ortadan kaldırdılar. Çünkü, sahiplenmek ister istemez beraberinde "biz" ve "ötekiler" ayrımını gündeme getirdi. Toplumu önce böyle bir ayrıma tabi tutarsanız örnek model oluşturmanız mümkün olamaz. Kendilerini çağdaş ilan edenler daha işin başında kendileri çağdışı kalmış olurlar. Kendileri çağdışı kalanlar "ötekiler"e nasıl olacak da örnek model oluşturacaklar

Niçin böyle oldu

Çağdaşlığın sahipleri ya kendileri çağı yakalayamadılar ya da herkesin kendilerine uyması gerektiği gibi bir saplantıya düştüler. Sanıyorum kendilerini çağdaşlığın sahibi sananlar örnek model oluşturmak gibi bir iddianın sahibi de olmadılar. Sadece düşünce planında kendilerini çağdaş kabul edip kendileri gibi düşünmeyen ve davranmayanları çağın dışına atarak kendilerinin üstün bir konum elde ettiklerini sandılar. Bu konuda belki uzun sürede etkili oldular. Tepeden inmeci ve dayatmacı yaklaşımları "ötekiler" yani halk  tarafından da zorunlu olarak itirazsız karşılandı. Ama, bu itirazsız kalış çağdaşlığın sahiplerinin beğenildiği ve örnek alındığı anlamına da hiçbir zaman gelmedi.

Çağdaşlığın sahipleri toplumu güdülecek bir sürü gibi gördüler. Bunun için yeri geldi zor kullandılar, yeri geldi darbelere çanak tutular, hatta destek verdiler. Çünkü, kendilerine benzemeyenleri güdülmek durumundaki sürü gibi algılamaları  ötekiler tarafından elbette hissediliyor ve tepki görüyordu. Tek parti döneminde ötekiler tepkilerini fazlaca gösteremediler ama içlerinde de bir öfke birikimi oluştu. Çok partili döneme geçer geçmez  bu öfke patlaması kendisine biraz olsun benzediğini düşündüğü partiden yana oldu. Elbette Demokrat Parti nin  zihniyet ve menşe itibariyle çağdaşlığın sahiplerinden fazlaca bir farkı yoktu. Ama halk yıllarca kendisini yok sayan, sürü gibi algılayanlara karşı tavrını DP saflarında toplanarak göstermiş oldu.

Ötekiler  1950 yılından beri çağdaşlığın sahiplerine hiç iltifat etmedi. Onları kendileri ile baş başa bıraktı. Çağdaşlığın sahiplerini darbeler bile iktidar yapmaya yetmedi..

Böyle oldu da ne oldu

Çağdaşlığın sahipleri kendi kendilerini gözden geçirmeye ihtiyaç duydular mı Nerede hata yaptıklarını düşündüler mi

Maalesef çağdaşlığın sahipleri hâlâ sadece çağdaşlıkları ile övünüyor, kendi kendilerini gözden geçirmeye ihtiyaç duymuyorlar. Hatta çağdaşlığa yükledikleri anlamı bile soruşturmuyor, herkesin kendilerinin yaptığı tarife şartsız uymasını istiyorlar. Sanırım ülkemizin ana sorunu da işte bu  tavırdan kaynaklanıyor. Devletin çeşitli kademelerini ele geçirmiş olan çağdaşlığın sahipleri milletin gönlünü fethetmeyi hiç düşünmüyorlar. Milletin gönlünü almayı düşünmeyen bir anlayışın çağdaşlık olarak nitelendirilmesinin çağdışı kaldığının farkında değiller. Ülkemiz çağdışı kalmış olan çağdaşlığın sahiplerinin elinde kaldığı  için de özgürlük ve demokrasi açısından çağı yakalaması mümkün olmuyor. Eğer ülkemiz bundan sonra çağı yakalayacaksa bilinmelidir ki bu çağdaşlığın sahiplerine rağmen olacaktır. Onlar da ille de kendi anlayışlarına toplumu mahkum etmenin mücadelesini vereceklerdir .

Lafı uzatmanın anlamı yok. Pek çok kavramda ihtiyaç duyulduğu gibi çağdaşlık kavramının anlamının da yeniden belirlenmesi gerekiyor. Bu belirleyiş ise çağdaşlığın sahiplerinin tasallutundan korunarak yapılması gerekiyor. Çünkü çağdaşlığın sahipleri bu tarifi de kendilerine göre yaptılar. Tıpkı laiklik ve hukuk devleti kavram ve tanımlarında olduğu gibi. Zamana ve şartlara göre değişen tarifler ülkemizde geçerli kılınmaya çalışılıyor. Denebilir ki bu çağdaşlığın sahipleri için hak ve özgürlükler pek önemli değildir. Önemli olan onların konumlarının devamı için çarpık anlayışlarının topluma dayatılmasıdır.