YENİLGİLER tarihimizin sayfaları giderek kabarıyor.
İnsanımızı yitiriyoruz. Güven duygumuzu yitiriyoruz. Güvensizlik, inançsızlık,
itimatsızlık, soysuzlaşma atbaşı. Büyük düşünüşlerin yerini küçük hesaplar
aldı. Büyük hedeflerin yerini çıkar ilişkileri aldı. Büyük yürüyüşün yerini
kısa koşulu deparlar aldı. Her şey bir solukluk gibi. Şu an şu etabı geçeyim
gerisi önemli değil gibi yaşanıyor.
Milletin bir bütün olarak devrede olmadığı, belli
kesimlerin, azınlıkların belli merkeze oturduğu bir dünya oluşuyor. Paylaşımlar
eşit değil, bazıları büyük hisse sahibi, bazıları hiç. Kapitalist ruhun hayata
egemen oldu bir dünya. Bütün kaynakların yolları kendilerine çıkıyor. Bunun
içindir ki, kendilerinden başka kimseyi görmüyorlar, tanımıyorlar ve
bilmiyorlar. Bu büyük oyun insanı devreden çıkarıyor. İnsansızlık. Batı,
ırkını, dinini ve kültürünü tek merkez hâline getirince kendilerinin dışında
kalanlara yaşama alanı ve hakkı bırakmadı. Bunu giderek daralttı. Çok yiyiciler
ve biriktiriciler azınlığı bütün dünyayı kuşattı.
Müslümanlar sekülerleşmeye yöneldiklerinden tam bir
öykünme ile onlara benzeme çabasına girdiler. Onların yanında, deyim yerinde
ise, biraz üzücü ama gerçek, büyük sofranın kırıntılarına yöneldiler.
Konumlarını koruma adına onların birer küçük oyuncusu olmayı yeğlediler. Kendi
başlarına, sofralarını kurma yerine onların yamakları gibi olmayı hedeflediler.
Müslüman dünyanın özet tablosu bu.
Onları mutlu ve memnun edecek görevler üstlenilmiş
bulunuluyor. Kavmi oluşlar ya da milliyetçilik adına bir kangren. Ne yazık ki
aynı ruhu taşıyan bir millet; birbirinin soyunu, enerjisini, bilincini,
sevgisini, bağlarını tüketecek bir çıkmaza sürüklenmiş bulunuluyor. Fiili bir
savaşı kendi içimizde yürütüyoruz. Birbirimizi ortadan kaldırmak için.
Bir devletin kendi halkına karşı olan savaşı akıl alır
gibi değil. Kendi halkını başka kukla oyuncularının eline terk ediyor. Bir
devlet kendi kentlerini bombalıyor, kendi insanlarını gözü kara öldürüyorsa
bunun üzerinde derin düşünülmeli.
Terör, Batı ruhunun içimize sindirdiği bir virüs. Biz bir
tuzağın içindeyiz. Onların belirlediği kurallar, yöntemler ve onların
silahları, lojistik destekleriyle kendi kendimizi öldürüyoruz. Onların bize
yapacaklarını biz bize yapıyoruz.
Cizre olayı somut bir gösterge. Bir kasabanın
kuşatılması, günlerce sokağa çıkma yasağının konulması, insanların elektriksiz,
susuz bırakılmasının ardından büyük bir yıkımla çıkılması ancak bölgeye egemen
olan güçlerin işine yarar. Orada direnen bir avuç insanın kurtların eline terke
neden olundu. Bundan sonra o bölge insanı hangi güven duygusuyla kime sırtını
yaslayarak orada kalabilir Genelde on yıllardır süren yanlış uygulamaların
getirdiği sonuçlar bunlar değil mi Terörün bu kadar azmanlaşması bölge
halkının iki ateş arasında kalması ve o masum insanların onlara mecbur
bırakılması sonucu değil midir
İslâm hukukunda bir gemide yüz yolcudan sadece bir masum
var ise o bir masum insan için geminin kurtarılması hükmünü verir. Doksan dokuz
zalim için o gemi batırılmaz, o bir insan için o gemi sahile eriştirilir.
Günümüz yöneticileri kolayı bulmuşlar, toptan yok etmek.
Kavmiyetçi ruhun baskınlaşmasıyla kendi öz kavmi dışında kalanların tamamını
imha etmek için çırpınılıyor. Bu, tıpkı emperyal güçlerin ya da doyumsuz azgın
kapital sahiplerinin kendileri dışında kimseyi bilmemeleri, görmemeleri,
tanımamaları ve değer vermemeleri anlamına geliyor. Onlar için insanlık bir
köle ise, kavmi bakışlı egemenler için de durum aynıdır. Hiç fark etmiyor.
Farkında olunmada büyük güçlerin oynattıkları oyunun küçük figüranı olunuyor.