Kasım kasım kasılıyor Kasım. Ne zaman ayrılıyor aramızdan fark etmiyoruz bile. Sonbaharın son ayı da elimizden kayıp gidiyor. Aralık la kışa başlıyoruz. Doğanın dengesi bozuluyor ve bu yıl biz uzun bir pastırma yazı yaşıyoruz. Eskilerin deyişi doğru ise, ayvaların azlığı ya da çokluğu da belirlemektedir biraz, kışın ağır mı yoksa hafif mi geçeceğini. Fakat Aralığa karşın hâlâ bahçedeki biberlerin üzerinde birkaç beyaz tomurcuk durmakta. Güller havaların sıcaklığını fırsat bilip biteviye çoğaltmakta goncalarını. İğde ağacı mevsim yanılgısı ile filizlerini patlattı. Erik ağaçları da bir çılgınlık yapıp çiçek açtı açacak.

Muhteşem bir sonbahar yaşıyoruz ama fark etmiyoruz bile. Lanet Pazar  yerleri, alışveriş merkezleri, plazalar karınca gibi insan kaynıyor. Beton haramiler bir yolkesen gibi dikiliyor karşısına tabiatın. Betonun, asfaltın, trafiğin, gürültünün, vitrin camlarının buğusundan kurtulup insanlar doğaya kavuşamıyor. Gidişini fark etmediğimiz kasım gibi Aralık da geçecek, kalacağız Ocağın keskin soğuklarıyla bir başımıza.

Yollarımızı yutup tüketmekte teknoloji. Gitgide yürüyüş kabiliyetimizi de yitirmekteyiz. Televizyonlar insanımızı yarı felçli yaptı. Kötürüm gibi oturmakta, kara kutuların dizleri dibinde insanlar. Bizim toplum gibi, ne seyredeceğinin elemesini yapma hususunda geri kalmış bir tür, önüne ne koyarlarsa aç bir iştiha ile tüketmekte. En bayat programlar, aptal diziler, geri zekâlı şarkıcıların bile izleyici bulabildiği saflar diyarı ülkem.

Kötü yürekli dev gibi televizyon ve bilgisayar; insanları bahçelerine çıkmaktan bile men edip bir ev hapishanesine mahkûm etmekte. Nicedir hep araba pencerelerinden el sallıyorum korunun ağaçlarına. Koşmak çok uzaklarda kalmış soylu bir eylem şimdi. Yürümek çok pahalı bir hobi. Bugün kendime bir tatil verip evden çıkacağım; ne bulaşık, ne yemek. Bilgisayarın önünde iki büklüm oturup yazı yazacağım diye uğraşmayıp kendimi sokağa atacağım.

Size de önerim, bırakın o çok önemli işinizi. Televizyonu, bilgisayarı, yemeğin altını kapatıp dışarı çıkın. Geçip gidiyor senenin son ayı. Kendinizi tedavi etmek istiyorsanız. Başınıza çökmüş evin ağırlığından kurtulmak istiyorsanız. Mutlu olmak istiyorsanız. Gülüşlerinizi özlüyorsanız. Bugün dışarı çıkın. Bulutlar nicedir yolunuzu gözlüyor. En ufak bir rüzgârda bir konfeti yağmuru gibi yapraklarını başınızdan aşağı dökmek için ağaçlar sabırsızlıkla sizi bekliyor. Bir Viyana lı kadar da mı işiniz başınızdan aşkın. Ya da şehir merkezlerini göçmenlere ve yabancı işçilere bırakıp, kilometrelerce uzaktaki temiz havalı köylerine çekilmiş; Brüksel li, Paris li, Frankfurt lu kadar da mı meşgulsünüz. Bugünlerde onların sırtında bir çanta, içinde ekmek ve su, ellerinde bir değnek çoğunun yaşı seksen civarında, bir kır yolundalar şimdi. Çıtır çıtır kuru yaprakların çıkardığı bir dağ senfonisi eşliğinde orman yürüyüşündeler.

Dostum dağların mı bitti ki, iki elin koynunda, yarı felçli bir koltuğa büzülmüş kara büyücü televizyonun dizi dibinde aptal şarkılar ezberindesin. Denizlerini karanlıklar devleri mi içip tüketti ki, hiç kenarına gidip gönlüne mavi libaslar biçmiyorsun. Göllerin mi kurudu, başını kaldırıp bakmıyorsun. Akarsuların mı çekildi, anne gibi aziz yurdunun damarlarından bir çay içimi bile uğramıyorsun. Elleri tertemiz toprak, uzatmış sana; anne kadar mübarek, kokla ve öp ellerinden.

Bugün pencereyi açtığımda karşımdaki ağaçta bir gürültü koptu. Bir çığlık, bir ses, anaç bir şefkat eli çağırıyordu. Anlamaya çalışıyordum galiba şiir okuyordu. Rüzgâr vokal tutmuş şarkı besteliyordu. Ben bu dost ağacın annem öldüğünde sabaha kadar benimle ağladığını bilirim. Uzun hastalık günlerinde az mı dua okudu benimle. Tabii arada bende hatırını sorarım. Karlı kış gecelerinde sıcak su teklif ederim Sırtına bir şey sarayım mı diye ilgilenirim. Son aralık günlerini hatırlatıyordu şimdi de. Saçlarını sağa sola savurup. Başında halelenmiş güneş ışıklarından tacı ile bir güz kraliçesi gibi gülümsüyordu.

Dostum, ağaç yapraklarını kapınızın önünden süpürmeyeli kaç uzun yıl oldu. Uzak bir kıra gidemiyorsanız da. Yine dışarı çıkıp, apartmanın kapıcısından uzun saplı süpürgesini rica edin, bir müddet yaprakları süpürün. Eminim stresinize çok iyi gelecektir. Yaşamın pembe yüzünü görüp, gülümseyeceksiniz.