EVET, zor ve anlamlı bir soru. Yıllardır yazageldiğimiz, üzerinde ısrarla durduğumuz bu ülke insanını bölüp parçalayan, gerilim ve öfkeyi tırmandıran, birbirinin yüzüne bakamaz olan tarafların vardığı sürecin bir sonucudur bu. Rejimi oluşturan yapı bunu bir ruh olarak sindirmişti. Milleti karşısına almıştı. Bu CHP ruhunun da özünü oluşturuyordu. Baskıcı, tahammülsüz, soluk aldırmayan bir yapı. Milletimiz 1943 sonrasında yeni bir döneme girince sırf bu yapıya tepki olsun diye, tek seçenek olan DP’ye yönelmişti. Çünkü millet az seçenekli bırakılmıştı. Mevcut yapı buna bile tahammül edemedi. Milletin zorlaması ile jakoben varlığın çatışması elbette bir yerde karşılık bulacaktı. 1960 darbesi sonrası yaklaşık on yıl durum çok da değişmedi. Aslında gerek Celal Bayar’lı, gerek Süleyman Demirel’li sağın CHP’den ruhundan hiç de farklı değildi. Aralarında sadece bir dil farkı vardı. 1970 sonrasında durum değişti. Çok partili bir süreç başladı. Türk kavmiyetçiliği tarz ve ton farkı ile CHP MHP arasında bir bölünme getirdi. CHP daha sola, AP merkeze ve sağa MHP ise daha uca çekildi. Milli Görüş’ün siyaset sahnesine gelmesiyle dengeler tamamen değişti.

En çarpıcı örneklerinden biri daha önce okuduğum, yeniden göz gezdirdiğim Güneş Yayınları arasında çıkan İhsan Sabri Çağlayangil’in Anıları dikkate değer bölümlerden oluşuyor. İkinci baskıda Seyyit Rıza ile ilgili bölümü kendisi tarafından sansür ediliyor. Konumuz elbette bu değil. Dönemin Cumhurbaşkanı İran ve Pakistan gezisine çıkacak, teamül gereği parlamentodaki partilerden birer de temsilci yanına alacak. MSP’den bir üye alma taraftarı değil. Çağlayangil’in ifadesine göre, böyle bir durumun olamayacağı, mutlaka birini alması gerektiği söyleniyor. Mecburen bir ismi talep ediyor. Erbakan Hoca ise Lütfü Doğan Hocayı öneriyor. Seyahate çıkmadan önce üyeler köşke davet edilir, yemek verilir, bilgilendirilirler. Ayrılma anında Lütfü Doğan Hoca Bayan Korutürk’ün elini tutmuyor, yani tokalaşmıyor. Buna müthiş canları sıkılıyor ve Çağlayangil’e sitem de bulunuyorlar. Bu tahammülsüz bakış ve anlayış ne yazık ki Türkiye’nin yaklaşık yüzyılı aşkın bir özelliği.

MSP’nin parlamentoya girmesi ile durum değişti. Bu çarpık durumu Erbakan Hoca CHP ile koalisyon kurarak kırdı. O zaman devlet tarafından kabul görmeyen milletin değerleri, anlayışı değişti. Ecevit, Erbakan Hoca ile koalisyon yaptıktan sonra önemli bir vurguda bulundu: “Tarihi yanılgı”. Bu önemliydi. İtilen milletin değerleriyle bir buluşmaydı. MSP öncülüğündeki her hareket sistem açısından kangrenleşen yapılar yerle bir oldu. Bu kolay bir durum değildi elbette. Sistemi oluşturan ruh ve yapı milleti kabullenmek zorunda kalmıştı. Bundan sonra bir araya gelmez gibi görünen parçalar zaman zaman bir araya geldi. CHP-MSP iktidarında ilk kez bir Kıbrıs Barış Harekâtı yapıldı ki bu çok önemli bir adımdı. Emperyalizme bir karşı koyuş ve bir direnişti. Haşhaşın üretilmesi serbest bırakıldı. Ağır sanayi hamlesi başlatıldı. Süleyman Demirel başbakanlığı, Orhan Oğuz’un Milli Eğitim Bakanlığı sırasında yanılmıyorsam 8 ya da 9. Millî Eğitim Şurası’nda İmam Hatip Okullarının ortaokul kısımlarının kapatılma kararı alınmıştı. 1971’de Nihat Erim başbakanlığı sırasında bu karar uygulandı. Okullar kapatıldı üç yıl öğrenci alınmadı, mezun verdi okullardaki öğrenci mevcudu yarı yarıya düştü.  72 olan okul sayısı 40’a düştü. MSP ile CHP koalisyonu sırasında, Başbakan Bülent Ecevit, Milli Eğitim Bakanı Mustafa Üstündağ -ki II. Hasan Ali Yücel olarak sıfatlandırılmıştı- döneminde onların eliyle yeniden okullar açıldı. 33 yeni İmam Hatip Okulu açıldı bu sayı 105’i buldu.

Bu Türkiye açısından yeni bir dönem oldu. Koalisyonlar dönemi başladı. En olmadık partiler bir araya geldi. Başarılı hizmetler verildi. AP-MSP-MHP koalisyonları kuruldu. MSP bir dönem hükümetsiz kalınmasın diye dışarıdan AP’yi destekledi. Sonraki dönemde DYP-ANAP, DSP-ANAP-MHP ve Refah Partisi ile DYP koalisyonları kuruldu. En uzlaşmaz gibi görünen partilerin bir araya gelişinin somut örnekleridir bunlar.