Bu uyarı, İstiklâl Marşı Şairimiz, Merhûm Mehmed Âkif Ersoy a âit.

Ahlâk bozulmaya devam ettiği taktirde, İstiklâlimizin elden gideceğini ifâde ediyor.

Recai Kutan beyefendinin beyan ettiği gibi, şu içerisinde bulunduğumuz devrede Âkif eserlerini okumaya, Âkif i, gençlerimizin anladığı lisanla çevremize anlatmaya, daha fazla ihtiyacımız var.

Kenan Evren in bir itirafı, hiç hatırımdan çıkmaz. Biz 12 Eylül müdahâlesinde hedeflerimizin çoğunu gerçekleştirdik, fakat rüşveti önlemeye muvaffak olamadık demiştir.

Dediği doğrudur çünkü, sadece polisiye tedbirlerle ve kânun zoruyla bir toplumun, hatta bir devletin ayakta tutulması mümkün değildir de onun için.

Zirâ çürük malzeme ile gökdelen inşâ edilmesi nasıl mümkün değilse ahlâkı bozuk insan malzemesi ile de, sağlam bir devlet teşkilatı kurulması da mümkün değildir. Bu gerçeği vurgulayan Rahmetli Mehmet Âkif bu konuyu:

"Mefâhir kaynasın gitsin de vicdanlar kesilsin lâl

Bu izmihlali ahlâkî yürürken durmaz istiklal" mısralarıyla âdeta şimşek çakarcasına zihinlerimize çakmak istemiştir.

Şu içinde bulunduğumuz dönemde, bu ahlâkî çöküş karşısında başvurduğumuz yegâne çâre ne olmuştur Yok edilen her ahlâk kuralının boşluğunu doldursun diye, birer kânun çıkarmak...

Yapılan bu iş ise bir nevi havanda su dövmektir. Bir nevi kısır döngüdür. Kendi kendimizi bile bile aldatmaktır.

Niçin böyledir Çünkü, insan unsurumuzun çürümüşlük oranının, tahmin edilenden çok daha ileri gittiğini, hesâba katmadan, bu unsuru sağlam farzediyoruz, yeni deyimiyle bir varsayıma inanıyoruz ve aldanıyoruz.

Niçin mi Düşünelim bir kere, cumhuriyet devrinden bu yana çıkardığımız kânun sayısı o kadar çok ki, bunun sayısını bile hesab edemiyoruz. Eğer kanunlar umulan iyileşmeyi sağlamış olsaydı, şimdiye kadar ülkemizin halleri bu derece içler acısı olmazdı.

Yaptığımız iş; çamuru daha da sıvılaştırarak, onu tahta kalıplara döküp, çok katlı bina inşa etmeye benziyor.

Halbuki elin adamı toprağı iki kere pişirmiş, önce çimento haline getirmiş ondan sonra gökdelen inşasına başlamış.

Biz ise toprağı pişirmeksizin, çamur olarak kullanmaya kalkıyoruz.

Yani insanımızı ahlâkî bakımdan eğitmek gibi bir kaygımız yok.

İnsan unsurumuzu eğitmek hususunda mevcud olan çabalar yetersizdir. Delik büyük, yamalık küçük kalıyor kırk kargaya bir sapan taşı atıyoruz.

Çare nedir Çare, topyekun bir ahlâk reformu yaparak, küçük yaştan başlayıp, yeni nesilleri islâm ahlâkına adapte ederek, onlara milli ve manevi değerlerimizi, çağın hastalıklarından kurtaracak ve onları manevi bir bağışıklığa eriştirecek derecede, karakterli ve fâziletli olarak yetiştirmektir.

Bu yapılmadığı taktirde, alınan her önlem, su üzerine yazı yazmak gibidir. Yapılan her gelişim başarısız kalacaktır. Zira artık tuz kokmaya başlamıştır.

Gittikçe artan bu hızla, liselerde, orta okullarda hatta ilk okullarımızda işlenen suçların oranı yükselmektedir. Milli Eğitim Bakanı çare olarak ise talebeleri, açık öğrenime taşımayı öneriyor. Bu bir nevi havlu atmaktır. Demek ki sistem iflas etmiştir.

Çare İslâm ahlâkı ile ahlâklanmaktır. Allah ın gizli âşikâr işlenen bütün suçları gördüğüne dair inancı, zihinlere ve kalplere yerleştirmek kadar, insan toplumlarını rahat ve huzura kavuşturacak başka bir çare bulunamamıştır. Polise gizli kalan her yerde suç işlemeyi mübah sayan bir felsefe veya inanç yetersizliğine gençliğimizi daha fazla terkedersek, kesinlikle devletimizi ve milletimizi, saran bu korkunç yıkıcı tesirlerden kurtaramayız.

Bakınız Rahmetli Akif, bu konuda da şu mısralarıyla bizleri aydınlatıyor ve ikaz ediyor:

"Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır;

Fâzîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır."