Önümüzdeki yılın seçim yılı olduğunu biliyoruz.. Önce Cumhurbaşkanı seçilecek, ardından da zamanında yapılsa bile en geç Kasım ayında genel seçimler var. Muhalefet ise genel seçimleri Cumhurbaşkanı seçiminden önceye aldırabilmek için iktidar partisini zorluyor. Bu bakımdan iktidar partisi mensuplarının seçim atmosferine girilmediğini, bu sebeple de "2007 kayıp yıl olmayacak" şeklindeki açıklamaları inandırıcı olmaktan çok uzak. Kaldı ki, şimdilik seçim atmosferine girilmediğini söylemek 2007nin hemen başında ülkemizde seçim rüzgarlarının esmeyeceği anlamına da gelmiyor. Eğer seçim atmosferine girilmesi 2007nin kayıp yıl olmasına yol açacaksa bilinmelidir ki, önümüzdeki yıl şimdiden kaybedilmiştir. Çünkü, bazı partiler ile güç odakları ülkeyi aylardan beri bir erken seçim havasına sokmaya çalışmaktadırlar.

Bu noktada seçim atmosferinin bir yılı kaybettireceği iddiasının ne derece doğru olduğunun tartışılması gerekiyor.. Seçimler niçin bir yılın kaybolmasına sebep olsun Bundan maksat seçimler sebebiyle uygulanan ekonomik politikalardan vazgeçileceği, bunun sonucu olarak sağlandığı ileri sürülen dengelerin bozulacağı kastediliyorsa, böyle olmaması iktidarın elinde değil mi İktidar sözcülerinin seçim atmosferine girmemekten kasıtları erken seçim yapılmayacağı ise bu da ülkemizin 2007 yılını seçim yılı olarak geçirmesini engellemeye yetmeyecektir.. Mayısta Cumhurbaşkanı seçileceği için istesek de istemesek de en az 4 ay seçim tartışmaları ile geçecek. Bu tartışmalar belki genel seçimlerden daha çok ülkemizi, özellikle de iç siyaseti gerecektir. Çünkü, bundan yarar umanlar var. Bu gerginlikten çıktık çıkıyoruz derken genel seçimler gündeme gelecek ve seçim kampanyası başlayacak. Bu seçim kampanyası da en az 2 ay süreceğine, ardından seçim sonuçlarının resmen ilanı, yeni hükmetin kurulması derken 2007 yılı böylece sona erecek.. Seçimlerden çıkacak sonuç 2007 yılına damgasını vuracak, hatta 2008i şekillendirecektir.

Bu bakımdan 2007 yılı eğer kayıp yıl olacaksa bunun sebebi seçimler değil, ekonominin kaygan bir zemine oturtulmuş olmasıdır. Ülkeyi gırtlağına kadar borca sokanlar, devletin tüm gelir kalemlerinin çok büyük bir bölümünün alınan borcun faizine yetiştirilmeye çalışılmasıdır. Kuvvetli bir ekonominin seçimden etkilenmesi bir yılın kayıp yıl haline gelmesine imkan vermez. Biz de yıllardan beri  bazı ekonomik göstergelere bakarak pembe tablolar çizilmesinin yanlış olduğunu, ekonominin kaygan bir zemine mahkum edildiğini hatırlatıyoruz. Yatırımın sıfır noktasında olduğunu bu sebeple ekonomide bazı alanlarda düzelme gibi görülen gelişmelerin üretim artışıyla ilgili olmadığını herkes biliyor. Halbuki sağlıklı bir ekonomiden söz edebilmek için yatırım ve üretim olmazsa olmaz iki kalemdir.. Halbuki yıllardan beri ülkemizde yatırımı unuttuk.. Yatırımı unutunca da üretim artışından söz edemiyor, üretim artışı sonucunda dış ticaret dengesinde güzel gelişmeler olduğunu söyleyemiyoruz.. Gazetelerde zaman zaman bir önceki ay ihracaatta rekor kırıldığına dair haberler çıkıyor.. Halbuki aynı ay ithalatta daha büyük bir artış oluyor.. Bir bakıma ihracattaki artışa rağmen dış ticaret makası giderek açılıyor. Bu bakımdan bazı ekonomistler dış ticaret rakamları ile ekonomik büyümeyi ithalata bağlı büyüme olarak nitelendiriyorlar. Bunda da haksız değiller elbette.

Netice itibariyle diyoruz ki, 2007de ekonomide bir kriz ortaya çıkacak ise bunun sorumlusu seçim olmayacaktır.. Beklenen krizin patlak vermesi olacaktır.. İktidar mensupları bu muhtemel krize şimdiden bir kılıf hazırlıyorlar. Bu kılıf ise 2007 yılında kaçınılmaz olarak yaşayacağımız Cumhurbaşkanı seçimi ile genel seçimler olarak gösteriliyor. Kısacası birileri milleti kandırıyor ama, millet buna kanar mı onu da seçimlerde göreceğiz.