Fotoğraflarına baktığımda bütün güzel kavramlar kalbime bir bahar esintisi gibi doluştu. Binlerce zarif, içli, sevimli duygu yüreğime esenlik verdi. Yazının belki de yüzlerce başlığı olabilirdi. Asırlık iki insanın aşkı hiç eskimeyen bir tazelikte kalmış,bir çiçekle yaz geçmez diyenleri yalancı çıkarmıştı. Gözlerindeki tertemiz huzur kıvılcımları,azıklarının sadece şefkat, saygı, sevgi olduğu o güzel yuvanın muhabbet kuşları, masal gibi bir hayatı miras bırakmışlardı ardlarında kalanlara.

Yaşlanıp yüzü kırışsa da 88’inde kaybettiği nazlı yâri için günlüklerde “körpe yavrum” demişti vefalı âşık. Dünyanın en güzel ve en genç kadınları ile yapılan evliliklerde aşk bir iki ayda yok olup, boşanmalar çığ gibiyken.

Sanki tükenmez bitmez sevdaların ahırette de devam edeceğini belgeler gibiydi o günlükler. Haberi kimileri gördü üzerinde durmadı, kimileri de siyasi, ekonomi yanı olmadığı için okumadı bile. Fakat nasıl etkilendim, dünyamızı sevgileri ile güzelleştirenlerin haberini sizlere de duyurayım dedim;

“Yürekleri dağlayan aşk! Körpe yavrum, dünyam...

Samsun’da hayatını kaybeden İdris Öztürk’ün torunu tarafından bulunan günlükte, 70 yılı aşkın süre evli kaldığı eşi Mürvet Öztürk’e büyük aşkını anlatan satırlar okuyanları duygulandırdı. Bafra ilçesi’nde 3 çocuk babası ve 7 torunu bulunan İ. Öztürk, 2015 yılında, eşi M.Öztürk’ü 88 yaşındayken kaybetti. İ. Öztürk de geçen yıl 100 yaşında hayatını kaybetti.

Ramazan Bayramı’nda dedesinin boş evine giden ve bir sandığın üzerinde günlüğü bulan torunu, dedesinin anneannesine yönelik satırlarını okurken duygulu anlar yaşadı;

“Dedem henüz askerden yeni geldiği zamanlarda teyzesinin kızı Mürvet’i kaçırarak evlenmişler. 70 yılı aşkın süre bir yastığa baş koydular. 3 çocukları, 7 torunları, 7 de torunlarının çocukları oldu. Yokluk içinde geçen yıllarda yaşanan sıkıntılara rağmen birbirlerinden hiç vazgeçmemişler. Sabah ezanı ile uyanıyorlar, gündüz tarlada, gece olunca da gaz lambası ışığında, ip başına ücret alarak tütün diziyorlardı. Zor günler geçirmişler. Şehir merkezine ulaşmak için at arabası ile saatlerce yol kat etmeleri gerekiyordu. Aradan geçen yıllar birçok şeyi değiştirse de, değişmeyen en güzel şey İdris dedemin Mürvet anneanneme olan aşkıydı. Hâlâ ilk günkü kadar taze ve güçlüydü.”

Asırlık âşığın günlüğündeki cümleler, acıların aşkla nasıl harman olduğunu anlatmakta;

“21.10.2015: Mürvet fakültede. Saat 4’te telefonda konuştuk. Yemesini istedim. Ah yaşlılık! Her birimiz bir yerde. Kahroluyorum. Körpe Mürvet’im. Her birimiz bir yerde. Keşke köyde olsaydın da birbirimize doya doya baksaydık. Temiz körpem. Dayanamıyorum yavrum. Ne kadar zor ayrılık.

23.10.2015: Yandım yavrum. Yandım. Direncim tükendi. Sana sabaha kadar dua ettim. Yaradan kabul etsin. Uyku tutmuyor gözlerimi. Bugün Cuma. Allah’ım sana sonsuz şifalar versin. Bir tanem. Dünyam karardı. Allah’ım. Gecelerim gündüze döndü. Yandım. Yandım. Ciğerim kül oldu. Dünyam karardı. Sabır Rabbim.

02.11.2015 Pazartesi: Mürvet’imin ölüm tarihi. İkindi namazına müteakip defin edildi. Dünyam göçtü. Mekânı cennet olsun. Bir tanem.

03.12.2015 Çarşamba: İstanbul’dayız, hamdolsun Yaradan’a yeniden. Eski hatıralarım yenilendi. Dünyam yine göçtü. Çok zor Allah’ım bu hatıra.

07.12.2015 Cumartesi: Mevlüt yapıldı. İstanbul’dayız. Geceler gündüz olmuyor. Allah’ım sabır”. Kim bilir o saf ve temiz Anadolu’da bu duru sevdalardan kaç tane var; ağır hasta eşine bir çocuk gibi bakan vefalı âşıklardan, hâlâ ilk günlerin sevdası ile eşinin yüzüne dalıp gitmekten mutlu olanlardan, Allah benim ömrümü sana versin diyecek kadar candan öte cananı aziz tutanlardan.