Yirmi yılın sonunda gelinen nokta yetmişüç yıl öncesi olması, bir mantık garabetini göstermiyor mu. Normalde ileri bir hedef gösterilmesi gerekirken uzak geçmişin hedef gösterilmesi resmen geriye gitme değilse nedir. Buluna buluna, “Yeter söz milletindir” klişesinin bulunması bir arpa boyu yol gidilmediğinin kanıtıdır. Kaldı ki o klişe zamanında muhalefet tarafından iktidara söylenmiş, iktidar tarafından muhalefete değil. Bu klişe kullanılacaksa bunu muhalefet partileri kullanabilir iktidar değil. İktidarın kullanması komik olmuştur. Neden?

Komikliği şu; sanki yirmi yıldır iktidarda olan muhalefet partileriymiş gibi davranılması. Aslında bu çok da basit bir komiklik değil. Yirmi yıldır milletin sözünün dinlenmediğinin göstergesi. Yirmi yıldır iktidarda olan ‘ikinci tek parti yönetimi’, vaat ettiklerinin hiçbirini yapmadığı halde yapmış gibi davranıyor. Halkın isteklerini vaat haline getirip sonra halka vaat ettikleri halde hiçbirini gerçekleştirmemiş olmaları halkın sözünün geçersizliğini kanıtlıyor.

Halk, Anayasa’nın değiştirilmesini istiyordu, ‘ikinci tek parti yönetimi’ neredeyse her seçimde yeni anayasa sözü verdiği halde sözünü tutmadı. Bilindiği gibi Türkiye’de halen askeri darbe yönetiminin yaptığı Anayasa var. Yirmi yıldır yeni bir anayasa yapmadan millet oyalandı. Devlet ve millet düzeninin temel dayanağı olan köklü bir değişikliği yapmadıktan sonra yirmi yıllık iktidarın ne hükmü vardır! Geriye ne kalacaktır. Biz şöyle büyüğüz biz böyle yüceyiz övüncü kimin ne işine yarayacaktır! Bir kere her seçimde iktidar olmakla övünmek gerçeklikten uzak. Ülkede gerçekten seçim mi var ki, seçimle mi kazanılıyor…

Yirmi yıldır iktidarda olan ‘ikinci tek parti yönetimi’, ülkeye İslam düzeni getireceği beklenirken, her ne hikmetse halkın bir kısmını öyle inandırmışlar, AB dayatması yasaları davul zurnayla getirdi. ‘Birinci tek parti yönetimi’nde bile serbest olmayan zinayı serbest hale getirdi. Murdar (haram) hayvanın etini kasaplık et kategorisine koydu. Aile birliğini bozmayı hedefleyen yasalar yaptı. Devlet dairelerinde ve üniversitelerde başörtüsü serbestliği getireceğini vaat etti; bu konuda kanun bile yapmadan yirmi yıl geçti. Yönetmelikle bugüne kadar iş halloluyor havası verdi. Muhalefet bu konuda kanun teklifi verince hemen ‘gol’ peşine düştü; ‘pas’ halen değerlendirilemedi o da ayrı. Büyük ihtimal ‘gol’ü kendi kalesine atacak! Bu konuda bunu istemesek de gidişat onu gösteriyor. Kaldı ki Anayasa maddesi değişikliği için hazırlanan metinde başörtüsü ile tesettür kelimeleri geçmiyor. Orada da bir ‘hinlik’ var. Müslümanlar için bir iş yapıyoruz derken demokratlıktan mı olalım efendim mantığı! Başörtüsü serbestliği konusunda yirmi yıldır ‘topu taca atan’ ikinci tek parti yönetimi, seçim için yine aynı konuyla milleti oyalıyor.

‘İkinci tek parti yönetimi’, yirmi yıllık iktidarında gele gele ‘tek adam tek zihniyet’e geldi. ‘Tek adam’ aslında ‘üçüncü tek adam’dır (birinci tek adam ve ikinci tek adam kimlerdir biliyorsunuz). ‘Üçüncü tek adam’ ipleri kendi eline aldı fakat devlet işleri yürümez hale geldi. Bakan denilen beyefendiler kendi işlerini yapmak yerine ‘emir buyurması’nı bekledikleri için ülkede hiçbir iş zamanında yapılmıyor hiçbir iş yolunda gitmiyor. Ekonomi berbat ama ilgili bakan ‘buyruk’ bekliyor. Düzeltmek için kılını kıpırdatmıyor. Eğitim berbat ilgili bakan ‘buyruk’ bekliyor. Adalet berbat ilgili bakan ‘buyruk’ bekliyor. Kaç tane bakan varsa hepsi ‘emir buyurması’nı bekliyor. Valiler ve devlet kurumlarının genel müdürleri de ‘emir buyurması’nı bekliyor. İş yapması gerekenler ‘buyruk sırasında’ olunca işler de gerektiği gibi yürümüyor. Bakanlar kendi alanlarıyla ilgili açıklamayı bile yapamıyor. ‘Üçüncü tek adam’ devlet işlerinin hangi birine yetişebilir, bir kişi tek başına her işi gerektiği gibi nasıl düşünebilir düşünemez. Bunun mümkünü yok.

Ağla ülkem ağla boşa geçen yirmi yılına ağla!