Tarih boyunca bizimle değil yedi düvel, 72 düvel uğraşmış. Bu dün de böyleydi, bugün de böyle. Avrupa ülkeleri uğraşmış, sonradan Amerika uğraşmış, Rusya’sı uğraşmış, o uğraşmış, bu uğraşmış… Ancak bütün uğraşanları süzseniz ortaya iki güç çıkar: 1) İngilizler 2) Yahudiler… Diğerleri bu ikisinin taşeronları, uşakları, kuklalarıdır.
Şimdi bazıları, “Yahu bu Yahudiler bizimle niye uğraşıyor? Biz onlara ne yaptık ki, iyilikten başka?” diyebilir. Bu son derece saf soruya yaşanmış bir hâdiseyi naklederek cevap verelim: Eskiden Kilis’te Yahudi çokmuş. Bu Yahudilerden biri evinin çatısını tamir için merdiven kurup çatıya çıkmış. İnerken merdivenden düşmüş. Yahudi’nin feryadı üzerine bitişikte oturan Müslüman komşusu yardımına koşmuş. Tutup kaldırmış. Bu arada diğer komşular da gürültü ve feryat üzerine koşup gelmişler. Bakmışlar kırık, çıkık yok. Kaza geçiren Yahudi, ilk yardım eden komşusu çıkacağı sırada kapıyı hızla kapatmış ve ayağını kapı arasında sıkıştırmış. Müslüman komşu acı içerisinde kıvranmış. Diğer komşuları dönüp Yahudi’ye şöyle demişler: “Yahu bu adam sana yardıma geldi. Niçin böyle yaptın?” O da şu cevabı vermiş: “Bu benim inancımın gereği. Bizden başkalarına eziyet vermek bizim prensiplerimiz arasındadır.” Osmanlı idarecileri bu gerçekleri bilselerdi, Yahudileri kabul etmeden önce bin kere düşünürlerdi. Diğer bir husus, geçen yazılarımızda anlattığımız gibi, Kudüs’ü tekrar ele geçirip Nil’den Fırat’a kadar büyük bir devlet kurmak, Yahudilerin 2600 yıllık hayali idi. Bu hayali gerçekleştirmek için de Osmanlı Devleti’nin yıkılması gerekiyordu ve bunu yaptılar. İngiltere ise kendisinden daha güçlü ve daha geniş topraklara sahip Osmanlı devletini en büyük rakibi görmekteydi. Ayrıca göz diktiği petrol sahaları Osmanlı Devleti’nin kontrolündeydi. Bunun için de Osmanlı Devleti’nin yıkılması ve Hilâfet Müessesesinin kaldırılması gerekiyordu. Bunu yaptılar.
İki “hâin güç” ilk hedeflerine ulaştı. Peki, şimdi bizden ne istiyorlar? Niçin yakamızdan düşmüyorlar? Niçin bir düzine terör örgütü ile üzerimize çullanıyorlar? Bunun sebebi şu: Ya bu ülkede yaşayan insanlar uyanırsa!... Ya Asr-ı Saadet’teki ve ondan sonraki ilk üç yüzyıldaki gerçek İslâmiyet’e sarılırsa!.. Ya Osmanlı Devleti’nin ilk üç yüzyıldaki safiyetine ve saffetine kavuşursa!.. İşte bütün korkuları bu… O vakit ne olacağını onlar çok iyi biliyor. Onlar 15 Temmuz’daki milletin sergilediği hamâset tablosunu görmemek için neler yapmadılar ki… Bu milleti cahil bırakmak, gerçek İslâmiyet’ten uzaklaştırmak için tuzak üzerine tuzak kurdular. Akıl almaz paralar harcadılar. Bu milleti fakir bırakmak için numara üzerine numara yaptılar. Ancak, o zâlimlerin gövdeye saldıkları hâinlerin darbelerine, o zâlimlerin terörist maşalarının saldırılarına rağmen bu gariban millet dimdik ayakta durmayı başardı. 15 Temmuz’da bütün zâlimlerin korkudan ödlerini patlatacak şekilde haykırdı: “Ya Allah! Bismillah! Allah-ü Ekber!”
Halbuki onlar ne planlar yapmışlardı. Sevr’de yaptıkları planın benzeri bir plan yapmış ve aralarında şöyle konuşmuşlardı: “Van, Muş ve Kars’ı Ermenilere; Diyarbakır, Batman ve bir iki yeri daha Kürtlere; Şanlıurfa, Mardin ve Gaziantep’i Yahudilere; Bursa, Trakya ve Ege bölgesini Yunanlılara; Ankara ve civarını Türklere; Varto, Elazığ, Malatya, Sivas, Tunceli’yi Alevilere; Karadeniz bölgesini Lazlara veririz. Sonradan Müslümanların elindeki bütün yerleri alırız.” Hesaplarına göre 15 Temmuz darbesi ile bunu kolayca gerçekleştireceklerdi. Onlar hesaplarını yapmıştı, ancak “Allah’ın hesabını” düşünmemişlerdi. “Vemekerû ve mekerallah. Vallahu hayru’l mâkirîn” hükmü bir kere daha tecelli etti. O zâlimlerin hevesleri kursaklarında kaldı. Resmî tarih her ne kadar Osmanlıyı inkâr etse de, pek çok resmî müessese kuruluş yıldönümlerini kutlarken öyle demiyor. PTT 1840’ta, Jandarma Teşkilatı 1839’da, Kızılay 1868’de kurulduk diyor. Bizimle uğraşanlar, tarihimizi, bize güç veren değerleri çok iyi biliyor. O değerleri bütünüyle imha edemediklerini 15 Temmuz’da gördüler. Onun için bütün zâlimlere: “Bizimle uğraşmayın!” diyoruz. İsterse uğraşsınlar. Cenab-ı Hak belâlarını bizim elimizle vermeyi murad etmişse, diyecek bir şey yok…