Bir toplumu ayakta tutan ne sırf parasal kalkınma ne de küresel normların ürettiği renkli hayatlara sahip olmaktır. Toplumlar ancak din, kültür, tarih, gelenek ve ananelerine sıkı sıkıya sarılarak ayakta kalabilirler. İnsanlığın omurgasını bu değerler teşkil eder.

Bugün bütün Ortadoğulu Müslüman halklar, yoğun baskı, dayatma ve kültürel savaşın enkazı altında yaşıyorlar. Her ne kadar kendilerini diğerlerinden ayıran temel dokunun özünden kopmasalar da bu özü besleyen damarları kurutup işe görmez hale getirmektedirler.

Görsel medeniyet bu noktada bu kesimler için iyi bir hizmet amacı olmuştur. Eğitimde, sosyal ve iş hayatında aile içerisinde edinilen maddi ve manevi serveti körelterek yerine boyalı cafcaflı bir hayat tarzı, yüzeysel bir düşünce gücü getirip sömürülmeye müsait yığınların ortaya çıkması için hizmet vermektedir. Bu yığınlar şimdi bütün gayret ve yönelimleriyle şu dünya cennetine sahip olmaktan başka bir şey düşünmüyorlar.

Eskiden erdemli insan olma gayreti içinde olan çocuklarımız artık daha fazla nasıl kazanabiliriz endişesi taşıyorlar. Bu çocuklar şaşalı hayatlara sahip olmadan, markalı arabalara binmeden, saygın kentlerde yaşamadan mutlu olamayacaklarına inanıyorlar. Ama sahip oldukları aksine mutsuzluklarını daha da arttırıyor…Ne ilginç!. Görsel medeniyetin bizim çocuklarımıza verdiği zararlardan biri de bilinç körlüğüdür. Küresel kültür, çocuklarımızın ahiret bilincini körelterek onları dünyevileşmeye yüzeyselleşmeye, kendi özünden kopmaya teşvik etti. Bu çocuklar kalabalıklar içinde kaybolup gittiler.

Artık sadece gözüyle gördüğüne ve işitebildiğine meyleden nesiller ortaya çıktı ve bu nesiller gaybi bilgilere karşı duyarsız umursamaz bir tavır alır hale geldiler. Salt göz servetine yönelin bu çocuklar, kendilerine yol gösterecek kimselere ihtiyaç duyarken, büyükler onlara sadece servet edinmenin kriterlerini anlatıyorlar. Oysa onlar sadece dünyanın çocukları değil aynı zamanda Cennetin çocukları olmaya adaylar…