Çocukluğumun her aralık ayı, inanan insanların normal zamanlara kıyasla insanları hakka çağırmak için daha fazla çaba gösterdiğine şahit olarak geçti. Bu güzel insanlara baktığınızda sanki bir kasırga üzerimize doğru geliyormuş gibi hisseder, onların da insanları bu felaketten nasıl kurtarabiliriz diye çalıştıklarını müşahede ederdiniz.
Mütemadiyen her sene aralık ayında sınıflarımızda çekiliş yapılır, İslami şuuru olan aileler çocuklarını bu süreçten korumak için gayret gösterirdi. Sistemsel sorunlardan dolayı ses çıkartamasalar bile Müslüman insanların Noel kutlamayacağı bilincini çocuklarına bir şekilde aşılarlardı.
Sadece yılbaşı çekilişleri değil. Aralık ayı boyunca zirveye ulaşan kumarın, o gece ekranlarda dönen hayâsızlığın engellenmesi için dua eder, tebliğ çalışmalarına devam ederlerdi. O gece ekran açmamak, yaşananlara şahit olmamak için uzaktaki bir akrabamızı ziyaret ederdik. Bizim gibi yaşayan hemen her ailede benzer bir çaba söz konusuydu. Sonraları bu geceler AGD-MGV’nin Mekke’nin fethi programları sayesinde çok daha güzel geçmeye başladı. Millî Görüş düşüncesinde olmayan aileler dahi o gece yaşananlara bir alternatif olduğu için çoluğunu çocuğunu alır, Mekke’nin Fethi programlarına gelirdi.
Hülasa-i kelam; Müslümanlar, inandığı gibi yaşama gayretinde olan insanlardı. Günahtan korkarlardı. İnsanların günaha girmesinden, buna vesile olmaktan da korkarlardı. Bu insanların en büyük umudu, yönetimde inanan insanların olmasıydı. Sırf bu umutla yıllardır aynı insanlara teslim ediyorlar iktidarı. Fakat umdukları dağa kar yağalı epey oldu. O karın altında hepimiz üşümekteyiz. Şartlar bahane edilerek inancından taviz veren insanlarımız, bugün yaşadığı gibi inanmaya başladı.
Bir aralık ayından daha geçiyor ömrümüz. Çocukluğumdan çok farklı. İnandığımız, umut ettiğimiz o günlere kavuşmuş olmayı o kadar çok isterdim ki… Artık tuhaf bir aynilik var tüm aylarda. Sadece aralık ayında yaşadığımız o yoğun israf, çıplaklık, kumar tüm aylarda en zirvede yaşanıyor. Aralığın ne kasımdan ne ocaktan ne de temmuzdan farkı var artık.
Evlerimiz farklı ama… O değişeli epey oldu. Öyle ki değiştiğimizi ve dönüştüğümüzü unuttuk bile. Almanya’daki, İngiltere’deki, Amerika’daki bir Hristiyan’ın evi gibi artık evlerimiz. Tesettürlü annelerimiz hoşgörü(!) adı altında, çocuğun hevesi geçsin bahanelerine sarılarak süslüyorlar salonlarındaki ağaçları. Babalar bir umutla her ay maaşlarıyla bahis oynayabiliyorlar. Çocuklarımız, oyun oynarken tanışıyorlar kumarla… Faiz dünya gerçeği dendiğinden beri iliklerimize kadar battık bu belaya. İslam’ı yaşamaya dair bir gayret yok. Bana dokunmayan bin yıl yaşasın zehrini içtiğimizden beri mümin kardeşimizin bu yanlışlarını da uyaramaz olduk.
“Müslüman, Noel kutlamaz” söylemini duymaktan yorulan Müslümanlarla doldu etrafımız. Yılın her ayını Noel gibi kutlarken bu sözü söylemenin de çok bir anlamı kaldı mı artık bilmiyorum. Çocukluğumdaki o samimi şuurlu Müslümanlar nereye kayboldu, onu da bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey var:
“Ey iman edenler, iman ediniz.”