Kişilik bozukluğu bireyin insanlara ve tüm canlı türlerine zarar verecek hareketlerde bulunması ve sergilediği tavırlara hakkının olduğuna inanmasıdır. Psikoloji bilimi bu kişilerin tedaviye ihtiyaçlarının olduğunu açıklasa da dünyaya yön vermeye çalışan hâkim sınıf bu hasarlı varlıkları bize karşı kullanarak şiddete ve kaosa sebebiyet veriyor. Siz onları kimi zaman bir saldırının, kimi zaman şiddet odaklı bir örgütün, kimi zaman toplumu bölecek bir eylemin, kimi zaman da İslam karşıtı bir saldırının içinde görürsünüz… Beslenmiş, büyütülmüş ve tasmaları alınıp meydana bırakılmışlardır...
İsveç’te, Fransa’da, Hollanda’da ve tüm Batı’da kutsallarımıza ve dini değerlerimize yapılan saldırılarda da ağır kişilik ve davranış bozukluğu olan bu canilerin maşa olarak kullanıldıklarını görüyoruz. Kur’an yakan, camilere pislik atan, başörtülü kadınlara saldıran ve İslami sembolize eden her şeye karşı tepkisel tavırlar sergileyen bu caniler ağır kişilik bozukluğuna müpteladırlar. Fakat karanlık güçler halkların dikkatini bunların ruhsal bozukluğuna değil şiddetle ilişkilendirdikleri kutsallarımızın ve Müslümanların üzerine çekerler.
Bilindiği üzere Batı’da İslamofobi öteden beri vardı ancak ABD ve işbirlikçileri Ortadoğu’nun kaynaklarına tam anlamıyla hâkim olabilmek için 11 Eylül hadisesini senaryolaştırdılar ve Müslümanları şiddetle ilişkilendirerek halkların dikkatini bu alana çekmeyi başardılar. Bizler üretilen kaosla meşgul olurken kaynaklarımız ABD’ye, Avrupa’ya aktarıldı. Ayaklarımızın ucunda bunlar yaşanırken ırkçılığa ve hoşgörüsüzlüğe karşı Avrupa Komisyonu, Müslümanlara yapılan ayrımcılığa karşı mücadele konulu kararında hükümetin Müslümanların yaşadıkları toplumlarda ayrımcılık endişesi taşımadan yaşayabilmeleri için alt yapı hazırlaması gerektiğini açıkladı. Birleşmiş Milletler Din ve İnanç Özgürlüğü Özel Raportörü tarafından yayınlanan raporda ise Müslümanlara yönelik kuşku ve ayrımcılığın giderek arttığı belirtildi. Fakat sorunun nereden kaynaklandığına kimler tarafından ve niçin üretildiğine ne hikmetse hiç değinilmedi.
Kaynaklarımızı işgal eden, çocuklarımızı katleden katil aklımızla dalga geçercesine 15 Mart tarihini Uluslararası İslamofobi ile Mücadele Günü olarak ilan ettiğini açıkladı. Alın size bir göz boyama tekniği… Canına kast edeceksiniz, kaynaklarını sömüreceksiniz, yoksullaştıracaksınız, köleleştireceksiniz ve kitleleri kışkırtarak kutsallarına saldırtacaksınız sonra da yılın bir gününü size tahsis ettik deyip şirin gözükmeye çalışacaksınız. Hem yıkacaksınız hem de yıktığınız enkazın üzerine çiçek resmi çizip tebessüm edeceksiniz…
Bilindiği üzere şu günlerde Müslümanlar, İsveç’in başkenti Stockholm’de bir meczubun Kur’an’ı yakmasına izin verilmesine ve bu menfur eylemin gerçekleşmesine karşı tepkilerini dile getiriyor ve seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Fakat ne yaparsanız yapın ağır kişilik bozukluğuna müptela olan kişiler bu tür eylemlerde hep kullanılacaktır ki, kullanılıyor da… Fakat bunun ötesine gidemezler… Kutsallarımızın zahirine ulaşıp ateşe veren o eller onun ihtiva ettiği manaya ulaşamazlar… Kur’an’ın hak ve adalet söylemini kim susturabilir ki? Karanlıkları yırtarak yükselen o ışığı kim hangi güçle söndürebilir? Kim ulaşabilir o sese? Ulaşamazlar… Ulaşamayacaklar… Kur’an’ın ihtiva ettiği mana bir gün onları kendi çukurlarında boğacak ki işte o vakit şafak vaktidir… O vakit gecenin sonu, sabahın başlangıcıdır…