Günlük politik gelgitlerin içinde boğulmuş insanlarımız, gün geçtikçe, hayatın gerçeğinden, Allah’ın kendine yüklediği sorumluluktan kaçıp durmaktadır.

Günlük yaşayıp günlük ölmek, varoluş hakikatinin üstüne toprak atmakta… Üretim yok, iyilik yok, hayırlı duruşları zengin etmek, onları yaymak hiç yok.

Amip gibi bölünüp duruyor insanlar.

Ortak paydanın hicabı, hesabı siliniyor. Görmüyor bunu insanlık. Ağlayanların hali, bir müddet sonra, sinemanın bir bölümü, bir çekimi olanlar arzı endam eyliyor.

Nutkumuz tutuluyor, sıradanlaşıyor acılar, sancılar.

Duyarsızlaşıyoruz habire.

Allah’ın emrini… Oku hitabını, dünyayı adaletli donat hükmünü hatırlayan insan sayısı az. Az olunca da zulüm çoğalıyor, çarpık hayat, hepimizi esir alıyor.

Aslında, eğitimimiz çok mükemmel de, sanayimiz yahut iktisadi gidişatımız kötü değil… Bütün değerler alaşağı… Kaybediyoruz kimliğimizi. Dünyanın büyük bir bölümü ağlıyor. Müslümanların gözyaşları dinmiyor… Coğrafya baruta mahkûm.

Biz ne yapıyoruz?

Günlük politik çarpışmaların, tepinişlerin içinde, avuntu arıyoruz.

Yanlış giden birçok şey var.

Kıbleyi yanlış olan namaz makbul değil iken, yolu yöntemi sapıkça insaniyetsiz olan sistemlerin hala, hayat diye, mutluluk diye bize dayatılması kabul edilebilir mi?

Zalim dünyanın bir parçası olmaktansa, mazlumların yanında istikbali kaybetmek inancımız gereği değil midir?

Nedir, günlük kaygılarla kötülüklere ram olmak? Nedir, bir günlük dünya saltanatı için yağdanlık rolüne bürünmek?

Nerde Sultan Süleymanlar? Nerde peygamberler? Nerde Allah dostları, güzel insanlar?

Sonsuz alemde değiller mi?

Götürdükleri ne oldu?

Namazınız, niyazınız, yaşadığınız dünyanın güzelleşmesine, iyiliklerin çoğalmasına yaramıyorsa kulluk yapmış olur musunuz?

Bu düzen insanın fıtratına uygun şekilde değişmelidir.

Bu düzen camilerdeki saf tutuşun özüne göre değişmelidir.

Aksi takdirde hüsran ve bozgunluk bizi esir alacaktır.

Çare çare diyenlere: gidin camide saf tutan insanların kimliklerini alt alta yazın ortaya birde bir olmanın anahtarı çıkacaktır. İnsanlığın kurtuluş şifresi de orada gizlidir.

Kimse sosyal ve iktisadi statüsünden ötürü saf belirlememektedir.

Önde ya da arkada olmanın bir manası yok. Yakarıştaki samimiyet önem kazanmaktadır. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Birde bir olmanın sırrı buradadır.