Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Günlerin kronolojik çetelesini tutacak değiliz. Ancak yaşadığımız yılın bir kısa muhasebesini de dökmek zorundayız. Çünkü hesabı görülmemiş, sorguya çekilmemiş hayatlar birbirini tekrar eder ve yaşanmaya değmez hale gelir. Bu bakımdan insanın hayatı, sürekli bir sorguya tabi tutması kendisini temize çekmesine ve temizliğin devamına en büyük katkıyı sağlayacaktır. Notlarıma şöyle bir göz gezdirdiğimde bu yıla dair en başat ve en çok tekrar edilen duygunun “korku” olduğunu görüyorum. Adeta kâbus gibi üst üste büyük yıkımların, büyük kayıpların yaşandığına şahit oluyoruz. Ve neredeyse herkesin bir “beka sorununa” değindiğini müşahede ediyorum. İster insanın bekası isterse toplumun ya da devletin veyahut küresel sistemin bekasından endişe ediliyor. Bu durumun arkaik duygusunu ise küresel çapta salınan “korku”lar şekillendiriyor.

Özellikle fert bazında baktığımız zaman bu korkuda bilinmeyenin dokunuşu başat rol oynuyor. Belki de insanı bu bilinmezliğin dokunuşundan daha çok korkutan başka bir şey yoktur. Nitekim insan, fıtratı gereği kendisine değen şeyi görmek, tanımak, temas etmek ister. Bunlar olmuyorsa şayet en azından sınıflandırmak ister. Tanımlayamadığı herhangi bir şeyden özellikle kaçınma eğilimindedir.  Onun için karanlık beklenmedik bir dokunuşun sebep olduğu korku, bütün düzenini alt üst eder. Korku salınımı yapan odakların istediği şey ise bu beklenmedik fiziksel temasın ortaya çıkaracağı paniği yaygınlaştırıp, büyük bir kaosa dönüştürmektir. Hatta insanların üzerine giydikleri bir kıyafet gibi onu insana bitiştirmek isterler. Böylelikle insanın, hiçbir zaman yeterli güvenlik duygusu içerisinde olmamasını isterler. Kurban olarak seçilen kişileri en yalın kat hali ile yakalayıp, en savunmasız anında o büyük korku dalgasını enjekte etmek artık en kolay iştir. Bugün kamplara bölünmüş ve birbirine diş bileyen insanların etraflarında yarattıkları bütün mesafelerin nedeni de bu korkudur. Bilakis korkuyu yaygınlaştıran odakların istediği, insanların, kendilerini hiçbir yerde güvende hissetmemesini sağlamak ve onları sığınaklarına hapsetme isteğidir. Başka hiç kimsenin giremeyeceği kalıplara kapatarak ancak orada bir dereceye kadar güvende hissetmelerini sağlamak ve bu kalıpların dışındaki herkese karşı yaygın bir güvensizlik oluşturmak ve de düşman belletmektir.  

Düşman duyguların açığa çıkardığı gerilim hızla nefrete ve karşıt şiddete dönüşmektedir. Bu durumda ilk önce fert devre dışı kalmıştır ve cephe kitlesel bir hale dönüşmüştür. ‘Ben’in korkusu, bizi savunmaya geçmiştir. Tepkiler daha hassaslaşmıştır ve duygusal eşik geçilmiştir. İşte tamda bu noktada korkunun yayılmasını isteyenler sinsi bir şekilde emellerine ulaşmıştır. Artık ‘korku’nun yaydığı kaotik duygular uyanmış ve her şey merkezinden uzaklaşmıştır. Akıldan, bilgiden çok duygular hareketlerin şeklini ve yönünü tayin etmeye başlamıştır. Bu durumdan çıkmak artık çok daha karmaşık bir hal almaya başlar çünkü ortama koyu bir kirlilik hâkim olmuştur. Mesafeler açıldığı için insan insana, toplum diğer topluma ulaşmakta oldukça güçlük yaşamaktadır. Çözümsüzlük tek çözüm gibidir; duygulara etki eden acılar, mesafelere kin ve öç duygusu olarak yansımaktadır. Sanki bir barajın önündeki bent yıkılmıştır. Ve önüne çıkan her şeyi yerle bir etmektedir.

Bu durumda yeni bir dil bulmak ve yeniden mesafeleri kapatmak için kindar duyguları değil, bütünleyen duyguların önünü açmak gerekir. Korkuyu ortaya çıkaran amacı, beslendiği faktörleri ortadan kaldırarak, farklılıkların zenginliğinden beslenmek gerekir. Farklılıklar ile birlikte aynı beden olabilmek ve kaosa karşı yekvücut durabilmek kurulacak samimi dil ile davranışlarla daha da hızlanacaktır. Bir kurtarıcı beklemek ya da sürekli karanlığı lanetlemek pasifliğinden çıkıp etkin olarak iyiye, güzele elden geldiğince katkıda bulunmak işte her şeyi yeniden başlatmak için oldukça etkili adımlar olacaktır. Acıda, tasada, neşede ve kederde aynı şekilde bir beden gibi hissedebilmek ve bunun içinde insanların birbirlerine oldukça kuvvetli bir şekilde yaslanması ile bütün bu kara bulutları dağıtacak, korkuların oluşturmaya çalıştığı güvensizliği, şiddeti de ortadan kaldıracaktır. İnsanlar bunu başardığı zaman büyük bir aşama kaydedilmiş olacak ve kötülük tohumu ekenlerin elleri boş kalacaktır. Onun için,  geçen senenin götürdüklerini değil, gelecek günlerin daha güzel günler getirmesi için bir imkân olarak değerlendirmek lehimize olacak. Adaletin ve iyiliğin hâkim olduğu günleri görmek duası ve dileği ile hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMİ

NOT: İnsanı düştüğü her kara kuyudan, notalarını uzatıp yukarı çekmek için bekleyen bi› şarkı elbette vardır. Şimdilik doğru frekansa düşmedi ya da sen sadece henüz hepsiyle bulaşamadın. İşte bu hafta da bir el uzanıyor, içine düştüğün dehlizden seni çekip çıkartmak için… Bu hafta da Alim Qasimov’un sesi ile “sarı gelin”in notaları tutuyor elimizden. 

Bize Kadar

1-Hannah Arendt, “Acı gerçek şu ki; kötülüklerin çoğu, iyi veya kötü olmak arasında kararsız kalmışlar tarafından yapılır” diyor. 

2-Bir çocuğa bakınca onda saflığı gördükçe içimden “Dur ey zaman, ne güzelsin” diyorum.

3-Mustafa Toprak Milan Kundera’dan bahsetti uzun uzun, aklıma hemen şu cümlesi geldi: “Kimse kimseyi dinlemiyor artık, herkes işgal edecek bir kulak arıyor.”

4-Bugünlerde hep şu eskilerin deyişi gelip duruyor başucumda, ağır ağır indiriyor darbesini ve çınlıyor, “Başağı çok danesi yok.”

5-Bu hafta Yeni Devir Yayınları’ndan çıkan “Değirmen Yele Karşı” kitabını okuyalım. Milli Gazete’nin kıymetli genç yazarı Burak Kıllıoğlu’nun kaleminden… Sarsabilir!

Dağarcık

1- Anadolu Gençlik Dergisi, Celaleddin Öktem ödülleri, Yılın Gençlik Dergisi ödülünü kazanmış. Bu güzel haber, Genel yayın yönetmeni Murat Mete ve çalışma arkadaşlarını gönülden tebrik ediyorum.

2- Salih Akyüz, Saadet Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanı olmuş, hem kendisine hem de gençliğe hayırlı olsun. Allah utandırmasın. Allah yüz aklığı versin. Hayırlı çalışmalar yapmayı nasip etsin.

TEKKE

“Sana Allah’ı hatırlatacak bir arkadaş bulunca ona sımsıkı sarıl, ondan ayrılma, onu küçümseme ve onu kendin için bir devlet bil.”  (İmam Gazali’den tadımlık)

Bir lahza

“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem/Yalnızlığın başkenti orası.” (Cemal Süreyya)