Suriye’de Doğu Guta’daki kimyasal senaryosunun, oyununun büyük bir felâketin içinde bulunduğumuzun göstergesi. Biz de bu felâketin doğrudan içinde bulunuyoruz. İstesek de sıyrılamayız. Doğrudan bizi ilgilendiriyor.
Bir oyun ve senaryo diyoruz ısrarla. Bu, yeni bir tarz değil. Olayların gelişimiyle birlikte dikkat kesilmemiz gereken önemli bir yer bulunuyor. 1991 yılından beri bölgede yaşananların tamamı birbirinin benzeri ve açılımı. Değişen hiçbir şey yok. Değişmeyen tek şey Müslümanların duyarsızlığı, körelmesi. Oyun yeni baştan oynanırken gene tuzağa düşmeleri. Hedef gösterilenlere olan nefret ile emperyalizme omuz ve destek verilmesi. Belleklere iyice sinmiş olanlarla hareket etmeleri.
Emperyalizmden, düşmanımızdan medet umuyor oluşumuz, davet edişimiz ve tabiî doğallıkla hiç de istemeyeceğimiz, arzu edemeyeceğimiz felâketlerin bizi de sarmalaması içine alması.
Bölgemizde başta Müslümanlar sorumlu. Yöneticilerinden halkına kadar hemen herkes. Halkına zulmeden, saltanat süren, kendinden başka bir dünya bilmeyen yönetenlerin sürece katkı sağladığı gerçeği asla göz ardı olamaz, edilmemeli. Fakat süreç öyle bir yere doğru hızla evriliyor ki, küçük ayrıntılara takılıp kalıyoruz. Asıl hedef ve amacı göremiyoruz. Olanlar hem yönetenlere hem de milletimize oluyor. Yani İslâm milletine. Görülmek istenmeyen bir şey var, hamasi duyguların öne geçmesi. Sahnelenen senaryodaki kimi durumların alabildiğine insanların gözlerinin içine sokulması.
Doğu Guta olayı bize, ilginçtir ki Irak’ın ilk işgalindeki petrol ziftinin bulamacına takılan bir karabatağı anımsatıyor. Suriye işgalinin oluşması için bir zemin hazırlanıyor. Bu felâket senaryosunun faili kim belirsiz. Zaten olayların gelişmesiyle yalanlamalar art arda geliyor. Bu senaryoyu düzenleyen kim, oyunu sahneye koymaya kim? Belki de burada bir vurgu olarak öne çıkması gereken şu ki: Amerika’da havalanan kıyamet uçağının, uçaklarının havalanması. Bu, Müslümanların içinde bulunduğu vehametin bir kıyameti. Bununla birlikte İsrail’den art arda gelen açıklamalar ve sevgi dolu bekleyişleri. Burada en çok da dikkat edilmesi gereken durum, gelişmelerle birlikte İsrail’in tutumu.
Suriye ne kadar bizi doğrudan ilgilendiriyorsa o kadar da, belki daha fazlasıyla İsrail’i ilgilendiriyor. İsrail’in ideali, ülküsü olan bir adım daha gerçekleşmiş oluyor. “Arap Baharı” diye tanımlanan senaryo sürecinde rahatlayan, soluklanan, gelişmelerin tamamının lehine geliştiği ortada.
Müslümanlar birbirine düşmüş, çekişmeler savaşın içine iyice çekmiş bulunuyor. Türkiye Suriye ilişkileri, Türkiye’nin bir kapana kıstırılması, Suudi Arabistan İran çekişmesi, Yemen Sorunu, Ürdün, Filistin ve Mısır’da yaşananlar. Bölge tam bir gerilim içinde her an her şey olabilecek durumda.
Medyayı elinde bulunduran, bütün bir dünyayı bir dalga ile yönlendiren güç sunumunu da gayet iyi yapıyor. Sevimli bir heyecan oluşturuyor.
Türkiye, Rusya, İran birlikteliği elbette ki Batı emperyalizmini rahatsız etti. Türkiye’nin bu yeni hamlesi oyunu bir bakıma bozmaya yönelikti. Ancak Türkiye’nin takıldığı tek sorun Beşar Esat. Bunu bir gurur meselesi yapmadan Esat ile barışıp Suriye bütünlüğü konusu o zaman gerçekleşebilirdi. Bu felâketin büyümesinin önüne geçilebilirdi. Türkiye’nin de farkında olduğu şu ki zehirli gaz olayının kimler tarafından ve nasıl sahnelendiği. Bulunduğumuz yer ve konumda olayları tam olarak anlayamıyoruz. Önümüze konulan, gözlerimizin içine sokulan dramatik sahneler. Neyin ne kadar gerçek ve ne olduğunun belirsizliği.
Artık görünürde bir DEAŞ tiyatrosu da yok. Görev ve işlevini yerine getirdi. Bu örgüt şu an için buharlaştı. Abartılan bir oyundu bu. Bir tehlike kalmadığına göre bu müdahale de neyin nesi oluyor? Asıl sorulması gereken de bu. Şimdi İsrail’in gözlerinin içine bakma zamanı.