2005 yılının Ağustos ayının ilk günleri, Ağustos sıcağının hararetinin dudakları kuruttuğu günler. Postacının bana ulaştırdığı mektuplar arasından beni hayli heyecanlandıran bir mektup çıktı. Birkaç defa üst üste okudum. Peygamberimizin âşıklarından birinin yazdığı bu mektupta ve mektubun da başında bir şiir yeralıyordu. Bu mektup beni öylesine duygulandırdı ki, çok eskileri hatırladım. Efendimiz (s.a.v.) i ziyaret için doğduğu ve doyduğu yerden çıkıp Medine-i Münevvere ye müteveccihen yola çıkan, yolculuğu boyunca güneşin sıcaklığından neredeyse kemikleri eriyecek kadar güneş altında yolculuk yapan sonunda Peygamberimizin markatinin yeşil kubbesinin yanına ulaşan Sudanlı MuhteremMüslüman kardeşimi hatırladım. Ona öylesine özendim ki, nasıl ifade edeyim...
Birşeyi daha, vücudumu titretircesine tekrar hatırlayıp yaşıyormuşcasına duygulandım: Bir umre yolculuğu öncesinde arşivimi yoklarken elime 19 uncu yüzyılda yaşamış Divan Edebiyatı Şâirlerinden Leyla Hanım imzalı bir gazel elime geçti. Efendimiz (s.a.v.) e hitaben yazılmış. Bu gazel şu mısralarla başlıyor:
"Bu çeşmim nâr-ı aşkın ile yansın ya Resûlellah
Du çeşmim hâb-ı gafletten uyansın ya Resûlellah..."
Bu gazeli ne zaman okusam, gözlerimden (kaynağından fışkıran su misali) gözyaşları akar. Öylesine duygu yüklü bir gazel. İnşaallah bu gazeli bundan sonraki yazımda sizlere arzedeceğim. Şimdi bahsettiğim mektuptaki satırlara dönüyorum. İbrahim Böyük imzalı bu sevgi selini buyrun birlikte okuyalım. Peygamberimiz Efendimiz e hitaben yazılmış muhabbet ifadeleri, duyguların kelimelere yüklendiği satırlar:
"Seni anlatıyorlar bu âcize
Dillerden düşen kelimeler ile...
Sanki dillerden kelimeler dökülse kıymetine paha olacak.
Kelimeler bile hicab ediyor, Seni anlatırken Aşkından!
Bu âciz nasıl zikretsin ki utanmadan Sevdandan...
Gözler hasretinin firakından coşuyor. Kirpikler her kırpışında gözlerden akan damlalarla sahte değil özenerek keşke biz de akabilseydik sizin gibi diye lisanıyla söyleyip hayranlığıyla bakıyor.
Hasretinin düşmediği an yoktur bu âcizin herşeyine...
Bu sene de geliyor Seni mü minler ziyarete...
Biz bu sene de gelemiyoruz Ey Sevdalım size!..
Ruhumun her hissini tel tel ayırdı sevdan...
İçime düştü büyük bir ateşi Umman!
Medres-i Yusufiyelerde serinliyor Sana salâvatlar getirecek bu âciz can!..
Efkâr-ı umumiyyeden hiçbirşey beklemiyorum...
Yalnızca beklediğim Sevdan..
Aşkın bu âcizi vuruyor dem derinden, dem özünden. Alacalıklar dökülüyor sevdanla bağrımızdan!..
Sana salâvatlarla döktüğün âciz gözyaşlarımı selâm katarak duâlarım ile gönderiyorum, göndermekteyim...
Kabul buyurur masum Sevgilim, Biricik Aşkım, Efendim...
Ah duvarlar açılsa önümüzden!
Vallahi sürüne sürüne gelmez miydim hüznümün şehri Medine-i Münevvere ye!
Her adımda dökerken aşkın ile göz yaşı gelmez miydim her nefes dilden, kalbten getirilen Selâvat-ı şeriflerle!..
Bir dostum bile yok ki avucuma dökülen Rasul incilerini bir şişe versin doldurayım, yanına vardığında!
Bu da âciz Mızraptan diye huzurunda arz-ı endam ile sunsun
Aşkın bu âciz Mızrab ı etti harap
Gönlüm yolunda olsun her daim Sevgilim Turab.."
***
Medrese-i Yusufiyyeden duygularını bana ulaştıran İbrahim Böyük kardeşimin bu satırlarını Rabbim fırsat verirse Efendimiz (s.a.v.) in ayak ucunda okuyup arzedeceğim, inşaallah...