Bismillâhirrahmânirrahîm;
ERBAKAN Hoca’nın başta gelen özelliği, yaşadığı asrın en büyük “ahlâk ve maneviyat öncüsü” oluşudur. Siyasî hayatına, “En önde yürüyen bayrağımız, önce ahlâk ve maneviyattır” diyerek başladı. Yarım asırlık mücadelede bu değerlerin vazgeçilmezliği apaçık görüldü. Hele, “Benim hırsızım iyidir” anlayışının yer bulmaya başladığı günümüzde bu değerlere öylesine ihtiyacımız var ki!
Hoca, ahlâkı inancımızda ifadesini bulan sistematik bir değer olarak gördü; evrensel bir fonksiyonellik içinde ele aldı. Meselâ; İslâm’ı “Halik’ı tazim (büyük bilmek); mahlûka (yaratılmışlara) şefkat” olarak açıklardı. Ahlâk, tabiî ve insanın yaratılışına uygun bir hayat tarzıydı.
Maneviyatı, her işimize, her olaya “hesap gününü dikkate alarak yaklaşmak” şeklinde değerlendirirdi. İnsanın içindeki bir otokontrol; manevî bir polis. Bunu şöyle açıklardı: “Her insanın başına bir polis dikemezsiniz; ama her insanın kalbine manevî bir polis koyabilirsiniz.” Maneviyatı, kötülükleri önleyici bir tılsım olarak gördü.
Evrensel, temel bir inancın sahibiydi. İnsanın sorumluluğu kendisinden başlayarak bütün insanlığı kuşatıyordu: Kendisi, ailesi, yakınları, içinden çıktığı toplum ve insanlık âlemi… Efendimizin (s.a.v.), “İnsanların hayırlısı, insanlara hizmet edendir” buyruğunu hayat düsturu edinmişti. Türkiye’nin manen ve maddeten kalkınması, İslâm dünyasının bütünlüğü ve insanlığın saadeti için çalıştı. İdealindeki “Yeni Bir Dünya”, şefkat ve merhamet numûnesi Müslümanların öncülüğünde kurulacak ve insanlığın huzur ve barışını esas alacaktı.
MİLLÎ GÖRÜŞ İHTİYACI
ERBAKAN Hoca, inancının ışığındaki fikirlerini, işin uzmanlarıyla istişare ederek Milli Görüş ismiyle sistematize etti. İnsanın saadetini esas aldığı için olaylara “ahlâk ve maneviyat” penceresinden yaklaştı. Savaşlar, çatışmalar, sosyal çalkantılar ancak şefkat ve merhamet sahibi insanların sevk ve idaresinde önlenebilirdi. Yalan ve iftiranın prim yaptığı bir dünyada “ahlâk ve maneviyat”a duyulan ihtiyaç öylesine büyüktü ki!
Dünyanın huzur ve barışını sağlamak gibi tarihî bir misyonun sahibi olan Türkiye’de, ahlâk tahribatı zirve yapmış; adalet mekanizmasına güven dibe vurmaya başlamıştı. Haksızlıklar önlenemez duruma gelmişti. Toplum iki ayrı kampa bölünmeye çalışılıyordu.
Sayıştay raporlarıyla 1522 belediyede yolsuzluk ve usulsüzlük yapıldığı ortaya çıkarıldı. Pek çok belediyenin borcu kapatılamayacak noktadaydı. Ülke, varlığını devamlı dışa borçlanarak sürdürmeye çalışıyordu. Siyasî iktidar ise bütün bunları örtbas edebilmek için dikkatleri başka konulara çekiyor; gündemi kavga siyasetiyle meşgul ediyordu.
Hâlbuki yerel seçimlerde yerel konular konuşulmalıydı. Belediye başkanları geçmiş dönemde yaptıklarının hesabını vermeli; yeni projelerini anlatmalıydı. Halk, belediyelerindeki borç durumunu bilmek istiyordu. Kaldırım taşlarının sık sık değiştirilmesinin sebebini de. Ortada bir “plansızlık” olduğu belliydi. İhaleler şeffaf olmalı; yatırımların maliyeti halkça da bilinmeliydi. Bunlar dururken, dikkatleri genel konulara çekmenin sebebi neydi? Böyle yaparak hangi büyük yanlışların üzeri örtülmek isteniyordu?
ÜMİDİNİZİ KESMEYİN!
PROBLEMLERİN büyük olmasından korkmayın! Toplumda “çözümü bilen” sorumluluk sahibi fedakâr insanların varlığı ümit verici! Erbakan Hoca’nın yetiştirdiği kadrolar hizmet heyecanını hiç kaybetmediler. 1989 ve 1994’teki yapıcı, kucaklayıcı, efsanevî “Millî Görüş belediyeciliği”ni geliştirerek yeniden uygulamaya hazırlar.
Erbakan, 42 yıl Millî Görüş’ün başında bulundu. Fedakârlık ve gözyaşıyla kadrolarını, “önce ahlâk ve maneviyat” harcıyla yoğurdu. Saadet Partisi’nin karar mercii olan kadrolarının hepsi Erbakan Hoca’yla çalışmış insanlar. Emperyalistlerin oyunu; basın ve siyasî ihtiras sahiplerinin manipülasyonları Erbakan’ı farklı şekilde tanıttı.
“Erbakan büyük bir devlet adamıymış. Yaşarken onu hakkıyla tanıyamadık; başka partilere aldandık” diyenlerin önünde güzel bir fırsat duruyor: Hoca’nın ideallerinin yaşatıldığı, “Millî Görüş’ün tek temsilcisi”; “Son imtihanı verenlerin partisi” dediği Saadet Partisi’ni desteklemek.
“Önce ahlâk ve maneviyat” diyerek, samimi ve fedakârca milletine hizmet etmiş bir lider ve partisine çamur atanlar kendilerine yazık ettiler; acziyetleri anlaşıldı. Altın, çamura değmekle değeri düşmedi. Çamur, çamur olarak kaldı. Milletimiz hakikati gördükçe, mizaç ve karakterinde var olan doğruların yanında yer alıyor.
Ahmet Taşgetiren, vefatının 8. yılında, “Hocamızın gayreti tarihe geçmiştir” diyordu: “O, sadece bir siyasetçi değil; Türkiye’deki müminlerin bütün alanlardaki mücadelesinin temsilcisiydi.”
Erbakan’ın çağrısı: “Ey yürekleri dağlar kadar büyük ve azimleri kayalar kadar sağlam Millî Görüşçüler, Saadet Partililer! Ne olursa olsun, gelecekten asla ümit kesilmeyecektir. Tarihe bakın, inancınıza sarılın, Millî Görüş’e sarılın! Zulüm ebedi olmaz. Kötülük mutlaka hüsrana uğrayacaktır.”