Bismillahirrahmanirrahim;

Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Allah’adır. Salâtımız ve selamımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.

31 Mart 2019 tarihinde yapılacak olan mahalli seçimler için partiler aday listelerini içeri verdiler. Yapılacak olan seçim, bir yerel seçimdir ve seçimlere 13 siyasi partinin katılacağını YSK ilan etmiştir. Bu seçimin önemli hadiselerinden birisi de AK Parti ile MHP’nin, CHP ile İYİ Parti’nin bir işbirliği içine girmiş olmalarıdır. AK Pati MHP’ye bıraktığı 7 ilde seçime girmezken MHP 44 ilde seçime girmiyor. Kalan 37 ilde ise bu iki parti kendi adayları ile seçime giriyor. CHP 24 ilde aday göstermedi. İyi Parti ise Mersin dâhil 24 ilde aday gösteremedi. HDP ise 32 ilde seçime giriyor, 49 ilde girmiyor. Saadet Partisi ise 81 ilin, 922 ilçenin, 386 beldenin tamamında seçimlere katılıyor. Seçime katılan partilerin tablosu budur. Bu ve diğer partilerin tamamı mevcut yasalara göre seçime girmektedirler. Bu yasallık gereği, devlet bütçesinden seçim yardımı alıyorlar.

CUMHURUN DİLİ, MİLLETE BATIYOR

AK Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan, CHP’yi, İyi Parti’yi ve Saadet Partisi’ni HDP ve PKK ile ilişkilendiriyor, lanetliyor, kınıyor ve teröre destek olmakla suçluyor. Çünkü bu partiler, AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’na karşı seçime giriyorlar. Erdoğan ve Bahçeli’ye göre; kurdukları Cumhur İttifakı’na karşı, bir rakip olarak seçime girmek, sanki vatana ihanet suçuyla eşdeğer görülüyor. Bunun için CHP ve İYİ Parti’nin kurduğu ittifaka “zillet ve şer ittifakı” diyorlar. 1389 seçim çevresinin tamamında, kendi adayları ile seçime katıldığını bildikleri halde Saadet Partisi’ni de aynı ittifakın içindeymiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Özellikle Erdoğan; “zillet ittifakı” diye tanımladığı “Millet İttifakı” partilerini ve Saadet Partisi’ni, gizli pazarlıkların, siyaset mühendisliklerinin, çıkar hesaplarının ürünü olduğunu söylüyor. AK Parti-MHP ittifakının ise; 15 Temmuz gecesi sokaklarda ve meydanlarda kurulduğu ve milletin emrinde, hak ve hakikatin savunucusu, zalimlerin karşısında, mazlumların yanında olduğunu söylüyor. 15 Temmuz gecesi, direnişi ilk başlatanların Saadet Partililer ve vatansever milletimizin şuurlu evlatları olduğunu yok sayıyor. Türkiye’nin bir baka sorununun olduğundan söz ediyor. Aynı dili, MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli de, daha ağır ifadeler ile kullanıyor. Erdoğan ve Bahçeli’nin kullandığı bu ötekileştirici, çatıştırıcı dil, hangi partiden olursa olsun bütün bir millete batıyor. Kendi taraftarlarına da batıyor. Bu kullanılan dille mi, hak ve hakikat savunulmuş olunuyor. Bu dille mi zalimler karşısında duruluyor? Bu dille mi, mazlumların yanında olunuyor ve hukukları korunuyor? Hayır, bu kullanılan dil, sadece zalimleri ve şeytanı sevindiriyor, bu iktidar tarafından itibarsızlaştırılan mazlum milletimizi de üzüyor. Bu kullanılan dil, milletimizin arasına kin ve nefret tohumları ekiyor, devlet millet kaynaşmasını öldürüyor, devlet otoritesine olan güveni sarsıyor. Bir seçimi daha kazanmak için milleti kamplara bölmek, Müslüman bir kişiliğin yapacağı bir yöntem olamaz. Mülkün sahibi Allah’tır. Kullarından herhangi birine iktidarı veren de alan da Allah’tır. Allah, iktidarı verdiği insanlardan adalet ve merhamet ister. Allah, adil olmayan ve millete karşı merhametli davranmayan yöneticilere rahmet etmez, aksine gazap eder. Hepimiz imtihandayız. Bahçeli de Erdoğan da imtihanın içindedir. İmtihan eden Allah’tır. Hesap günü vardır. Hesap gününde herkese, yaptığı ve yapmadığı her şeyin hesabı sorulacaktır. Hepimiz bu hesap gününü düşünerek barış ve kardeşlik dilini kullanmalıyız. Siyasi partiler, birbirlerinin düşmanı değil, rakibidirler. Çatışan değil, hayırda yarışan kadrolar olmak zorundadırlar. Yönetimde zaman zaman nöbet değişikliklerinin olmasında faydalar vardır. Bir yerde Saadet Partisi’nin belediye başkanlığını kazanmasının Erdoğan’a ve Bahçeli’ye ne zararı olabilir ki? Bizim Erdoğan ve Bahçeli’den samimi talebimiz, her yerde ve her zamanda, barış ve kardeşlik, sevgi ve merhamet dilini kullanmalarıdır. Devletin başına bu yakışır. Bu olumlu dil onlara, daha fazla kazandırır. Atalarımız, “Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır” demiştir.

KAYBETTİREN YALANLAR

Yalan söz, belki insana bir müddet kazandırır, amma sonunda kaybettirir. Kaybettirirken de kişinin maddi ve manevi bütün varlıklarını elinden alır ve kuruşa muhtaç hale düşürür. AK Parti’nin 16 yıldır yürüttüğü “faizci kapitalist düzen” yalandır. Bu düzenin iyiliğini anlatmak için kurulan bütün cümleler de yalandır. Bütçeye 117 milyar lira faiz gideri koyduktan sonra “faiz bizi batırıyor, kahrolsun faiz” demek yalandır. İşlemedik haram bırakmadıktan sonra, “Yarabbi bizi haramlardan koru” demek yalandır. Şehirlerde yüksek binaların yapılmasına izin verip, yaşanmaz hale getirdikten sonra, “Bu yüksek binaları kim yaptı, biz şehirlere ihanet etmişiz” demek, aldatmadır. Bütün fabrikaları, üreten tesisleri satıp, tarımı ve hayvancılığı öldürdükten sonra, “Türkiye kalkınıyor, tarım ve hayvancılığı gelişiyor” demek, yalandır. “Poşeti” paralı hale getirdikten sonra, seçimlerde millete “torba” ve “çay paketi” dağıtmak, milletin aklını tahkir etmektir. ABD ve İsrail bizim stratejik ortağımızdır, AB, bizim medeniyet projemizdir dedikten sonra, onlara karşıymış ve mücadele ediyormuş görüntüsü vermek, yalan ve yanlış bir iştir. Saadet Partisi tek başına kendi adayları ile seçime girdiği halde, terör destekçisi olarak itham etmek, ahlakın duvarlarını yıkmaktır. Bu itham, Erdoğan ve Bahçeli’ye birlikte kaybettirecek stratejik bir yalan değil midir? Adamların elinde bu güne kadar milletin gözünü boyadıkları birçok “sihir ipi” var. Saadet Partisi ise sihir iplerinin etkisini kıracak “asay-ı Musa” gibi arenadaki yerini almıştır. Selam hidayete tabi olanlara…