Kalbim seslendi yeryüzüne. Seslendiğinde zulaya kaldırılmış tüm duygular uyanıp tek tek avdet ettiler yerlerine. Ölmüş duygular mezarlığından yeniden yeşerdi insani duygular. Bin bir direniş çiçeğiyle karşıladılar kalbimi. Adeta eskimiş zaman şeridi gibi, unutulmuş ve kırılmış duygu telleri ile bir zamanlar yeryüzünde eksik olmayan insani seviyesi oldukça yüksek kalpler derinden seslendi derin uykudan. Ey Kalbim üfle derin uykudaki benliğimin kalıbına.Geçmiş mi acaba yeryüzündeki zulüm ve haksızlığın karanlık silueti. Geçmiş duygular, kalbime bak, teklemeye başladı diyor. Kalbimi dinliyordum bir zamanlar. Öyle hareket ediyordum. Anlayacağın ayaklarımla değil kalbimle yürüyordum bir zamanlar. Bak dışarıda yaprak kımıldamıyor. İçimde fırtınalar kopuyor. Mazlum coğrafyalarında ölüm kol geziyor çünkü. Bunu görür de durur mu hiç kalbim. Eskiden beri ezilmiş yetim duyguları özenle yerleştirip kalbime, nefsimi kamçılardım zulmün sesini kısmak için. Şimdi sonbahardan kalma kurutulmuş duygular ile kalbimizden gelen hafif tıkırtılar ancak bir yönümüzü yansıtıyor hayata. Kuru. Ölü. Eski. Yaş ve de sarhoş, aklı başında olmayan düşüncelerle eğrelti duruyoruz hayatta. Yeryüzüne yakışmıyoruz bir türlü bu tepkisiz, ölü halimizle.

Hayır, eskiden en çok arkadaşlarım için, kardeşlerim için severdim yaşamayı. Şimdi arkadaşlarımı unuttu kalbim. Bu yüzden kalbim seslendi yeryüzüne. Seslendiğinde ölü duygular dirilip akın ettiler hayata. Koşup gittiler zulüm beldelerine, katliam coğrafyalarına. Uyandırdılar direniş çocuklarını, sevgi askerlerini. Uyandırdılar zulme karşı saf tutmaktan, taş atmaktan zevk alan ümmetin yetim çocuklarını.

Zulme karşı haykırmak keyif verirdi bana. Seri şekilde duygular üretirdi kalbim zalime karşı. Adım yazılırdı, ant içenlerin arasına. Sıcak duygular yayılırdı kalbimin her tarafından. Her direnişin üzerine atılan bombalar ağlama sesleri doldururdu içime. Hep bir direnişe çağırırdı kalbim beni. Sanki arz ediyorum hâlimi resmi tören eşliğinde. Aslında kalbime öldürücü darbeler vuran savaşın bombaları altında özgürlüğe yakın hissediyordum kendimi.

Bir zamanlar duygu kalesiydin Ey kalbim. Ey, her mezarın başında ağlayan kalbim. Ne oldu sana. Şimdi tüm acıların mekânı, hüzünlerin yatağı oldun. Sevinçlerini sürgüne gönderdin bu gün. Tüm coşkun halini kaybettin. Hiçbir karşılık verilmeyen katliamların, davası görülmeyen cinayetlerin, anlamı olmayan aşkların yuvası oldun bu gün. İçimde mevzilenmiş sürgünlerin var ey kalbim. Üfle ey kalbim, benliğimin kalıbına üfle, ölü bedenlere hayat veren ruhtan üfle. İçimde sürgün versin aşk, mücadele ve ihlas. Hayatın damarları içimden uzanıp yeniden toprağa kök salmaya başladı bu gün. 

Anladım ki aslında unuttuğumuz ruhumuzdur. Kendimizi bedenin ölü kalıbından ibaret zannettik. Bu vahşi hayatın vaveylası içinde ruhumuzu unuttuğumuz için bizden içeri olan kardeşlerimizi de unuttuk. Dışımızdaki dünyanın endişe ve uğraşlarına kanarak uğramaz olduk kardeşlik beldelerine. Kardeş ama esrik beldelerin sorunlarını göremez olduk. Çünkü kendimizi unuttuk. Aslında hep kendimizden kaçtık. Bu yüzden kardeşlerimizden de uzaklaştık.  Bütün mücadelemiz benliğimizi karıştırmaktır, benliğimizi kurtarmaktır. Ruhumuzu aramak, ruhumuzu arındırmak, ruhumuzu açmaktır dış dünyaya. Kalbimizi açmak, kalbimizi yoğurmaktır kardeşliğe ve savunmaya dair her türlü duygu ve kavramla birlikte. Şu materyalist dünyanın serencamında ruhunu arındıranlar, kendi benliğini keşfedenler, özüne kavuşanlar, kendini bulanlar kaç kişidir acaba Kendine sahip çıkanlar kaç kişidir acaba Kardeşlerine sahip çıkmayan kendine sahip çıkmış olabilir mi acaba

Üfle ey kalbim, benliğimin ruhsuz kalıbına üfle, taş atan çocukların bileklerine güç veren heyecandan ve imandan üfle. Kolay değil aslında, hakkın yoluna girmek için önce bildik yollardan çıkmak gerekir.