Boğaziçi Üniversitesi’nde, gidişe, atamaya itiraz eden topluluklar, işin aslını bırakıp, inanca hakaret etmeye başladılar. İnanç meselesi, evrenseldir, nedeni niçini olmaz.
Allah’a inanırsınız, inanmanın gereğini yaparsınız. İnanmazsınız, elbet kimse neden icaplara uymadığınızı sorgulamaz. Sizi zorlayamaz.
Din bahsi mühimdir. Kâbe… Müslümanlar için kutsaldır ve Müslümanların hem ibadet, hem istişare ettikleri yerdir. Hac ibadeti için yılda bir kez de olsa, farklı coğrafyalardan oraya akın eden Müslümanlar, aslında ahvallerini, geçmişlerini, geleceklerini istişare edebilecekleri bir makamdır… Hz. İbrahim makamı.
İşin ibadet yönünü yapan Müslümanlar, ne yazık ki, istişare ve konuşma, tanışma, dertlerle, problemlerle yüzleşme faslını yok sayıp gitmektedirler…
Bencilleşmemiz bir yana, Boğaziçi Üniversitesi’nin rektörünü, rektörün atamasını beğenmemenizi anlayışla karşılayabiliriz. Tepkinizi de, hukuk zemininde tutarlı bulabiliriz. İnsanların, başkasına zarar vermeden, tepkilerini, hoşnutluklarını, itirazlarını dillendirmeleri normaldir.
Amaaaa… İşi, Müslümanların Kâbe’sine, kıblesine hakarete vardırmanın ne mantığı var, söyler misiniz? Rektör istifa etsin… Rektör ataması yanlış. Temayüllere uygun bir işlem yapılmamış… Tamam. Bunu da hoşgörüyle kabul edebiliriz.
Peki, kıblemize, Kâbe’ye hakaret etmenizi nasıl izah edeceksiniz efendiler? Rektöre karşı gelmenizle, kıbleyi ayakaltına almanızın ilişkisi nedir, söyler misiniz?
Kimilerinizin beşeri kutsallarına bile, saygı duyarken biz, bizim inancımıza hakaret etmenizi, sövmenizi nasıl hoş karşılayalım?
Birlikte yaşamayı zorlaştırmanızı… Saygı ve sevgi çemberi kırmanızı akıl sahipleri anlayamıyor… Eski tüfek alışkanlıklara dönmenizi ise, bu millet kabul etmez.
Milletin değerleriyle, inancıyla, diniyle kavga edilir mi?
Biliyorum, kimi uslanmaz ve iyileşmez ruhların varlığı bu toplumun açmazlarından biridir… Hâlâ, Ortaçağ zihniyetiyle dünyaya bakanlar var. Hâlâ, ideolojik kalıplarla, olup biteni izaha kalkışanlar var… Hayatı, tek renk sananlar… Kendilerini doğruluğun merkezi bilenler, başkalarını yanlış, hatalı bulanlar, aslında çamurun içinde debelenenlerdir.
Boğaziçi Üniversitesi’ndeki bu ilkel davranış kabul edilemez. Orada, kendilerini sosyalist ya da komünist diye niteleyen… İdeolojik kalıplara mahkûm edenler, bilmelidir ki, Allah’ın yarattığı bir dünya... Allah’ın farklı yarattığı toplumlar, insanlar vardır…
Farklılıkların sebebi de, birbirine düşman olmak değil… Farklı olmanın nedeni, düşmanlık, kavga beslemek değil, tanışmak ve yardımlaşmaktır.
Bu hakikati, Kur’an haykırıyor… Haykırırken, hâlâ, kimi gurupların, taifelerin, İslam’a düşman olmaları izahı güç bir umutsuzluktur.
Umutsuzluğun içinde debelenen bu güruhlar, normal bir tepkiyi dahi beceremeyip, işi başka başka mecralara götürerek, aslında kendilerine kötülük ediyorlar…
Kör bakıyorlar dünyaya… Tek renk aralığından dünyayı tasvire yelteniyorlar… Dünyayı tek pencereden tarife kalkanlar, her zaman yanılıp duruyorlar. Aynı binayı okumaktan bıkmadı bu topluluklar…
Hastalıklı ruhların tedavisi, Kâbe’deki çağrıdır aslında… O çağrı, renk, dil, hâl… Coğrafya farkı gözetmeden, insanların Allah karşısında bir olduklarıdır… Birbirlerine üstün olmamalarıdır… Üstünlüğü, insanlığa, Allah’a yakınlıkta ve yararda bulmalarıdır… Kâbe’nin çağırısında adaletli bir toplum. Adaletli bir düzen. Adaletli bir dünya özlemi vardır.
Aslında hastalıklı gurup, Kâbe’yi ayaklar altına alarak, bu insani değerleri yok etmeye çabalamaktalar…
Üzülüyor insan… Görürken, görmeyenler adına üzülüyor insan.