Yollar araç dolu.

Günlerdir, trafik durulmadı.

İnsanlar bayram için gittikleri şehirlerden dönmekteler.

Fakat çok yorgun olsalar da,

Yenilenmiş olarak mutlu, huzurlu, dingin dönmekteler.

Aile üyeleri bir araya geldi.

Uzaklardaki büyükanne ve dedeler ziyaret edildi.

Sofralar şen kahkahalarla inledi.

Yıllardır kapıyı açmayan huysuz damat bile bu bayram çıkıp geldi,

Ya da sert mizaçlı gelin, karar değiştirip bayram ziyaretine çıktı.

Yahut evlatlarını ve eşlerini dışlayan kayınvalideler, konuşmaya gerek görmeyen görümceler, kendilerini değiştirip de,

Hatırınızı, çoluk çocuğu sordular.

Dedeler heyecanla; gelecek torunları için, bütçelerine göre alışverişler etti,

Onların sevdikleri yiyecekleri aldılar.

Anneler kollarını sıvayıp en güzel tatlıları yaptılar,

Hatta yorgunluktan baygın düştüler.

Fakat o ne huzur veren bir yorgunluk.

Bir annenin yüreği hiç bu kadar mutlu çarpmamıştı,

Yıllardır çalınmayan kapısı ardına kadar açılmış,

Hasretini çektiği çocukları, torunları gelmişlerdi.

Kentte de, köyde de fazla bir değişiklik yok aslında.

Günler öncesinden temizlikler yapılmış,

Kıyı bucaktaki tozlar alınmış,

Sedirlere, makinede acele ile dikilen çiçekli basmadan yeni örtüler serilmişti.

En özel, en zahmetli, belki birkaç senede bir ancak yapılabilen geleneksel bir yemek; onca meşakkatine karşın özenle hazırlanmıştı.

Gelenler candan öte canandı zira.

Çocuklar yokken boğazdan geçmeyeceği için onlar olmadan ocağa konmazdı.

Torunların harçlıkları keselere konulmuş,

Halalar, teyzeler; bayram çikolatalarını hazır etmişlerdi.

Doksanbeşlik büyük teyze, hâlâ yün çorap örmeye devam etmektedir.

Bayramlık çorapların nakışını daha ağır tezyinli desenlerle bezemektedir.

Kırmızı güller, mor menekşeler, pembe sümbüller; “keşke giydikleri elbiselerle takım olsa” endişeleri ile de hız vermişti son haftada şişlerle kurduğu dostluğa.

Fakat şu kısa bayram tatilinde ille de köyde buluşmalar.

Ağır hasta Necibe teyzeyi ziyaret.

Sayılı günleri kalsa da Necibe teyze, gelen konukları üzmek istemez,

Kızından en sevdiği pembe oyalı yazmayı ister,

Başına takıp, hastalığından hiç bahsetmeden, dayanılmaz ağrılarına dişlerini sıkarak gülümseyerek karşılar; komşularının bayram ziyaretine gelmiş çocuklarını.

Çocukluk arkadaşları ile tırmandıkları dağa bakan ihtiyar delikanlıların “nasıl çıkmışız o zirvelere” hayretleri arasında bir film gibi canlanan mazi.

Uzun çubuklara taktıkları pişi toplama yarışları.

İlle de pişiyi; başından savmadan, özenle pişiren, tatlı dille ikram eden Fadime teyzeyi rahmetle anış.

O yokluk yıllarında Kerekler’in Hüsmen Dede’nin onlara en büyük paralarla harçlık hazırlaması.

Eşi Şerife ninenin yarı yatalak halinde gelen çocuklara yerde sürünerek getirdiği ayran.

Köyün kabristanında olsalar da şimdi,

Mazinin muhteşem masalını kozalamaya devam etmektedirler.

Bayram günlerinde hatıraları daha fazla canlanan geçmişin güzel gülleri hiç solmamışlar,

Yattıkları yerden tekrar katılmaktadırlar hayata.

Güzel anıların paylaşıldığı her bayram ziyaretinde.