Seçimler yaklaştıkça vaatler de duyulur hale geldi. Siyasi iktidarın, muhalefetten duymuşçasına verdiği vaatler insanı şaşırtırken, bazı vaatlerini de “seçimden sonra halledeceğiz” şeklinde aktarması şaşırtıyor.
Mesela, halkın 1 numaralı gündemi olan ve son 3-4 yıla tam manasıyla damga vuran yüksek enflasyon ve buna bağlı olarak her geçen gün artan gıda fiyatları çok acil çözüm bekliyor. Bu uğurda, birkaç senelik süreçte yapılan depo, çarşı pazar, market baskınları hafızalardaki yerini koruyor.
Kerameti kendinden menkul bu baskınları adeta bir ekonomi politikası aracı gibi takdim edenler, bu müdahalenin hangi neticeleri verdiğini veya herhangi bir netice verip vermediğini bir türlü açıklamadılar. Gıda fiyatlarını kontrol altına almak maksatlı kurulan Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları Değerlendirme Komitesi, mütemadiyen “gıda fiyatları” gündemli toplanıyor. Bu komite, son birkaç yıllık dönemde defalarca toplanıp dağıldı ancak gıda fiyatlarında herhangi bir düşmeyi geçtik fiyat artışlarında hız kesme bile görülemedi. Üstüne üstlük, geçen yıl dünya genelinde gıda fiyatları yüzde 20 civarında gerilerken, “Battı, bitti” denilen AB’de yıllık gıda enflasyonu yüzde 20 oldu. Aynı dönemde Türkiye’de ise gıda enflasyonu yüzde 67’yi buldu. Küresel gıda fiyatları 12 aydan bu yana aralıksız düşerken, Türkiye’de ise Eylül 2020’den bu yana 31 aydan beri aralıksız yükselişte!
Halkın bir diğer önemli gündemi olan konut fiyatları ve kiralarında da manzara karanlık.. Konut fiyatları sadece 1 yılda yüzde 141,5 arttı. İstanbul’da ortalama metrekare fiyatı 31 bin liraya, yani 100 metrekare bir dairenin ortalama fiyatı 3,1 milyon liraya çıktı. Kimin geliri bir senede yüzde 141 arttı, yani 2.5 katına çıktı peki? İşçi, memur, emekli yani sabit gelirliler ve ücretliler, resmi enflasyon kadar veya buna yakın oranlarda zam alabildi. Yani gerçekte reel gelirleri eridi. Alım gücü her kalemde olduğu gibi barınma ihtiyacını karşılama noktasında da geriledi. Banka kredisi olmadan, kendi birikimleriyle vs ev sahibi olabilmek hayal ötesine dönüştü. Özellikle büyük şehirlerde kira rakamları da asgari 10 bin lira düzeylerinden başlıyor. Büyük bir barınma krizi yola çıktı geliyor!
Halkın temel gider kalemleri olan gıda ve barınmadaki vahim tablo ve büyük başarısızlığa rağmen siyasi iktidar bu tablodaki sorumluluğunu zerre kabul etmiyor. Cumhurbaşkanı, “ekonomik sıkıntı var mı, yoo” diyor, “enflasyon bir ara yüksekti ama şimdi değil” diyor. O bir ara yüksek denilen enflasyon, ki sahadakiyle örtüştüğünü söylemek mümkün değildi, Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırmıştı. Ve siyasi iktidar yetkilileri o zaman da bu realiteyi metazori kabullenmek zorunda kalmış ama her zamanki gibi sorumluluk üstlenmemiş, depocudan pazarcıya marketçiden dış güçlere günah keçilerine yıkmaya uğraşmıştı. Ve bugün hala yüksek bir enflasyon ve Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir pahalılık ve geçim sıkıntısı tablosu var ama yönetenlere göre “sıkıntı yok”!
Türkiye Ekonomi Modeli denen “şey”, gayri iktisadi hangi uygulama varsa onu yaptı ve çok kısa sürede enflasyonu patlattı, halkı süratle fakirleştirdi. Bugün halkın yegane gündemi Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildiğinden beri hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı ise sebebi bu akıl mantık izan ve iktisattan yoksun ekonomi politikalarıdır. Ve dahi ortada model diye bir şey de yoktur. Hem ortada “ekonomik model” diye bir şey yok, hem de ekonomi politikası adı altında uygulanan tedbirler herhangi bir amaca hizmet etmemekte. Sorunun kaynağı olanların, sorunu çözmeye niyetlenmesi ve “seçim sonrasını” işaret etmesi ise trajikomik bir durum.
Bugün en büyük banknotun en büyük olacak hiçbir yanı kalmamış durumda. Güncel örnekten gidersek 1 kilo kıyma bile etmiyor veya 1 kilo peynir ediyor! Yoksulluk sınırının 30 bin lirayı aştığı bir ortamda pek bir alım gücü kalmayan 20 bin lira kazanan birisi tam bir deste para alıyor mesela! Yükte ve görüntüde ağır, pahada ise çok hafif.. Paramızın pul olmasına çarpıcı bir örnek..
Hükümet kanadı halkın yaşadığı sıkıntıyı kendilerince küçümseyip “battık mı” diyorlar ya, bir adım sonrasında “battık” diyecek herhalde vatandaş. Beğenlmeyen 90’larda emekli olan bir kimse, aldığı ikramiyeyle bir ev bir de ikinci el de olsa bir araba alabilirken, bugün artık bırakın emeklileri, aktif olarak çalışanlar bile büyükçe borçların altına girmeden ev araba almak, oturduğu evinden çıkarak yeni bir ev kiralamak lüks veya hayal olmuşken ve çarşı pazar alışverişi yapmak bile zar zor yapılırken daha başka nasıl bir şey olabilir acaba “batmak”?