Boston maratonunun faillerinin zahirde yakalanmasına

rağmen olayın azmettirici nedenleri hakkında tartışmalar dinmiyor. Dinmeyecek

gibi de görünüyor. ABD her ne kadar melting pot yani kaynaştırma kazanı veya

potası olarak görülse de bu iddiası havada kalıyor. Özellikle de 11 Eylül

sürecinden beri. Kültürel anlamda Müslümanlarla Amerikan toplumu arasında nispi

olarak uyumsuzluk var. Yeni nesiller kendilerini burada ifade edemiyor ve yitik

olarak görüyorlar. 1970 li yıllara kadar siyahlar bu durumla karşı karşıya idi.

Bundan dolayı kimileri köklerine ve Afrika ya dönmek istiyorlardı. O sıralarda

ABD onların üzerine çeşitli tertiplerde ve entrikalarda bulundu. Siyahlar

üzerine oynanan 11 Eylül vakalarından birisi Malcolm X olayı olsa gerek! Diğer

adıyla Malik Şahbaz bu tertiplerin kurbanlarından birisiydi. Ayrıca Müslüman

gençler hem kültürel hem de ekonomik açıdan ayrıma maruz kalıyorlar. Amerikan sistemi

hem ekonomik hem de siyasi anlamda ayrımcı ve acımasız bir sistem. Küresel

felaketlerin birçoğundan sorumlu.

ABD ve Avrupa da yaşayan Müslümanları üç kısımda ele

almak mümkün. Birinci kısımda eriyenler var. Bunlar asimile olmuşlar deniliyor.

Asimile olmak Batı hayatına adapte olmak ve asli ve dini kimliğine

yabancılaşmak. Araplar bu ikisine muyue ve zevban diyorlar. Kültürel anlamda

cıvık hale gelenler entegrenin ötesinde asimile oluyorlar. İkinci kategoride

veya grupta yer alanlar ise kesinlikle yaşadıkları toplumla ilişkileri pürüzlü

ve nefret ekseni üzerine kurulu. Bunların küçük bir azınlık olduğunu

söyleyebiliriz. Üçüncü kademede ise bir takım çekincelerine rağmen bu yeni

ülkenin fırsatlarından yararlanarak yeni toplumun iyi ve salih bir uzvu haline

gelenler var. Körü körüne nefret v e muhabbet arasında kalan böylesine üçüncü

bir gruptan da söz etmek mümkün. Dengesizlik ve imkânsızlık ve istibdat

nedeniyle beyin göçünün en yoğun ve kesif yaşandığı yer İslam dünyası.

*

Batı ya beyin göçünün yüzde 66 sı Arap dünyasından (El

Fesad es Siyasi, Muhammed Gazali, S. 133, Nahdatü Mısr). Bunu İslam dünyasına

da teşmil edebiliriz. Bununla birlikte, bu zoraki beraberliğin de bir takım

sıkıntıları var. Bu sıkıntıların başında Bush lar döneminde İslam âleminin yeni

sömürge alanı olarak görülmesi ve bu saldırgan dalga karşısında Müslümanları

ideolojik anlamda savunmasız bırakmak ve pasifize etmek için İslam ve

Müslümanlar terörist olarak yaftalanmaya çalışılmıştır. Böylece Müslümanların

manevi savunma mekanizması ve manevi silahı müsadere edilmeye çalışılmıştır.

Terörist olarak damgalanmaları ilişkileri düşmanca bir kapsama sokmuştur.

Medeniyetler Çatışması tezi ve benzerleri hakkında Batı da bir vicdan

muhasebesine gidilmezken cihat kavramı düşman kavram haline getirilmiştir.

Hâlbuki İslam dünyası savunma pozisyonundadır. Cihadı ilan edecek bir

resmi-şer i merci olmasa bile İslam dünyası her cephede saldırıyla karşı

karşıyadır. Bush 2013 yılında bile hâlâ Irak saldırısı ile ilgili pişman

olmadığını söylemiştir. Onu pişman edecek vicdanı değil, uluslar arası bir

mahkemede yargılanması ve idamı olacaktır. Ürdün Kralı İkinci Abdulah ın dediği

gibi Haçlı ruhlu Irak saldırısıyla Bush pandoranın kutusunu açmış ve bu kötülük

kutusu bir daha kapanmamıştır. Bugün Irak ta yaşananlar bunun tabii bir

sonucudur. Afganistan işgal altında ve Filistin işgal altındadır. Buna rağmen

saldıran değil de savunan taraf suçlanmaktadır. Suçluluğu kabul etmesi için de

cihat/terör gibi kavramlar üzerinden Müslümanlarda suçluluk duygusu uyandırılmaya

çalışılıyor. Boston olayı çerçevesi ne olursa olsun bu dizinin son halkası ve

bir devamıdır. Suçluluk psikozu üzerinden Müslümanların kimyaları

değiştirilmeye ve kendilerini doğuştan suçlu kabul etmeye zorlanmaktadırlar.

*

Bundan dolayı Boston saldırısı faili kim olursa olsun,

İslam dünyasına yönelik küresel saldırının bir parçasıdır. Boston saldırısı

sonrasında eylem örgüt veya siyasi bağlamın dışına taşınmış ve kültürel bir

zemine oturtulmaya çalışılıyor. Kültürel bağlamda Müslümanlar uyumsuz

gösterilmeye çalışılıyor. Batı, Müslümanları kendine entegre etmeye çalışırken,

bir bütün olarak toplumu ve aileyi parçalıyor. İnsanlığı bütün değerlerinden

tecrit ediyor. Obama bunu göremiyor. Hâlbuki o da parçalanmış bir aileden ve geçmişten

geliyor. Batı nın kimseyi mutlu edecek bir reçetesi yok. Garaudy nin ifadesiyle

kilisesi veya mabedi AVM ler haline gelmiş bulunuyor. Burada köksüz ve

dolayısıyla mutsuz nesiller yetişiyor. Evet! Batı kendi içinde de uyumsuz.

Kendisini hayata bağlayacak bir değeri kalmamış durumda. Fasit dairede deveran

ediyor. Yemek için yaşıyor ve yaşamak için de gece gündüz çalışıyor. Müslüman

gençler de Batı da mutlu değil. Batı kültürü ve kapitalizm sadece kendisini

değil bütün dünyayı mutsuz etti. Batı İslam dünyasını köksüzleştirmeye

çalışıyor. Buna aborjinleştirme politikası diyebiliriz. Bunu değersiz

değerleriyle yapmaya çalışıyor. Avustralya da yapıldığı gibi bazen fiili

köksüzleştirme politikası bazen de manevi köksüzleştirme politikası izleniyor.

Köklerinden kopuk ve savaşılan nesiller sonunda Batı da belki de birer yalnız

kurt haline geliyorlar. Londra olaylarıyla birlikte Kaide nin bir marka haline

geldiği söylenmişti. Son olaylarla birlikte de artık markadan da bahseden

kalmadı. Uyumsuz ve yalnız kurtlardan bahsediliyor. Biz savunmasız, Batı da

saldırgan olduğu için suçludur.