“Bir haftadır MHP’deki Başkanlık Taslağı’nı tartışıyoruz. Ama içeriğini bilmiyoruz. Geçen haftadan beri kulisleri yokluyorum. AK Parti, MHP, genel merkezler, Meclis…

İki partinin yöneticileri, yetkilileri, ilgilileri sanki ağzına bant çekip, mühür vurmuşlar. Öyle ki meslektaşlar çıldırmak üzere. Oysa muhakkak sızardı, birinci elden olmasa da “yancılardan” vs. bir şeyler öğrenilirdi. Peki, bu ketumiyet neden? Biraz araştırdım. Önemli bir yemine ulaştım!

AK Parti, MHP’ye gönderdiği metni partide çok az kişiye verdi. Verilen kişilere de yemin ettirildi. “Asla kimseyle metni paylaşmayacaksınız” diye.

Bu sebeple sadece içeriğinden yüzeysel bahsedildi hep! İktidar, Başkanlık metninin çok sulanıp tartışılmasını istemiyor anlayacağınız. Acaba “Disiplin Partisi” MHP’ye de “Tam Metin Yemini” ettirilmiş midir sizce, ne dersiniz?

İPEK DEĞİL, STRATEJİ YOLU TÜRKİYE!

Cumhurbaşkanı’nın, “Türkiye varsa yoksa AB dememeli; neden Şanghay Beşlisi içerisinde olmasın?” çıkışı şu soruyu akla getirdi: “Daha dün, 15 Temmuz’da ABD ve NATO’dan öldürücü FETÖ darbesi yemiş Türkiye ve iktidar, neden illa da ABD ve NATO diyor?” 

***

Ve madem Kosova’dan Halep’e, Trablus’tan Dağıstan’a Avrasya’nın tüm Müslümanlarının ümit ülkesi Türkiye ise… Neden D-8, D-60 ve İslam Birliği için canla başla çalışılmıyor?

***

Avrupa da, Asya da Türkiye’yi “elinin altında” tutmak istiyor. Avrupa yolun sağı, Şhangay solu. Yahu bu arabayı düz yolda sürmeyi neden denemiyoruz? Saraybosna’dan Jakarta’ya, Buhara’dan Kahire’ye dümdüz İslam yolunda… Neden, neden, neden?

İRAN MODELİ

Türkiye, Cumhurbaşkanı’nı halka seçtirdiği günden beri (Ağustos 2014) Fransa modelini yaşıyordu. Yani “Fiili Yarı Başkanlık.”

Şimdi, “Cumhurbaşkanlığı Modeli ile de aslında İran Modeline geçiyor. Şöyle ki; İran’da devrimden sonra parlamenter sistem, yani “Parlamento ve Başbakan” vardı. Başbakan Sadr’ın özel durumu nedeniyle başbakanlık kaldırıldı. 

Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildi. Halk Cumhurbaşkanı’nı ve parlamentoyu seçiyor. Şu anda Türkiye’nin tartıştığı sistem de bu.

AB Mİ BAŞKANLIK MI?

Avrupa Birliği ülkeleri arasında başkanlık sistemi ile yönetilen hiçbir ülke yok. Yarı Başkanlık Fransa hariç! ABD, İran, Güney Kore, Afganistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Endonezya, Ermenistan, Kostarika, Uganda, Uruguay gibi ülkeler ise başkanlıkla yönetiliyor.  

Ne tesadüf ki küçük ekonomilere sahip ülkeler ise “parlamenter sistemle” yönetiliyor: Arnavutluk, Avusturya, Bosna Hersek, Yunanistan, Bulgaristan, Yunanistan, Polonya, Slovakya, Slovenya, Pakistan, Nepal ve Singapur. Yarı başkanlık sistemi ile yönetilen ülkeler ise şunlar: Suriye, Fransa, Rusya, Portekiz, Finlandiya…

Türkiye şimdi bir karar verecek. Parlamenter sistemle devam eden bir AB üyeliği mi? Yoksa bağımsız bir ekonomi ve siyasete sahip başkanlık sistemi mi?

KOMUTAN’IN DAVETSİZ MİSAFİRİ

AGD Başkanımız Salih Turhan, Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi’nde öğrencidir. Sene 2005. Aynı zamanda Kıbrıs Evrensel Sevgi ve Kardeşlik Derneği’nin (ESKAD) Ada Başkanı’dır. Arkadaşları ile beraber Milli Gazete’ye abone olurlar.

Bütün arkadaşlara Türkiye’den her gün gelen gazete, bir tek ona gitmez. Dağıtıcı, “Her gün bırakıyorum!” der. Herhalde, “Başka biri alıyor” diye düşünürler bir süre. 

Sonra, “Milli Gazete ile ilgili bir sıkıntı var” diye bilgi verirler. Gerçek bunun üzerine ortaya çıkar. Meğerse dağıtıcı gazeteyi, yanlışlıkla bir komutanın evine bırakıyordur.

Hem de TSK’nın Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri komutanının evine. Gerçek ortaya çıkınca, sorun çözülür! Bir abone daha yapılır!

BU KEZ DE BİZ KONUK OLDUK!

İzmir’den Van’a, Ankara’dan İstanbul’a... 

On binlerce Anadolu gençliği, Milli Gazete’yi evine, “Buyur” eder!

Bir gün, üç gün, beş gün değil. Haftada, ayda, yılda bir de değil. 

Hem de her gün!

Ola ki bir gün gidemezsek, yağmura, kara takılırsak…

“Kıyameti Koparır” itaati esas almış Anadolu’nun gençliği! 

“Milli Gazete’m bugün gelmedi” diye.

Eh, her gün konukları Milli Gazete olacak değil ya!

Bu kez de, gazetenin çalışanları olarak kendimiz gittik AGD’ye.

Genel Merkez’in konuğu olduk. 

Başımızda 42 yıllık emektarımız, eski yazı işleri müdürümüz…

Ve yazarımız Abdülkadir Özkan olmak üzere…

Ankara büroyu ağırladı AGD Genel Başkanı Salih Turhan ve ekibi.

Ne mi konuşuldu?

Laf lafı açtı, anılar anıları. Şu kadarını aktarayım!

AGD’mizin sevilen Başkanı Salih Turhan dedi ki; 

“Bir evde bir sürü eşya vardır. Ancak küçücük bir sigorta o bütün eşyaları korur. Milli Gazete’de evlerimizin ve ülkemizin sigortası gibi yayın yapar. Önceden uyarır, alarm verir!”

Dedik ki, “Biz bile bu kadar iyi tarif edemezdik misyonumuzu!”

MEĞERSE BÜTÜN KÖTÜLÜKLERİN SEBEBİ!

Elime Bülent Arı ve Selim Arslantaş’ın editörlüğünü yaptığı Halil İnalcık’ın Adalet Kitabı geçti. 

Timur ve Cengizhan dönemlerini anlatıyor. Bir bölüm var ki çok ilginç. Hastalığımızın teşhis ve tedavisini koyuyor. Aynen aktarıyorum: 

“Devletin yüksek makamlarına ehliyetsiz ve hak etmeyen kimseleri getirmek yüzünden dîn ü devlet ve mülk ü millet o kadar büyük zarar görür ki, bunların telâfîsi mümkün değildir. Dünyada insanlar arasında görülen bütün bozukluk ve kötülüklerin sebebi, çoğunlukla devlet makamlarına ehliyetsiz kimselerin getirilmesi; emaret, vezaret, kaza (kadılık) ve eğitim (tedris) makamlarına müstahak olmayanların oturtulmasıdır. 

Dolayısıyla, padişah veya vükelâ (Bakanlar), tayin ve terfi hususunda tam bir ihtiyat ve takva ile hareket etmeli; rüşvete, yakınlığa ve iltimasa itibar etmemeli, aracıları veya şefaatçileri dinlememeli; müstahak ve ehil olmayanlara kendisi dahi şefaatçi olmamalıdır.”