Küresel efendilerin federasyona giden yolda bize çizdiği en önemli yol haritalarından biri ikiz yasalar (4867 ve 4868) adıyla anılan yasalardır. Türkiye; 2000 yılına kadar yaklaşık 34 yıldır dayatılan bu ikiz yasaları imzalamadı. Amerika sözleşmeyi imzaladığı halde onaylamamış. Türkiye ise; 2000 yılında Ecevit, Bahçeli, Yılmaz hükümeti tarafından imzalanmış, üç yıl sumen altında bekletilmiş, AKP hükümeti tarafından, tam ABD Irak’a girerken sumen altından çıkartılarak onaylanmıştır. “İkiz yasaların” özelliği, halkların, mezheplerin yani farklı toplumsal kökenlere sahip olanların “kendi kaderini tayin etme” hakkı veriyor. Yani bunu imzalayan devletlerde yaşayan etnik kökenler, dilerse ayrılabilir, kendi kendini yönetebilir. 

Ulus devlette halkların kendi kendilerini yönetme şekli nasıl olacaktır? Mevcut parlamenter sistemde bunun olması olanaklı gözükmemektedir? Başkanlık sistemi ulus devletin çözülmesini sağlayacak tek anahtardır. Amerika’yı yöneten elitler başkanlık sistemini başka ülkelere dayatıyor. Bu sistem; ABD’nin en tehlikeli ihraç ürünüdür. Dünyada 30’dan fazla ülke ABD’den ithal ettiği başkanlık sistemi nedeniyle anayasal çöküntü yaşamıştır. Başkanlık sistemi birbirine dayanan iki partiden oluşmaktadır. Halk için değil, halka karşı ayakta durmaları için birbirlerine rakip görünen ama aynı kaynaktan beslenen iki parti bu sistemin olmazsa olmazıdır. İşte batı bu yüzden her ülkede kuvvetli muhalefette ısrarlı! Düşmanı olmayan hiçbir sistem ayakta duramaz. AKP hükümeti 14 yıldır aldanıyor tekrar aldanıyor, memleketi kutuplaştırıyor kendinden olmayanı ötekileştiriyor, sürekli karşısında bir düşman oluşturuyor ve iktidarda bu şekilde kalmayı başarıyor Düşmansız kalan tek bir parti yoğun baskı karşısında dayanıksız kalabilir. Bu başkanlık sisteminin çöküşü demektir. Ama iki partili sistem birbirine dayanır ve arkasındaki elitleri sağlama alır. Her iki parti aynı çıkar gruplarından nemalanır. 

ANAYASANIN 123. MADDESİ

Yakın zamanda Türkiye’de anayasa değişikliği için referanduma gideceğiz. Darbe anayasasının tamamını değiştirmek yerine kısmı değişiklikle yama yapacağız. Mevcut anayasanın 123. maddesi ülkemizin idari yapısını nasıl ve kimlerin belirleyeceği yazılıdır. Bu maddeye göre; “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur”. Maddenin sonunda bu tür bir bölgesel düzenleme, kamu tüzel kişiliği (eyalet, özerk bölge, otonom bölge) ‘ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanarak kurulur’ cümlesini attılar… Yerine ‘kanunla veya cumhurbaşkanı kararnamesi ile kurulur’ cümlesini koydular… Bundan şunu mu anlamalıyız? Cumhurbaşkanı kararname ile Türkiye’nin idare yapısını değiştirebilir. “Sayın Erdoğan yapmaz!” Yapmaz! Ya ondan sonra gelen yaparsa? Ya gizli Fetöcü başkan olursa? (Baykal Başbakan yaptı, Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı yaptı, Bahçeli’de başkan yapıyor. Muhalefet nerede?)

İkiz yasalar onaylanmış, Anayasanın 123. Maddesi de değiştiriliyor. Bunun yanı sıra, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldığı 9 Aralık 2014 tarihinde Fatih Altaylı’nın sunduğu ‘Teke tek’ programında; “Dünyada gelişmiş güçlü ülkelere bakarsanız, bunların hiçbirinde eyalet korkusu diye, eyalet endişesi diye bir şey yoktur. Tam aksine eyalet yapılanmaları o güçlü ülkelerde çok daha süratle kalkınmayı getirir ve demokraside özellikle siyasi rekabeti getirir. Bu, güçlenme alametidir.” Şeklindeki sözleri düşünülürse niyeti belli hedefi belli! Neyi tartışıyorsak!