Her üç ayda bir bankaların kâr oranları açıklanır ve medyada yer alır. Bu yüksek gelirlerin büyük oranda verilen kredilerden sağlandığı da biliniyor. Diyebiliriz ki, bankalar özellikle dar ve sabit gelirli vatandaşlara verdikleri çeşitli adlar altındaki yüksek faizli kredilerden büyük gelirler elde ederler. Faiz oranlarının yüksekliğine başta Cumhurbaşkanımız Erdoğan olmak üzere yöneticiler her fırsatta dikkat çekiyor ve faiz oranlarının düşürülmesi gerektiğini vurguluyorlar. Çünkü yüksek faz oranları ile verilen kredilerle yapılan yatırımların pahalıya mal olduğu, bununda rekabeti engellediği belirtilir. Ne var ki, devletin her kademesindeki yetkililer ülkemizde faiz oranlarının yüksekliğine dikkat çekiyor ve bu oranların düşürülmesi gerektiğini vurguluyorsa da bankalar bildiklerini okumaya devam ediyorlar. Yani, yatırımcının işini kolaylaştıracak bir faiz indirimine gitmiyorlar. Elbette bankaların bu direnişlerinin kendilerine göre bir izahı vardır. Ancak, bu izah kesinlikle kurumlarının ayakta kalmaması korkusu değildir. Çünkü faiz oranlarının düşürülmesi bankaların batacağı anlamına gelmiyor. Olsa olsa gelirlerinde bir miktar düşmeye sebep olacaktır. Böyle olunca da bankalar gelirlerinde düşme istemiyorlar ve bunun için de faiz oranların bunca talebe rağmen indirmiyorlar. Bankalar faizle para veren (satan) kuruluşlardır ve gelirleri yukarıda da belirttiğimiz gibi bu para satışından sağlanır. Bankaların verdiği kredilerin kaynağı ise yerli ya da yabancı sermaye sahipleridir. Bankalar sadece birer aracı kuruluştur. Bu bakımdan bankaların yüksek kâr elde etmek için faiz oranlarını düşürmeyişlerini ele alırken yerli ve yabancı sermaye sahipleri, bir başka ifadeyle özellikle de küresel sermaye sahiplerinin gelişmekte olan ülkeleri bu yolla sömürdüklerini unutmamak gerekir. Küreselleşme adı altında dünyanın global bir köy konumuna düşürülmüş olması ile küresel sermaye tüm dünyada bir bakıma yönetimi elde tutmakta, ulusal yönetimlerin sözü bu küresel sermaye sahiplerine geçmemektedir. Meseleye bu açından baktığımızda küreselleşme ve globalleşme söylemlerinin dünyayı sömürmek için küresel sermeye çevrelerinin uydurup ortaya attığını, bu kavramları oltanın ucundaki yem olarak kullandıklarını söylemek yanlış olmaz.
Bu noktada bankacılık sektörü ve borsada yabancı sermayenin payı nedir? Ülkemizde faaliyet gösteren bankaların kaç tanesi tamamen ya da büyük oranda yabancı sermayenin elindedir soruları önem kazanıyor. Diyebiliriz ki, küresel sermaye serbest piyasa ekonomisinden de yararlanarak çeşitli ülkelerde bankların ya tamamını ya da çoğunluk hisselerini satın alarak gelişmekte olan ülkelerde para satarak para kazanmaktadır. Ancak, devlet bankalarının da büyük karlar elde ettiği, buna rağmen yönetimden gelen çağrılara kulak vermedikleri de bir gerçek. Devlet bankalarının faiz düşürme hususunda direnmelerinin makul bir izahı yoktur. Ancak, görünen o ki, ülkemizde büyük oranda yabancı sermayenin hâkim olması ister istemez devlet bankalarını da etkilemektedir diye düşünmek yanlış olmayacaktır. Ancak, böyle bir kabul ülkemizde serbest piyasa kuralları sebebiyle küresel sermayenin çıkarları belirleyici olmaktadır diye düşünmek yanlış olmayacaktır.
Küresel sermayenin böylesine etkili ve belirleyici olması o ülkelerin ister istemez bağımsızlıklarını tartışmalı hale getirmez mi? Ancak, yerli ya da yabancı sermaye sahiplerini suçlayarak işin içinden çıkmaya çalışmak gerçekçi olmaz. Ülkemiz özelinde meseleye baktığımız takdirde geçen bunca zamana rağmen kalkınmasını gerçekleştirememiş, hâlâ yabancı sermayeye muhtaç haldeysek, yabancı sermaye sahipleri de bundan istifade ediyorlar demektir. Böyle olunca özellikle sanayi alanında üretime dönük, dışa bağımlılığı azaltmak durumundayız. Bu gerçekleşmediği, üretmeden tüketmeye devam ettiğimiz sürece küresel sermayenin borusu ötmeye devam edecektir. Faiz oranlarını onlar istemediği sürece indirmek zor olacaktır. Toplumumuzu üretmeden tüketmekten kurtararak ürettiği kadar tüketme noktasına getirmek durumundayız. Çünkü bankaların kredileri ile ülkemizin kalkınma ve sanayileşme hamlesinin gerçekleştirilemeyeceği artık görülmelidir. Çünkü bankalar önemli ölçüde dar ve sabit gelirlilere verdikleri tüketici kredileri ile büyük oranda kâr sağlıyorlar.